• 22.05.2021 08:25
  • (115)

Ekonomiden yargıya, dış politikadan eğitime ve elbette organize suç ithamlarıyla kararan atmosfere kadar türlü meseleleri olan Türkiye’nin çıkış yolu arayışında olması tabiidir ve elzemdir. Çıkış yolu, bazen sistemin tümden değişmesi, bazen de olan oldu bari bu şartlarda işler yolunda gitsin fikrine rıza göstermeye kadar değişik önerilerle ortaya çıkıyor. Her ikisi de doğrudur çünkü, sistem hemen değişmeyeceğine göre en azından ülkenin daha fazla fırsat, değer ve itibar kaybetmemesi için güçlü tavsiyelerde bulunmak anlam ifade ediyor. İktidar, yapıcı olanlar dahil her türlü eleştiri ve fikri bütünüyle dışlamış olsa da…

Meseleleri çözmek için önce onların varlığını, derinliğini ve sebeplerini kabul etmek gerekir. Cumhurbaşkanı’nın veya iktidar ekibinin ise, çoğunluğun gördüğü veya tanımladığı şekliyle ülkenin problemler içinde olduğu görüşüne katılmadığını biliyoruz. Problemi kabul etseler bile bunu dışarıya yansıtmamaları bir yere kadar anlaşılır elbette ama kendi içlerinde de bu analizin yapılmadığını görebilecek durumdayız. 128 milyar Dolar’dan Peker’in suçlamalarına, dar gelirlilerin içinden çıkılmaz yoksulluğundan, yargıdaki sıkıntılara kadar bütün kriz alanlarına yaklaşımda ne bir değişiklik, ne de izah kabiliyeti vardır. Aksine, kimsenin ikna olmadığı bir harika tablo takdimi ve bolca vatan/millet/sakarya edebiyatıyla günler geçmektedir. İlaveten, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, MPP dahil bütün iktidar açıklamaları muhalefete ağır ifadelerle yüklenerek zaman kazanma dışında siyaset de yapılmamaktadır.

Ülke, sorulara, problemlere ve iddialara cevap ararken Erdoğan’ın elindeki sınırsız yetkilere rağmen hala başta muhalefet olmak üzere belli belirsiz güç odaklarını suçlaması da bu siyasetsizliğin sonucudur. Oysa, eldeki yetkilerle herhangi bir konuda, herhangi bir gerekçeyle muhalefetin herhangi bir işi engellemesi mümkün değildir. Başkanlık sistemi, Cumhurbaşkanı’nı icraat konusunda süper yetkili ve dolayısıyla süper -siyasi- sorumlu yapan bir modeldir.

Ne var ki bir meseleyi çözmek için yetkili olmak, sınırsız güç kullanabilmek veya hızlı ve seri karar alabilmek yeterli değildir. Nitekim, bugün meseleler çözülemediği gibi ciddi hiçbir konuda hızlı ve seri karar da alınamamaktadır. Esnafa verilen bir kaşık hibeyi akaryakıt zammı yaparak kepçeyle geri almayı hızlı ve seri karar saymazsak…

Sınırsız yetki, herşeyin en doğrusunu tek kişinin bileceği iddiasına dayandığı için ve bu yüzden başka bilen kişiler ve kurumlar diskalifiye edildiği için bugünkü kriz tabloları kaçınılmaz olmuştur. Liyakat, ehliyet, kalite, kurumsallık ve tecrübeyi dışlayan yönetme biçimi şimdi eldeki yetkilerin ağırlığı altında hareketsiz kalmaktadır. Rasyonel ve etraflıca düşünülmüş, sadra şifa bir fikir olmayınca, sınırsız yetki artık sadece alelacele yazılmış kararnameleri düzeltmeye yaramaktadır.

Can yakan ve gecikmesi ülkeye büyük maliyetler çıkaran hiçbir meselede hamle edilemiyor. Yapısal önlemler şöyle dursun, konjonktürel tedbir gereken problemlerde bile iktidarın eli giderek yavaşlıyor. Türkiye hemen hemen bütün sektörlerde güvenilir ölçümlere göre küçülürken ve dünyanın gerisinde kalırken, tarif edilemez bir eylemsizlikle olup bitene seyirci kalınıyor.

Hiç olmazsa eldeki tabloda ülkenin daha fazla kayba uğramaması için doğru hamleler için silkinmek gereğini hatırlatanlar bu yüzden haksız değiller. Sistem elbette Türkiye’yi taşımıyor ama iki kere ikinin dört ettiğini kabul ederek de şu anda yapılabilecek çok şey var ve bunun çok uzağındayız. Ülkeyi siyasetsizliğe zorlayan hal, her türlü fikre kapıları kapatırken, devlet işlerinin fizibilitesiz yürümesi gibi maliyeti yüksek bir yanlışı hakim kılıyor.

Ekonomideki kriz, dış politikadaki gelgitler, salgın önlemlerindeki tutarsızlıklar ve eğitimde faciaya yakın tablo sadece bugüne fatura çıkarmıyor; bugün doğrular yapılamadığı için önümüzdeki yılların maliyetini de biriktiriyor.