Türkiye’nin modern, yenilikçi ve rasyonel bir vizyona ihtiyacı olduğuna şüphe yoktur. Bunu ortaya koymak sorumluluğunu taşıyan iktidarın ise vizyon atmosferinden uzak olduğu aşikardır. Sadece son birkaç ayda, hatta birkaç günde olanlar bile ülkenin ihtiyaçlarıyla iktidarın ihtiyaçları arasındaki makasın açıklığını göstermeye yetiyor. Esasen, 19 yıldır en güçlü iddia olarak toplumun önüne konulan 2023 hedeflerinin imkansız hale gelmesi, iktidara vizyon koyma avantajını da kaybettiriyor.  

Hedeflerin kaybolması, belirsizleşmesi ve gerçekleşmediği için yük haline gelmesi dün yapılan AK Parti kongresine de yansımıştır. Açık ki bunun sebebi, AK Parti’nin demokrasi performanstan adım adım uzaklaşmasıdır. Gerisi çorap söküğü gibi gelmiştir. Bugünün dünyasında da daha fazla demokrasi, daha rafine insan hakları, daha güçlü kadın hakları ve bireyi devlete karşı güçlü kılan daha yüksek standartta hukuk duygusu olmadan vizyon da gelecek hayali de mümkün değildir. Dokunulmazlıkları kaldıran, parti kapatmaya teşebbüs eden, atamalarda kural tanımayan, kadın hakları sözleşmesini iptal eden bir gidiş daha iyi bir ülke vaadini inandırıcı kılamaz. Birbirinin zıddı istikamete giden iki yolda birden yürünemez. İktidarın gerçekte yürüdüğü ve yürümek istediği yolu, söylediklerinden değil yaptığı işlerden izlemek gerekiyor. AK Parti içe kapandıkça Türkiye içe kapanıyor. İktidar denklemleri adına yapılan her işlem de içe kapanmayı hızlandırıyor.  

Birçok alanda yüksek hedefler tutturmak zarureti vardır ama gelin görün ki ülkenin önünde artık iktidar dahil kimseyi bağlayan bir hedef bulunmamaktadır. Ekonomide, eğitimde, teknolojide, kültürde, sanatta, sporda veya hukukta odaklanılması gereken, dünyayla rekabet baskısı olan herhangi bir hedefimiz yoktur. 2023 standardı iptal olduktan sonra kimse bir vaatle bağlı değildir ve dolayısıyla Türkiye için belirli bir sektörde yarış motivasyonu kalmamıştır. Dünyanın ilerlemesi, rekabet halinde olmamız gereken ülkelerin gelişmeye devam etmesi de harekete geçirici bir etki yapamıyor. Çünkü, gerçekçi olmak yerine hamaseti tercih etmiş bulunuyoruz ve bu tercih de her türlü başarısızlıkta “dış güçler”i sorumlu tutmamıza imkan veriyor. Dış güçler, 2013’te 12 bin 500 Dolar olan kişi başına gelir seviyemizi bugün 8 bin Dolar’a düşürmüştür. Aynı dış güçler, hukuk, şeffaflık, basın özgürlüğü ve akademi listelerinde yerimizin en gerilere düşmesine sebebiyet vermiştir. Yetinmemiş, herkesle aramızı da bozmuşlardır. Bütün bunları biz değil onlar yapmıştır.  

O halde önce dış güçleri yenmek zorundayız. Tam olarak kim oldukları veya onları nasıl, hangi yöntemlerle yeneceğimiz önemli değildir. Önemli olan bunun 2053’e kadar tamamlanmasıdır. Vizyon artık budur! Birbirimize sıkı sarılıp, detaylara takılmadan bu hedefe yürümek zamanıdır! İktidarın 2021 Türkiye’si önüne koyduğu vizyon özetle böyle söylüyor. Neyse ki bu kez işin içinde kişi başı gelir, ihracat, enflasyon, istihdam gibi hedefler bulunmuyor. Zira, zaten iki yıl sonrası hesaplanamadığı için 32 yıl sonrasından kendimizi kolaylıkla muaf tutabiliyoruz. Böylelikle, kalem kağıt elde hesap yapma zahmetinden kurtuluyoruz.  

Nasıl olsa 30 küsur senede yolun bir yerinde dış güçlerin hakkından geliriz. Gelemesek de bunu yeni nesillere ecdad mirası olarak devredebiliriz.  

Hazin ama gerçek… 

  • Abone ol