• 16.11.2014 00:00
  • (4284)

 Ankara’da açılışı yapılacak olan Ak Saray’ın tartışmaları bütün hararetiyle sürerken geçmişteki bir Ak Saray’ın hikâyesine bakmak ilginç olabilir diye düşündüm.

Bundan 600 küsur yıl önce Timur tarafından Orta Asya’da yaptırılan muazzam ölçülerdeki Ak Saray’dan günümüze sadece iki devasa kulesiyle kemer başlangıçları kalmış durumdadır.

2006 yılında “Mostar” ekibiyle yaptığımız Özbekistan seyahatinde yolumuz Semerkand’dan sonra Şehr-i Sebz’de düşmüştü. Şehr-i Sebz, Yeşil Şehir. Gerçekten de bize okullarda öğretilen Orta Asya’da kuraklık oldu, Türkler göç etmek zorunda kaldı, masallarını çürütmek için oraları az buçuk gezmeniz yeterli.

Şaşırtıcı irilik ve yükseklikteki bir Timur heykeli karşılıyor bizi. Sonradan öğreniyoruz ki, heykelin bu kadar yüksek olmasının sebebi, daha önce yerinde bir Lenin heykelinin bulunmasıymış. Bağımsızlıktan sonra Lenin’i kaldırıp Timur’u oturtmuş Özbekler.

Peki neden Timur’u bu kadar seviyorlar? Biz Türkiye’de başka bir Timur okuturuz, orada adeta başka bir Timur vardır çünkü. Bizim okuttuğumuzun büyük ölçüde ‘Osmanlı gözüyle Timur’ olduğunu oralara gidince anlarsınız. Timur Orta Asya’da, hele Özbekistan’da yeniden diriliş için şahsiyetine sarılınacak güçlü lider prototipidir.

Gaddar şüphesiz ama Batılı kaynaklarda ‘Timur Rönesansı’ denilen bir uyanış döneminin de başlatıcısı. Hoca Ahmed Yesevî’nin türbesini Bursa Ulucamii’nden 10 yıl önce yaptıranın o olduğunu söyleyelim de siz anlayın gerisini.

Şehrisebz’de bizi karşılayan heykelinin arkasından bir ikiz kule başını uzatmakta. İkiz kule veya Timur’un doğup çocukluğunu geçirdiği şehre armağan ettiği muazzam Ak Saray’ından geriye kalan 30’ar metre yüksekliğindeki görkemli kalıntılar… Daracık merdivenlerden tırmanıp seyran ettikten sonra Timur’un bu akıl almaz büyüklükteki sarayının trajik hikâyesinin içine dalıyorum.

İhtişamdan geriye kalan

Timur 1336’da o zamanki adı Keş olan Şehrisebz’in Hoca Ilgar köyünde doğmuş. Maveraünnehir’deki hakimiyet mücadelesinin içine genç yaşta atılmış, 34 yaşında bölgeye hakim olmuş. Semerkand’ı devletine başkent yapmış ve Osmanlı’yı Ankara’da yendikten üç yıl sonra öldüğünde Çin hariç Asya’nın neredeyse tamamına sahip olmuştu. Kurduğu devlet Timurîler adıyla 150 yıl hüküm sürecek, evlatları arasından Uluğ Bey gibi alimler de, Sultan Mahmud gibi zalimler de çıkacaktır.

İşte Semerkand’ı başkent yaptıktan sonra Timur hemen güneyindeki Şehrisebz’e el atmış ve burayı Doğu’nun en güzel şehirlerinden biri haline getirmeye and içmişti. Türbeler, medreseler, camiler, derken sıra saraya gelmişti. Bu saray benzerlerinden iri olacak ve hem doğduğu şehri süsleyecek hem de devletinin kudret ve zenginliğini cümle âleme gösterecekti.

Bugün ayakta iki kulesi kalmışsa da Timur’un Ak Saray’ının kemeri İran’ın Kisra’sının yaptırdığı 37 metrelik efsanevi Tak’ından daha yüksek olacaktı. Öyle yüksek bir kemer ki, 50 metreye kulaç atacak, ihtişamıyla dosta da düşmana da dudak ısırtacaktı.

Yaptı da. Şanslı sayılırız, zira yıkılmadan önce sarayı gören iki ünlü tanığımız var. Biri İspanyolların Timur’a gönderdiği Clavijo adlı elçi, diğeri ise ünlü Babür Şah. İkisi de yaklaşık bir asır arayla gözleriyle görüp anlatmışlar bize bu göz alıcı sarayın kayıp salonlarını.

Şehr-i Sebz’de Lenin heykeli yerine yapılan Timur heykeli.

