• 14.03.2021 09:26

İki gün sonra, -inşallah- beklenmedik bir aksilik çıkmazsa, “tebdîl-i mekânda ferahlık vardır” ümidiyle vatan topraklarından ayrılıyorum. Bugüne kadar kaç kez yurtdışına çıkmışsam, her defasında işim biter bitmez ilk uçakla geri döndüm diye hatırlıyorum; fakat bu kez böyle bir duyguya teslim olmamaya gayret ediyorum. Çünkü bugün içinde bulunduğum şartların “homesick” (evsemek ya da kronik sıla hasreti) duygusuna hiç yüz vermediğini biliyorum. Her neyse, işin duygusal boyutu bir tarafa, şimdiki yurtdışı hikâyemin Almanya’daki bir üniversiteden gelen davetle ilgili olduğunu belirtmek istiyorum. Daha açıkçası, Almanya’ya giderken, birilerinin daha şimdiden nemime babında ileri geri konuştukları gibi oryantalistlere tetikçilik yapmak yahut yurtdışında koloniler kuran FETÖcüler gibi vatana taş atmak için değil, Münster Wilhelm Üniversitesi’ndeki İslam Teolojisi bölümünden gelen davet üzerine ilmî ve akademik çalışmalar yapmak üzere gidiyorum. Bu arada, söz konusu üniversiteden gelen davetin değerli hocam ve can dostum Prof. Dr. Ömer Özsoy ve Frankfurt Goethe Üniversitesi’yle hiçbir irtibat ve iltisakının bulunmadığını da özellikle belirtmek istiyorum.  

Münster Üniversitesi’ndeki ilk ilmî çalışmamız, Zentrum für Islamische Theologie bünyesinde yürütülen akademik faaliyetler çerçevesinde iki cilt olarak Almanca yayımlanması planlanan “al-Mâturidî und Mâturîdiya - Beiträge zur Kalâmwissenschaft” isimli projenin “Zum Koranverständnis der Mâturîdiya” (Mâturîdîlikte Kur’an Anlayışı) başlıklı kısmını yazmak olacaktır. İmâm el-Mâtüridî’nin Te’vîlâtü’l-Kur’ân adlı eseri çerçevesinde Mâtüridî tefsir geleneğine dair müstakil bir çalışma yapmayı öteden beri çok istememe rağmen Mâtüridîlik konusunun Türkiye’de siyasi ve ideolojik angajmanlarla köpürtülerek ele alınması bu konuda çalışma hevesimi kırmış, bu yüzden akademik hayatım boyunca Mâtüridîlik ile ilgili olarak hiçbir müstakil çalışma yapmadığım gibi hiçbir sempozyuma da katılmamışımdır.   

Almanya’da kalacağım süre zarfında bir yandan hem Zentrum für Islamische Theologie’deki ilmî projelere az çok katkı sunmanın yanı sıra lisansüstü düzeyde İslam tefsir geleneğine dair ders ve seminer gibi faaliyetlerde bulunmayı, bir yandan da tefsir çalışmamın üçüncü cildi ile Medipol Üniversitesi’nden Hakan Şahin Hoca’yla birlikte hazırladığımız ribâ ve faiz konulu kitap çalışmasını tamamlamayı planlıyorum. Şu an duygu dünyama dönüp baktığımda, belki son birkaç yıldan bu yana ilk kez Çukurova Üniversitesi yıllarında olduğu gibi yoğun bir çalışma şevkimin bulunduğunu fark ediyorum. Son yıllardaki kabz (daralma, tutuklaşma) hâlimi ise İstanbul’a ayak basıp Marmara Üniversitesi’nde çalışmaya başladığım günden beri şeytan taşlamaktan tavafa mecal kalmamasına bağlıyorum. Bu yüzden, inşallah “tebdîl-i mekânda ferahlık olacak” diyorum.  

Sağlık sıkıntısı veya başka bir nahoş sürpriz gelişme zuhur etmediği takdirde Karar Gazetesi’ndeki yazılarıma ara vermeden devam etmek istiyorum. Ayrıca “Öğretmenim, bööön canlı ders var mı?” diye soran kuzu gibi, “Hocam, Almanya’dan canlı yayın yapar mısınız?” diye soran olursa, cılkını çıkarmamak, yani çok sık olmamak kaydıyla “zomzom”dan program yapma imkânı olur diye düşünüyorum. Fakat yine de ilk planda ruhumu dinlendirmek için yurtdışındaki zamanımın büyük kısmını bir tür inziva halinde ilmî çalışmalara hasretmek, bu arada Almancayı da hepten boş geçmemek istiyorum. Kısacası, Münster tecrübesini gerek zihnimi, fikrimi ve hâlet-i rûhiyemi toparlamak, gerekse Çukurova yıllarındaki yoğun çalışma azmimi tekrar kazanmak yolunda bereketli bir fırsata dönüştürmeyi amaçlıyorum.  

Memleketten ayrılırken, malum linç organizatörleri de dâhil, hiç kimseye ve hiçbir zümreye kin, öfke ve nefret dolu bir hâlet-i ruhiye içinde olmadığımı, çünkü öfke, kin ve nefretin sinede çok büyük bir ağırlık yaptığını ve böyle bir sikleti taşıyacak kadar ahmak olmadığımı özellikle vurgulamak istiyorum. Kısacası, giderken her şeyi burada bırakmış, safrasını atmış ve hayli hafifleyip rahatlamış halde gidiyorum. Son söz olarak da cümle âleme salah ve selamet diliyorum.  

Cenâb-ı Hak halimiz, istikbalimiz ve akıbetimizi hayra müncer kılsın…