Son günlerde esmekte olan çekingen rüzgara katılmamak, kapılmamak mümkün değil. Dış politikadaki gergin bekleyişin ardından başlayan yoklamalar kesinlikle değerlidir ve gereklidir. Her ne kadar Türkiye, diplomatik tecrübesi icabı işini yoklamalarla halledecek bir ülke olmayı hak etmiyorsa da mesele bu noktaya geldiğine göre oradan ilerleyelim. ABD, Avrupa, Mısır hatta akla gelmeyen ne kadar problemli diplomatik alan varsa hepsi onarılmalı, buna şüphe yok. Hasarlı bütün ilişkiler Türkiye’nin refah ve güvenliğine maliyet ekliyor, buna da şüphe yok.  

Bununla birlikte, birçok ülkeyle ilişkilerimizin neden problemli hale geldiğini de sorgulamak gerekiyor. Uluslararası ilişkilerin çıkar ve fayda eksenli olduğu gerçeğini ıskalayıp hamasetle fırtınalar estirilmesini tartışmadan bir adım ilerleyebilmenin mümkün olmadığını görmeliyiz. Böyle olduğu için büyük küçük bütün ülkeler dostluk kazanma, ilişki geliştirme peşindedir. Her ilişki için bıkmadan usanmadan yıllarca çaba gösterilmesi bundandır. Biz ise olgunlaşmış ilişkileri bile bazen bir seçim konuşması bazen de kuvvetli bir alkış uğruna heba etmekten çekinmedik. Şimdi, yeniden ilişki kurabilmek için yoklama çekmek noktasına gelişimiz bundandır. Oysa Türkiye’nin adı geçen ülkelerle zaten güçlü, sınanmış ve bilhassa da karşılıklı fayda üreten ilişkileri vardı; hatta bazılarıyla güçlü dostlukları… 

Akdeniz’de de Ortadoğu’da da sonuç almanın, çıkarlarımızı korumanın ve geliştirmenin yolunun meydan okumak olmadığı şimdi görülüyor. Son derece haklı olduğumuz konularda etrafımızda tek bir dost ülkenin bulunmaması bunu anlatıyor. Dost kaybetmek bir yana, onyıllardır birbirleriyle çıkar ilişkisi bulunmayan ülkeleri kendimize karşı birleştirmek gibi inanılması güç bir manzara izlemekteyiz. Körfez’den Yunanistan’a, İsrail’e, Mısır’a, Fransa’ya hatta Filistin’e kadar bütün ülkelerin karşı blokta bulunması dış politikamızın dramatik sonucudur. Ya da ABD’nin Rum Kesimi’ne silah ambargosunu kaldırıp, Yunanistan’la yeni üsler için görüşmeye başlaması…   

Oysa, dış politikada “milli olmak”, ülkenin bugünü ve yarınını düşünerek adımlar atıp, iyi ilişkiler kurmak demektir. Çıkarlarımızı mümkün olan en yüksek sayıda müttefikle masaya taşıyabilmektir. Diplomasi manivelasını kullanabilmek de yalnız kalmamanın ilk şartıdır.  

Yine de bir sabah uyanıp iyi ilişki istemek sorunu çözmez. Nasıl içeride eylem planları, reformlar vesaire ilan ederken samimi ve sorun çözücü bir tutum izlemek gerekirse yoksa sözler bir işe yaramazsa; dışarıda da -ne yazık ki- aynı metodu izlememek zarureti vardır. Hedefi, ittifak ve ilişkileri güçlendirmek olan bir ajanda olmadığı müddetçe uluslararası sahada yaşanan kayıplar telafi edilemez.  

Yurtta ve cihanda güven verici olabilmek, temel meselemiz budur. İkisi birbirinin tamamlayıcısıdır.  

Türkiye’nin güvenlik ihtiyacını ve maliyetini düşürmek için daha fazla ülkenin dostluğuna ihtiyacı vardır. Zaten akıllıca olan da budur. Aynı şekilde, krizdeki ekonomiyi ayağa kaldırmak için birçok şeyle birlikte mutlaka yabancı sermaye, yatırım ve ticaret imkanlarını artırmak mecburiyeti vardır. Tablo böyle olduğuna göre ve kimse kimseye kara kaşı, kara gözü için iyilik yapmayacağına göre ilişkileri bu çıkar dengesine oturmak şarttır. Daha doğrusu bir vakitler zaten var olan o dengeye dönmek zamanıdır. 

Kendi kendimize ne kadar güçlü, kudretli bir devlet olduğumuzu anlatırken dünyada olup bitenlere gözümüzü kapatmak ve olup bitenlerin kendi hikayemize uydurmaya çalışmak gerçeği değiştirmiyor. Umarız, dış politikadaki son yoklamalar, çekingen arayışlar da bu analizin bir sonucudur. 

  • Abone ol