• 19.11.2018 00:00

 Bugün, Türkiye’de toplumun, sokağın, her görüşten, her fikirden, her etnik aidiyetten insanların daha fazla olmasına itiraz etmeyecekleri ve hatta bunu arzulayacakları tek şey demokrasidir. Daha çok ifade özgürlüğü, daha çok hukuk, daha çok hak herkesin ortak talebidir. Bunu dile getirmemeleri, bunun için çaba göstermemeleri veyahut da bir bedel ödemeyi göze almamaları bu gerçeği değiştirmez. Ülkedeki en büyük ortak küme veya en çok taraftara sahip siyasi akım da demokrasi grubudur. Bütün partilerin tabanları biraz eksik biraz fazla bu noktada birleşir. Bir kesimin mağduriyeti giderilecek olsa bundan memnun olmayanlar çıkabilir ama sonuçta kimse de sokağa dökülmez. Neticede demokrasi de böyle ilerleyen bir kurumdur.

Gelin görün ki bu muazzam ortak talebe rağmen Türkiye’de hukuk ve demokrasi ortamı hak ettiği tempoda yükselmiyor. Yükselmediği gibi bazı temel değerler; yani yıllar içinde tecrübeyle oluşmuş ve artık geri gitmemesi garanti altında olması gereken uygulamalar zedelenmeye devam ediyor.

Delil olmadan dava açmama kuralı…

Tutuksuz yargılamanın önceliği…

Örgüt bağı olmadan insanları örgüte dahil etmeme usulü…

Ya da tek başına sadece fikrini söylediği için soruşturmamaya tabi tutulmama garantisi…

Hukuk usulünde olan ve ayrıca da Türkiye’nin siyasi tecrübesiyle kesinleşmiş bu kurallarda geriye gidiş durmuyor. Tarihi tecrübemiz ve demokrasi hak edişimizle aradaki makas açılıyor. Mesela, son dalgada hedefe konulan profesörler ve aktivistler vakası gibi. Prof. Turgut Tarhanlı, Prof. Betül Tanbay ve Hakan Altınay gibi isimlerin gözaltına alınması, yanlış olduğu kadar murad edilen maksat açısından da gereksiz bir işlem olmuştur. Yapılan şey, ortada ciddi bir iddia bulunmadığı için bir suçu veya tehdidi önlemeye yaramayan ve tersine ülkede zaten tatsız olan genel atmosferi bozan bir işlemden ibaret kalmıştır.

Böylelikle hukuk ile siyaset ve usul ile tatbikat arasındaki makasın biraz daha açılmasına yol açmıştır. Birkaç gün önce, “sakıncalı” görülen doktorların özel hastanelerde çalışma kısıtlamasından geri dönülmesi bir iyimserlik havası vermişken yeniden geriye dönüş rüzgarı estirilmiştir.

Zaten hasarlı sistemi biraz daha yaralamanın, toplum ve dünya nezdinde güvenilmez kılmanın gereği yoktur. Büyük adımlarla demokrasiyi yükseltemeyeceğimiz ortada olduğuna göre böyle hamlelerle geri adıma hiç gerek yoktur.

Öngörülebilir olmak zorundayız. Sürprizlerden, şoklardan, bir sabah ansızın kapı çalınmalardan kurtulmak, bunları hafızalardan silmek zorundayız.

Hangi siyasi fikir galebe çalarsa çalsın bu ülkede herkesin yüzü gülmeden, herkes kendini emniyette hissetmeden ve herkes fikrinden dolayı güven içinde yaşamadan geçekte kimsenin içi rahat edemeyecek. İktidarın da muhalefetin de huzuru bu zeminin sağlanmasına bağlıdır. Yoksa gerilim ve endişe bitmez, bitemez.

Geçtik rahatı, huzuru, endişeyi… Türkiye’nin hak ve hukuka ihtiyacı sadece bunların vazgeçilmezliği ve fazlasıyla hak edilmiş oluşundan değil, ekonomik düzenin devamı ve refahın temini için de olmazsa olmaz değer taşımaktadır. Öngörülebilir bir ülke olmanın saymakla bitmeyecek faydaları önce yargının güvenilir olmasından başlar.

Hukukla tatbikat arasında açılan makası kapatalım artık…

Kapatalım ve bu ülkenin hak etmediği tabloları tarihe gömelim.