Dövizde dışa bağımlı olduğu halde, döviz tedariki için -zaten- yeryüzünde en yüksek faizi ödediği halde ve döviz biriktirebilmek için bütün mevzuatını dış güçlerin isteğine göre tanzim ettiği halde dünyada, 128 milyar dolar rezervini çarçur edip kendini savunmasız duruma düşüren başka bir ülke var mıdır? Gayet tabii ki yoktur zira bu miktarda rezervi sorgusuz sualsiz, sessiz sedasız harcayacak kadar kapalı bir ve denetimsiz bir ülke yoktur. Türkiye'den gayrı…

Halen eksi rezervde olduğumuza göre iktidar Merkez Bankası rezervlerinin tamamından fazlısını yok etmiştir.

Salgın öncesinden başlayıp ülkenin kaynakları sorumsuzca tüketildi. Yerine koymak mümkün değil; koymaya kalkarsanız gereken faizi gelecek nesillerin ödemesi hiç mümkün değil. İşte böyle bir büyük finansal felaket ve tarihte rastlanmayacak bir yönetim skandalı yaşamaktayız.

Bu tarihi hata yapılırken olup biteni en yukarıdan aşağıya kadar herkes biliyordu. Kimseden bilgi gizlenmedi, kimse yanıltılmadı. Bile isteye bu hatayı yaptılar, keyifle rezervleri boşalttılar. Eski Hazine bakanının dövize karşı mücadelesi başarılı görünsün diye başlayan ve devamında bir rant tezgahına dönüşen yolda süreçte Merkez Bankası’nın kasasından 128 milyar dolar çıktı. Yolun daha başında bu çıkışı kamuoyuna duyuranlar, yapılanın yanlış olduğunu söyleyenler vatan haini ilan edildi. Doğruyu söyleyenler, rakamları gösterenler, bilançoları okuyup feryat edenler haklı çıktı çıkmasına ama iş işten geçti. Kötü yönetimle kolkola giren rantiye kazandı, kazanmakla kalmadı vurgun yaptı. Düşük kurla döviz alıp kimi borçlarını kapattı, kimi döviz hesaplarını şişirdi. Şimdi, kötü yönetimin kaçınılmaz ikinci perdesinde; yani yüksek faiz döneminde yine kazanıyorlar.

Rezervleri boşaltılmış, finansal açıdan ellerini havaya kaldırmış ülkede kur, faiz kıskacı sıktıkça sıkıyor; rant bayramı da bitmiyor…

Malum soru bu nedenle daha çok anlam kazanıyor: 128 milyar dolar nerede?

Böyle ağır ve pahalı bir soru cevapsız kalamaz…

Bu muazzam kaynağı heba eden hükümet ve ekonomi yönetiminin sorular karşısındaki çaresizliği, konuyu açıklamaktan kaçınması şüpheleri büyütüyor. Cevap vermek, sorumlulara hesap sormak ve olanları dürüstçe anlatmak yerine afişlerin peşine düşüp kovalamaca oynuyorlar. Bu da 128 milyar doların akıbetinin sanılandan daha vahim olduğu gösteriyor çünkü hükümet mizah konusu olmayı göze alarak gerçekleri örtmeye çalışıyor. Cevap veremiyor, dişe dokunur açıklama yapamıyor, polis zoruyla, savcı eliyle afiş pankart indirip rüzgarın dinmesini bekliyor. Çaresiz ve umutsuz bir bekleyiş, imkansız bir yöntem…

128 milyar doları heba eden, dağıtan ve koruyamayan bir hükümetin ülkenin, hakkını, hukukunu ve en nihayet “bekasını” koruyabileceğine kim inanır? Milletin birikmiş bütün kaynakları birkaç ay içinde yok eden bir hükümetin ekonomiye dair aldığı, alacağı kararlar artık şüphe altındadır. Herhangi bir yatırım kararının akıl ve mantıkla alınabildiği, karlı olduğu artık söylenemez.

Bu şartlar altında yapılan, yapılmakta olan ve yapılacak köprü, yol, havaalanı ve şimdi de kanalistanbul projesinin hesaplarına itimat edilemez. İki kanal İstanbul parası kadar döviz rezervini heba eden, rant çevrelerine, dış güçlere, faiz lobisine ve içeride özel güçleri sayesinde döviz/TL pozisyonu alıp para vuran fırsatçılara yediren bir idarenin ekonomiye dair kararları artık sadece kaygıyla tanımlanabilir. Vizyonla, yatırımla, kalkınmayla değil…

  • Abone ol