1 Mayıs’ı anmayı artık yavaş yaşa geride bırakıyoruz.

Bu ülkede 1 Mayıslar ufak istisnalar hariç hep yasak altında geçti,  1 Mayıs bir bakıma yasaklar ve ona karşı özgürlük mücadelesinin sembolü oldu. Bu biliniyor zaten. Ama bu yıl ki  1 Mayıs’ı muhtemelen tarihte bir daha yaşanmayacak koşullarda yaşadık.

Tarihin cilvesi! Eskiden her 1 Mayıs  öncesi günde komünist olarak polisçe fişlenmiş olanlar toplanırdı, onlar da bunu bildiği için polis gelmeden çantalarını hazırlarlardı. Yani I mayıslar hep hapisti tarihimizde, bu kez de virüs bahanesiyle  1 Mayıs’ta evlere hapsedildik. Suçlu virüs mü ? Hayır. Başka ülkelerde virüse rağmen kamusal kutlamalar yapılabildi. Türkiye hariç.

Hapislikleri yaşamış olanlar bilir, hapislik akıldan çok duyguların senfonisidir.

Bu yıl benim için de öyle oldu.

İstanbul’da yoldaşlar 1 Mayıs için internet ortamında bir araya gelelim demişler, beni de davet etmişler, bir araya geldik. Doğrusu çok sevindim bu birlikteliğe. Ama tutulmuştum, duygularımı söyleyemedim şimdi söylemek istiyorum.

Geriye dönüp baktığında bugün, kendime sordum, tek sözcük ile duygunu dile getirsen ne derdin diye.

Ne derdim?

ÖZLEMEK DERDİM…

1976’dan başlayan 1 Mayısları alanlara taşıdığımız o coşkuyu bir çocuk gibi çok özlüyorum. O “Var- yok dinlemez” çocuk tutkularıyla yel değirmenleriyle kavgamızı özlüyorum. Yaptığımız yanlışları da biliyorum ama yine de o günleri şiddetle özlüyorum. 

Düşünce ve inanç özgürlüğü ve komünist partisinin yasallığı için verdiğimiz o muhteşem mücadeleyi, ona omuz vermiş her bir can yoldaşımı olağanüstü biçimde özlüyorum.

12 Eylül faşist diktası  nedeniyle kimilerimiz

 ben gibi,  sosyalist ülkelerde politik göçmen oldu. Bugün artık o ülkeler yok ama  reel sosyalizmin yanlışlarını keskin biçimde eleştirmeme karşın oraları özlüyorum.

Tek sözcükle; Sokakta, hapishanelerde, işkence odalarında, politik göçmenliklerde duvarlara tırnaklarıyla ÖZGÜRLÜK yazmış olan istisnasız bütün yoldaşlarımı,

YÜREKTEN SEVİYOR ve ÖZLÜYORUM.

  • Abone ol