• 31.05.2021 08:02
  • (245)

Ortalıkta, bu ülkenin insanları için onur kırıcı ve kahredici birçok iddia var. Ne yazık ki birçoğu yeni değildir ve yakın tarih bunun örnekleriyle doludur. Zaman geçiyor, dünya değişiyor, Türkiye dönüşüyor ve iktidarlar yer değiştiriyor. Yine de o uğursuz karanlık ülkenin üzerinden çekilmiyor; kirli ilişkiler yeni mutasyonlarla hayatta kalmaya, gelişmeye ve kökleşmeye devam ediyor. Liderler, partiler, siyasi kadrolar tarih oluyor ama devlet imkanlarıyla, devletin ve sivil alanın dehlizlerine tutunan dokunulmaz ilişkiler ayakta kalıyor. Kurumlar zayıflarken, devlette tecrübe aktarımı neredeyse kesilmişken; karanlık ilişkiler hem tecrübesiyle ve kurumsallığıyla ayakta kalıyor.

Bütün bu tablodan daha elem ve keder verici olan ise bu yapıların ve bu yapıların adamlarının faaliyetlerini devlet namına sürdürmeleri ve her sıkıştıklarında kaynağı belirsiz bir milli çıkara sarılmalarıdır. Kâh teröre, kâh 15 Temmuz ihanetine, kâh dış güçlere karşı mücadele etmektedirler! Millet yetersizmiş gibi, devlet çaresiz kalmış gibi; yargı işlemez, meclis işe yaramaz gibi.

Bugün hangi noktadayız bilen var mı? Sistemin ne kadarı karanlık altında, ülkenin ne kadarı Susurluk, tahmin etmek mümkün mü? Değil, çünkü devlet karanlık ilişkileri eşelemeyi, araştırmayı ve soruşturmayı kendi bekasına tehdit kabul edip kenara çekildi. Kim, devlet için ne kadar endişe ederse etsin neticeye faydası kalmadı…

Mafyayı, yasa dışılığı ve devlet adına kanunsuz işleri temizleyemezsek de hiç olmazsa bu gruptakilerin yapıp ettiklerini devlet çıkarları namına pazarlamalarına mani olmamın yolunu bulmalıyız. İlk adım budur. Türkiye’nin kendi için kanunsuz işler yapacak adamlara ihtiyacı yoktur. Kimse, ne kadar yüksek hedeflerden bahsederse etsin ülke adına, devlet adına, milletin çıkarları adına yasa dışı ve izahı mümkün olmayan işlere kendini memur edemesin; kendi düzeninin devamı, kendi menfaati için, kanun düzeninden ve ortak menfaatten eksiltemesin.

Örgütlü ve himayeye mazhar yapılar önce bu yolla fiilen kriminalize edilmeli; yani onların devlet-millet adına da faaliyet gösterdikleri söylentisi yıkılmalıdır. Kimsenin, bizatihi devletin bile kendi adına iş görürken rutin dışına çıkmak, kanun çiğnemek, kural tanımamak gibi bir imtiyazı yoktur. Herkes uykudayken çalıştığı ve ülke çıkarına hizmet ettiği efsaneleriyle pazarlanan “derin devlet” palavraları bir övünç ve meşruiyet referansı olmak şöyle dursun, alenen suç ikrarıdır. Devletin derini, dehlizi olmaz, varsa da orada hukuk barınmaz…

Adnan Boynukara’nın perspektifonline’da yayımlanan ve KARAR Görüşler’de de yer verilen yazısından alıntıyla bahsi noktalayalım. Boynukara “Peki derin devlet denilen şey ne?” diye sorup cevaplıyor:

Bunlar için asıl olan şey; kendi varlıklarını sürdürmek, üyelerinin iş/ekonomik güvenliklerini sağlamak, güçlerini ve otoritelerini artırmak, kayıt dışı şiddet ve ticaret faaliyetlerini genişletmek, kendi ideolojik hedeflerini ülkenin önüne koymak, milletin oylarıyla seçilmiş iktidarların belirlediği politikaların hayata geçmesini engellemek, güç mücadelesi için nüfuz ettikleri mafyatik yapıları kullanmak sayılabilir.

Yani; devlet aygıtına egemen olmak, yönetmek ve manipüle etmek isteyen küçük çıkar grupları, çeteler. Bunları derin devletin ve derin aklın temsilcileri olarak tanımlamak büyük bir yanlıştır. Doğru olan, bunların devletin içine çöreklenmek isteyen çeteler/gruplar ve klikler olduğudur.

Aslında; 1990-2010’lu yıllarda, derin devlet denilen yapı, kirli, vatandaşa düşman, suç işleyen, kamu kaynaklarını gasp eden, insan hakları ihlallerini sistematik hale getiren kötülüğün ismiydi. Hepsinden önemlisi devlet olamamanın adıydı. Ancak bu durum, gerçeklikten kopuk tarih anlatısı üzerinden, ‘güçlü görünmenin’ sembolüne dönüştü.