• 17.08.2014 00:00
  • (3939)

 1970’lerin sonunda kitap sevdamın filizlenmiş, o kitapçı senin, bu kitapçı benim, saatlerim artık bu yeni irfan tapınaklarının rafları önünde geçer olmuştu.

Bursa’da Ulucami’nin köşesinde MTTB’nin kitabevinden tutun da ciltçi Cavit Çemrek’in üst katı eski kitaplarla dolu dükkânına kadar süren turlarımda kitabiyat bilgilerimin temeli atılmaktaydı.

Rahmetli Cavit Çemrek’in dükkânında geçirdiğim saatlerde Osmanlıca bir Kur’an tercümesine rastlamıştım. Adı “Nûru’l-Beyân”, yazarı da Şeyh Muhsin-i Fânî (Hüseyin Kâzım Kadri’nin takma adı). Cumhuriyet devrinin bu ilk meal-tefsir denemesi zamanında yoğun eleştirilere uğramış, hatta “Sebilürreşad” dergisi şiddetli hücumlarda bulunmuştur.

Mesela daha ilk ayetin ilk kelimesinde hata yapılmıştır. “Kâffe-i hamd Rabbu’l-âlemîne mahsustur” şeklindeki çeviride “kâffe” kelimesi ‘istiğrakı’, yani başına geldiği cins ismin eksiksiz bütününü ifade etmez, halbuki ayette istisnasız bütün hamdin Allah’a mahsus olduğu kastedilmektedir.