• 9.05.2022 05:26

Süre kısalıyor, seçim yaklaşıyor; beklendiği gibi gerilim ve stres artıyor. Bir yandan iktidar kanadında yerel seçimlerden itibaren muhalefet lehine açılan makası kapatma telaşı var ortada gerçekçi bir çaba yok. Daha ziyade, yerel seçimde büyük şehirleri kaybettiren yanlışların devamını izliyoruz. Giderek kronik hal alan ekonomiyi kötüleştiren ne varsa daha fazlası yapılıyor. Üstüne de iktidar, siyasi ortamı baskı altında tutacak yargıya müdahale başta olmak üzere sertliği sürdürüyor. Temel meselelerde dikkati dağılmış durumda; mesela sığınmacı krizindeki eylemsizlik halinden çıkamıyor ve ülkenin önüne pozitif gündem koyamıyor. Bir anlamda, yerel seçimleri kaybettiren siyasi dil, yönetme biçimi ve ne varsa hepsini birden daha keskin şekilde yapmaktan başka politikaya dönemiyor. Makas da bu yüzden -doğal olarak- daha fazla açılıyor.

Öte yandan muhalefet, kamuoyu araştırmalarında kolaylaşmış gibi görünen seçim kazanma ihtimaliyle ne yapacağını bilemiyor. Evet, altılı masa nispeten temkinli yürüyor ve masanın en büyük partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu da soğukkanlı görünüyor ama muhalefet henüz zor sorularla sınanmış değil. Cumhurbaşkanı adayı kim olacak ve bu soru cevaplansa bile altı partinin yeni dönemdeki rolleri nasıl dağıtılacak? Yine de muhalefetin bu yapıyı dağıtmadan, sabırla ve gerektiğinde fedakarlıkla yürümek gibi bir kabiliyeti görünüyor. Yani, iktidara koz verecek bir hataya karşı bağışıklık kazanmakta oldukları söylenebilir. Şu ana kadar görünen o ki bütün liderler, yol üzerinde bazı kavşaklar zorlu olsa da masadan öfkeyle kalkanın herkese zarar vereceğini biliyor. Bu bilgiyi sonuna kadar taşımaları ve buna uygun davranmaları isabet olacaktır.

Ne var ki özellikle CHP şemsiyesi altında bulunan bazı kesimlerde iktidar ihtimaliyle başa çıkmak konusunda problemler bulunuyor. Son günlerde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun karşı karşıya bulunduğu ağır mahalle baskısı bunun işaretidir. Karadeniz gezisinde kendisine eşlik eden bir gazetecinin kimliği üzerinden başlayan hücum, soru işaretleri doğuruyor. Mesele sadece gazeteci değil, tepkilerden hareketle farklı görüş ve düşüncelere tahammülsüzlüğün hissedilmesidir. Bu durum, özellikle de Kılıçdaroğlu’nun helalleşme yaklaşımının içselleştirilmesi bahsinde endişe vericidir. Aynı İmamoğlu, seçim kampanyası sırasında bugün eleştirilen gazeteciden daha fazla tepki gören gazetecilerle konuşmuş, onlarla televizyon programı yapmıştı. Hiç sorun olmamış, eleştirilmemiş, bilakis takdir edilmişti. Bu özgüvenli siyaset sayesinde her kesimle ilişki kurmayı başarıp partisine İstanbul zaferini, hem de iki kez birden getirmişti.

Bir politikacının görüşleri ne olursa olsun gazetecilerle oturması, konuşması ve onlara kendisini ve partisin anlatması eksiklik değil, aksine görevdir. Hele de İstanbul Belediye Başkanı ise… Böyle yapmakla ne bir gazeteciye iktidar bahşetmiş olur, ne de iktidarı sembollerde arayanların iktidarı eksilmiş olur. İmamoğlu da muhalefetten başkaları da daha çok muhalif isimle görüşmeli, daha çok karşı görüşle tartışmalıdır. Türkiye’nin birbirine hayli mesafeli görüşler ülkesi olduğunu akıldan çıkarmayalım. Millet ittifakı oluşmasaydı, İmamoğlu gibi bir isim tercih edilmeseydi ve İmamoğlu da kampanyasında her kesime ulaşıp mesajını iletmeseydi sonuç ne olurdu düşünmekte fayda var… Ya da o sonucun nasıl elde edildiğini unutmamakta.

Şimdi önümüzde büyük seçim var. Tecrübeyle sabit ki, aday kim olursa olsun onun iktidar çantada keklikmiş gibi davranıp adayın üzerinde aynı mahalle baskısını kurmak; şuna itiraz buna reddiye yazmak hayırlı sonuç doğurmaz. Aksine, siyasetçiyi bu yönde teşvik etmek gerekir. Zira, seçimde başarılı olmak, faklı görüşleri bir paydada buluşturabilmekle ve siyasi rakiplere olan reaksiyonu tabana yansıtmamakla mümkündür.