• 3.05.2021 06:29
  • (287)

Bir ülkenin merkezi döviz rezervleri buharlaşmış, paranın kaybolmuş ve izi takip edilemez hale gelmişse; o ülkede kaybolan veya eksiye düşen sadece Merkez Bankası rezervleri midir? Varsayım olarak, ülkede herşey yolunda gidiyor fakat sadece döviz eksiliyor diye düşünülebilir mi? Daha doğru şekliyle soralım: Bir ülkede 128 milyar Dolar herkesin gözü önünde çarçur edilmişse o ülkede başka alanlarda başka hangi değerler çarçur edilmiştir? 

Türkiye şu kadar on yıllık demokrasi tecrübesinin ve o tecrübeye acılar katan darbeler tarihi öyküsünün ardından durup birden; sanki böyle bir tecrübe yokmuş gibi ve o acılar yaşanmamış gibi inanılmaz bir şey yaptı. Sistemi bütün denge denetleme, kontrol unsurlarından arındırarak bütün yetkiler ve hatta o sırada akla gelmeyen ve ileride gerekecek yetkilerle birlikte seçilmiş cumhurbaşkanına devretti. Sistematik olarak, bilerek isteyerek ve rıza ile ilk kez demokratik tecrübeden geri gidişi yaşandı. Ardından olup bitenlerin, ortaya çıkan tablonun analiz ve kritiğine ihtiyaç yoktur. Türkiye, yetkilerin tek kişinin elinde toplandığı ve tek kişilik hükümet modelinin uygulamaya geçtiği günden itibaren hiçbir ana ünitede gelişememiştir, gerilemiştir. Modelin verimsiz yapısına ilaveten Cumhurbaşkanı’nın sistemi daha da verimsiz hale getiren idare tarzı, ülkeyi bugün içinde bulunduğu duruma kadar geriletmiştir. 

Milli gelir azalmış, işsizlik, enflasyon, döviz kuru artmış, genel ücret seviyesi düşmüş, hukuk değersizleşmiş, liyakat ayaklar altına alınmış, umutsuzluk standart bir hayat tarzına dönüşmüş ve mesela yurt dışına kaçma ya da orada yaşama arzusu patlama yapmıştır. Bir iktidarın başarısını ölçebilecek ne kadar kriter varsa hepsinde aynı manzara hakimdir.  

Dolayısıyla… Merkez Bankası rezervlerinin kayboluşu ve devlet içinde bunun hesabının sorulamaz oluşu büyük bir felaket olmakla birlikte, 128 milyar Dolar eksilen rezervlerden sadece birisinin hikayesidir. Türkiye’nin en az Merkez Bankası rezervleri kadar kıymetli, paradan daha önemli ve esasen o parayı üreten başka rezervleri vardır. Artık onların yerinde de yeller esmektedir.  

Türkiye’nin eğitim rezervleri de eksidedir. Bütün uluslararası kriterlere göre hem üniversite hem de üniversite öncesi eğitimde ülke tarihi bir fiyasko yaşamaktadır. Bırakın uluslararasını, ülkede eğitimli olmak, bilmek, okumak, yazmak ayıplanan küçümsenen bir çaba haline gelmiştir. Cehalet, türlü bahanelerle övülmekte ve ödüllendirilmektedir.  

Türkiye’nin hukuk/adalet rezervleri sıradan bir ülkede bile akla gelemeyecek boyutta gerilemiş ve eksilere demir atmıştır. Sadece uluslararası endeksler değil sokaktaki insan bile yargı ve hukuk sistemine not vermemektedir. 

Türkiye’nin diplomatik rezervleri eskidedir ve açık giderek daha da büyümektedir. Türkiye’nin tek gerçek dostu yoktur ve çok sayıda gerçek düşmanı vardır. Yanlış hesap ve stratejiler neticesinde kendimizi tek taraflı mecbur ettiğimiz Rusya ve Çin ile ilişkiler onur kırıcı seviyede seyretmektedir. Ekonomiden daha elim ve vahim bir alan varsa o da dış politikadır… Hamaset ve slogan, Türkiye’nin bu sahadaki kan kaybını perdeliyor ama tablo boş lafla kapatılamayacak kadar hazindir.  

Türkiye’nin şeffaflığı ve hesap verebilirliği eksidedir. Bilmem bu konuda örnek vermeye lüzum var mı?  

Türkiye’nin empati kapasitesi, etik kapasitesi ve gündelik konuşma lisanı; saygı ve seviyesi eksidedir. Herhalde bu bahiste de örneğe ihtiyaç yoktur.   

Onlarca yıldır bütün sahalarda biriktirdiği rezervleri har vurun harman savuran, pervasızca tüketen, kimseye hesap vermek zorunda olmayan bir sistemde vakit öldürüyoruz. Bu şartlar altında hem finansal rezervler hem de moral ve sosyo-politik rezervler elbette tükenecektir. Problem sadece sistemde değildir, sistemi işleten anlayışın tabiatı da yaşanan kayıpları artırmaktadır.   

Bir ülke düşünün ki bütün politik, iktisadi ve beşeri sermayeleri sadece iktidar kudreti namına ve o iktidarı devam ettirmek adına tüketilmiştir. Ne yazık Türkiye, o ülkedir.