Clavijo 29 Ağustos 1404 günü ziyaret eder sarayı. 20 yıldan beri inşası devam etmekte olan bu sarayın halini şöyle anlatır:

“Pek muazzam bir yapı olan bu sarayın kapısı çok büyüktür. Kapıdan girer girmez iki tarafta mavi çinilerle süslenmiş kemerlerle karşılaşıyorsunuz. Kemerlerin her birinden kapısız bir odaya varılıyor. Zemin hep mavi çinilerle döşenmiş. Kemerlerin sonundaki bu odalar Timur’un huzuruna çıkacakların bekleme yeri. Bunun ötesinde dört tarafı muhteşem kemerlerle çevrilmiş büyük bir sahanlık bulunuyor. Burada zemin mermerle döşenmiş olup ortaya bir fıskiye kurulmuş.”

300 adım genişliğindeki bu sahanlığı geçtikten sonra yine büyük bir kapıdan asıl saraya girildiğini yazan Clavijo’nun kaleminden bundan sonra altın damlayacaktır:

“Bu muhteşem kapının yanları mavi ve altın renginde çinilerle süslenmiştir. Girişin üstünde güneş ve aslan resimleri görülür. Bunlara her kemerin üzerinde rastlanır. (…) Timur’un arması bir üçgen teşkil eden üç küçük dairedir. Bu arma dünyanın dörtte üçüne sahip olduğunu ifade eder.”

Daha sonra dört köşe bir salona geçer ki burası kabul salonudur. Duvarlar boydan boya mavi ve altın renginde çinilerle kaplı olup tavanı da tamamen yaldızlıdır. Şöyle sürdürür sözlerini:

“Anlatması çok uzun sürecek. Her şey akıllara durgunluk verecek bir güzellikteydi. O kadar ki, Paris’in hünerleriyle meşhur sanatkârları bile bu güzellik karşısında aciz kalırlardı.”

Daha sonra Timur’un ikametine mahsus daireleri temaşa ederler. Bunların hepsi de sen derece süslü ve muhteşemdir. Zemin ve duvarlar ile tavanlar birbirleriyle güzellikte yarışmaktadır. Hanım sultanlarıyla birlikte yemek yedikleri salon çok geniş ve son derece mükellef döşenmiştir. Ötesinde büyük bahçeye gölge veren meyve ağaçları boy verir. Bahçe o kadar geniştir ki, büyük bir cemaat burada rahatça toplanabilir ve suların kenarında, ağaçların gölgesinde yazın sıcağından kendilerini koruyabilirdi.

“Sarayın süs ve ihtişamı o derecedeydi ki, burada layıkıyla anlatmaya imkân bulamıyorum” diyen Clavijo, Sultan Timur’un bunları yaptırmaktan maksadının babasının hatırasını yükseltmek ve doğduğu şehri güzelleştirmek olduğunu yazar.

Babür Şah ise Clavijo’dan 94 yıl sonra gider Ak Saray’a ve şunları anlatır:

“Timur Bey Keş’te doğduğu için bu şehri payitaht yapmaya çok uğraştı. Büyük binalar yaptırdı. Divan kurmak için kendisine büyük bir tak (divanhane), sağ ve sol tarafına tavaçi (nevahi) beyleri ile divan beylerinin oturup divan yapmaları için biraz küçük iki tak yaptırmıştır. Bir de müracaat eden iş sahiplerinin oturması için bu divanhanenin her tarafına küçük daireler inşa ettirmiştir. Bu kadar büyük tak cihanda az bulunur ve bunun Kisra takından daha büyük olduğunu söylerler.”

Timur’un “hazinelerle tıka basa dolu toplam 18 saray” yaptırdığı bilinir ama içlerinde en büyüğü, tartışılmaz bir şekilde Ak Saray’dır. Diğerleri zaman içinde hak ile yeksan olurken Ak Saray yaralı da olsa ayakta kalmayı başarmıştır. Bu arada isminin de beyazlıkla bir ilgisi yoktu, Lisa Golombekand Donald Wilber’ın tahminine göre sarayın adının ak’ olması “aristokrasi”yi simgeliyordu.

Babasını bu şehirde kaybetmiş, onu şeyhi Emir Külal hazretlerinin yanı başına defnettirmişti. Oğullarından ikisi de burada ölmüş ve buraya gömülmüşlerdi. Timur burayı bir aile kabristanına çevirmek istemiş ve doğduğu şehre kendi türbesini yaptırmıştı. Yalnız türbe epeyce alçak ve basıktır. Clavijo’nun dediğine bakılırsa ölümünden bir yıl önce gelip türbenin girişini alçak yaptığı için mimarına köpürmüştür. Kime niyet kime kısmet derler: Kendi yaptırdığı türbeye değil, Semerkand’da yine saray gibi ihtişamlı türbesine gömülecektir Aksak Timur.

Lakin orada da Stalin kendisini rahat bırakmayacak ve kemiklerini o şehir senin bu şehir benim gezdirecektir ama bu dahi bir hikâye-i digerdir.