• 26.04.2021 22:53
  • (136)

ABD Başkanı Biden, 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımlamakta haksızdır. Daha önce, bazı ABD eyaletleri ve çeşitli ülkelerin yaptığı gibi bu son karar da siyasi tercihlerin eseridir. Bu kez sonuca ulaşan girişim, yıllarca her 24 Nisan’da Beyaz Saray’ın kapısında şansını denemektedir. Bütünüyle siyasi ve ABD’nin Türkiye’ye yönelik mesafeli tavrının eseri bir karardır. Daha adaylık döneminde “soykırım”ı tanıyacağını açıklayan Biden, kararının şekillenmesi için bilimsel bir yöntem izlemediği gibi, muhatapların görüşüne müracaat da etmemiştir.

Osmanlı hükümetinin, vatandaşı olan Ermenilere yönelik son derece yanlış, gayrı insani ve denetimsiz tehcir politikası hakkında bir asır sonra siyasi hüküm vermek acının dinmesine yardımcı olmuyor. Hiç şüphesiz, tehciri sorumsuzca uygulayan İttihat Terakki hükümetinin asla onaylanamaz politikaları tarihimizin iyi anılacak sayfaları değildir. Bir daha asla bırakın yapılmasını, akla getirilmesi dahi kabul edilemeyecek yanlışlar yapılmıştır. Ne var ki, ABD’nin izlediği yol acıyı azaltmıyor aksine husumeti depreştiriyor.

Şimdiye kadar hiçbir hükümet döneminde yapılamayan bir şeyin bugün yapılması Türkiye’nin diplomatik açıdan halini gösteriyor ama bu bahsi zamanı gelince değerlendirmek üzere şimdilik bir kenara koyuyoruz.

Yanlış, bir başka gerekçe aranmaksızın yanlıştır. “O günün dünyasında her ülkenin hataları vardı” veya “Herkes kendi geçmişine baksın” gibi sözler insani değildir, doğru bir tavır hiç değildir. Başkaları ne yaparsa yapsın, bahane aramaksızın kendi yanlışlarımızla yüzleşmek veya yaşamak en ahlaki tutum olacaktır. Bu noktada, tarihi gerçeklerin araştırılmasını, arşivlerin açılmasını ve 1915 döneminin bütün yönleriyle masaya yatırılmasını talep etmek, artık siyasi olarak çok işe yaramasa da isabetlidir. En azından yıllarca konudan uzak tutulmuş Türk toplumunun meseleyi anlamasını ve tarihin o dönemini kavramasını sağlar.

Bir toplum için bu çok önemlidir zira, şimdiye kadar 30 ülkenin kabul ettiği ve ABD’nin kabulüyle yeni boyut kazanan durum, Ermenilerin ve Ermeni diasporasının onyıllardır soykırım tezini anlatma çabalarının da bir sonucudur. Türkiye, mutlak inkar politikasıyla geçen yılların ardından meselenin kapağını açmaya başladığında dünyadaki kanaat çoktan Ermeniler lehine oluşmuştu. Yüzleşme bu yüzden önemliydi ve hâlâ önemlidir. Dolayısıyla bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde 2014 yılı 24 Nisan’ında olayların 100. yılı münasebetiyle yayınladığı mesajın Türkiye adına gerçekle yüzleşme yolunda en önemli tutum metni olduğunun altını da çizelim. Erdoğan, uluslararası tarih komisyonu çağrısı da yaptığı o açıklamada ortak acılara vurgu yapmış ve birinci dünya savaşında hayatını kaybeden bütün Osmanlı vatandaşlarını ırk ve din farkı ayırmadan rahmetle anmıştı. Şu ifadeler o metinden:

“… Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarının hangi din ve etnik kökenden olursa olsun, Türk, Kürt, Arap, Ermeni ve diğer milyonlarca Osmanlı vatandaşı için acılarla dolu zor bir dönem olduğu yadsınamaz. Adil bir insani ve vicdani duruş, din ve etnik köken gözetmeden bu dönemde yaşanmış tüm acıları anlamayı gerekli kılar. Tabiatıyla ne bir acılar hiyerarşisi kurulması ne de acıların birbiriyle mukayese edilmesi ve yarıştırılması acının öznesi için bir anlam ifade eder.

Atalarımızın dediği gibi ‘ateş düştüğü yeri yakar’.

Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı herkes gibi Ermenilerin de o dönemde yaşadıkları acıların hatıralarını anmalarını anlamak ve paylaşmak bir insanlık vazifesidir.

Türkiye’de 1915 olaylarına ilişkin farklı görüş ve düşüncelerin serbestçe ifade edilmesi; çoğulcu bir bakış açısının, demokrasi kültürünün ve çağdaşlığın gereğidir.

.Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan hadiseler, hepimizin ortak acısıdır. Bu acılı tarihe adil hafıza perspektifinden bakılması, insani ve ilmi bir sorumluluktur.

Her din ve milletten milyonlarca insanın hayatını kaybettiği I. Dünya Savaşı esnasında, tehcir gibi gayr-ı insani sonuçlar doğuran hadiselerin yaşanmış olması, Türkler ile Ermeniler arasında duygudaşlık kurulmasına ve karşılıklı insani tutum ve davranışlar sergilenmesine engel olmamalıdır.

. Aynı dönemde benzer koşullarda yaşamını yitiren, etnik ve dini kökeni ne olursa olsun tüm Osmanlı vatandaşlarını da rahmetle ve saygıyla anıyoruz.”

Umarız, ABD’ye gösterilecek birçoğu da haklı tepkinin arasına ırkçılık ve nefret karışmaz ve meseleyi anlamak adına ifade edilecek farklı görüş ve düşünme çabaları anlayış görür.