• 12.07.2021 00:22
  • (100)

Olağanüstü hal uygulamalarının 3 yıl daha uzatılması kararı gösterdi ki ekonomik ortamın, dolayısıyla da demokratik ortamın iyileştirilmesi gibi bir hedef bulunmuyor. İktidarın sistem üzerinde zaten sınırsız seviyede olan müdahale yetkisinin bir kez daha kanuni altyapıyla güçlendirilmesi geleceğe dair güçlü bir işarettir. Neyin işareti olduğu da bellidir. Daha fazla müdahale, daha çok hukuk ihlali ve içeriye/dışarıya devletin eaalinin ne kadar ağır olduğunu bir kez daha hatırlatmak.

Ekonomisi derin bir krizde olan, yabancı sermayeye ve yerli yatırımcının teşebbüsüne hayati derecede ihtiyacı olan bir ülke bu yolu tercih etmezdi. İktidar tercihini bu istikamette kullandığına göre, otoritesini her şeyin önüne koyuyor demektir. Esasen bu istikamet şaşırtıcı değildir çünkü epeyidir sorunların demokratik yöntemlerle veya ekonomide rasyonel yaklaşımla çözümüne dair bir örnek görülmemişti. Erken veya zamanında yapılacak seçimlere kadar makul yola dönmek zaten bir seçenek olmaktan çıkmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, madem bu seçenek yok o zaman daha keskin ve sert olsun diye düşünmüş olmalı…

Startı verilen seçim kampanyasının iki ayağından birisi bu yaklaşım olacaktır. Eli ağır, problemlerin dış güçlerden kaynaklandığını ve ülkenin beka tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu tekrarlayan bir iktidar duyacağız. Yani, duymaya devam edeceğiz. Buradan hareketle ülke idaresinin asla muhalefete bırakılamayacağını çünkü, beka tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir devlette muhalefet yapmanın tam olarak dış güçlerin ekmeğine yağ sürmek olduğunu işittik, daha güçlü sesle işitmeye devam edeceğiz.

Bu politik dil, seçime kadar yolun birinci ayağıdır. İkincisi ise, muhalefetin adayının Kemal Kılıçdaroğlu olması umududur. Erdoğan ve Cumhur İttifakı’nın seçimi kazanmaya dair en güçlü hesabı karşılarına Kılıçdaroğlu’nun çıkması beklentisidir. Son günlerde, her zamankinden daha fazla CHP liderini hedef alan açıklamalar ve arkası kesilmeyen gazete manşetleri de bu beklentinin gerçeğe dönüşmesi yönündeki adımlar olarak görülmelidir. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın karşısına muhalefetin ortak adayı olarak çıkarsa sonuç ne olur bahsi diğer ama iktidarın seçim stratejisi budur.

Özetle ortada, bir ayağı daha çok beka tehlikesi çağıran, daha çok dış güçler korkusu üreten ve buna bağlı olarak vatan elden gidiyor temalarını içeren; öteki ayağı da Kılıçdaroğlu’nun adaylığını bekleyen bir strateji vardır. Siyasi eğilimin seyri ise eğer Kılıçdaroğlu aday olmazsa bu stratejinin birinci ayağının da anlamını yitireceğidir. Bu politik söylem sadece Kılıçdaroğlu’nun aday olması durumunda çalışır. Faydası olur mu, Erdoğan’a seçimi kazandırır mı bilinmez ama çalışır. Bir anlamda iktidar, elini açık ederek Kılıçdaroğlu’na son dakika hamlesi fırsatı sunmaktadır. CHP lideri aday olmaz ve muhalefet başka bir isim belirlerse, iktidarın stratejisi çöker. Yani, bu politik dil, şimdi adı geçen başka isimlere veya sonradan oraya çıkabilecek herhangi bir adaya karşı işe yaramaz.

Hatırlatalım… Yerel seçimde tıpatıp aynı dil vardı ve yaramadı.

Mesele artık “sadece” adayın kim olup olmayacağı da değildir. Türkiye’nin, en alt gelir gruplarından yukarıya doğru herkesi sarsan ağır ekonomik problemleri vardır. Aynı kesimlerin sadece ekonomiden değil demokrasiden de giderek daha az pay alma problemi vardır. Liyakat, ehliyet vesaireye bağlı olarak yükselen reaksiyonlar da cabasıdır. Toplamda, iktidarın üstesinden gelmek zorunda olduğu ve hem zaman daraldığı için hem de bu sorunlara karşı hamle üstünlüğü kaybolduğu için çaresiz kaldığı sorunlar listesi ortada durmaktadır.

Cumhurbaşkanı seçim startını erken verdi, kolları erken sıvadı ama ortaya çıkan tablo toplumun ihtiyaçları ve seçmen eğiliminin yerel seçimlerden sonra sergilediği değişime cevap verecek hacimde değildir. Cumhur ittifakı yerel seçimde yaşanan kayıpları ve oy tercihlerindeki değişimi neredeyse hiç dikkate almayan bir siyaset tarzında ısrar etmektedir.