Bir önceki notum bağlamında gelen görüşler nedeniyle duyduğum bir kaygıyı sizlerle samimi olarak paylaşmak istiyorum. O nedenle önceki notuma devam etmeyip araya bu notumu koyma gereğini duydum.

Kendi adıma öteden beri merkeze aldığım konu geçmişteki kendimin/kendimizin körlüğüdür, bu konu üstüne gitmeyi elimden geldiğince sürdüreceğim. Fakat geçmişe dair yapılan eleştirilerin yanlış anlaşılmasından da kaygı duyuyorum.

Dün Ekim Devrimi ve “Uygulanan sosyalizme”  (reel sosyalizm) bakışımız nasıl körü körüne “ toptan kabul”  olmuş ise bugün de Sovyetler Birliği’nin çökmesi sonrasında körü körüne “ toptan ret” durumuna savrulma sakıncası görüyorum. Böylesi bir savrulma asıl peşinde olmamız gereken eleştirel düşünme kapasitesine erişmeyi engelleyici olduğu kadar, geçmişteki körlüklerimizi eleştirme cesaretini de yanlış anlaşılır kaygısıyla frenleyicidir. Tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki böyle bir kaygıyı içimde duyuyorum ama kuşkusuz ona teslim olmayacağım. Fakat kendi çevremden, geçmişe dair eleştirileri olan, konuları derin düşünen ama aynı kaygılar nedeniyle suskun kalanların olduğunu biliyorum.  Buna bir de karşısındakinin gerçekte ne dediğine kulak vermeden yapılan polemikleri eklediğimizde birçok insan yalnızca izleyici olmayı tercih ediyor, aman bulaşmayayım diyor. Herkes benim gibi orta yerde Deli Dumrul’luğu göze almak zorunda değil.

Her şey bir yana gelecekte sosyalizmin  uygulama alanına girmesi söz konusu  olacaksa eğer veya teori üzerine yeniden düşünülecekse , Sovyet deneyimi,  elbette tekrarlanmayacak ama neleri yapmak neleri yapmamak konusunda bu deneyim son derece zengin bir kaynak olacaktır. Kağıt üzerinde dün de ideal sosyalizm modelleri çizilmişti ama hiç biri pratikte gerçekleşmiş değildi. Şunu da hatırlatmak isterim, Gorbaçov döneminde Sovyet arşivleri hemen hemen tümüyle açılmıştı, KGB arşivleri hariç. O dönemden beri Batılı akademi çevreleri ve sivil tarih kurumları bu arşivler üzerine çalışmalar yapıyorlar, Sovyet deneyini olumlu ve olumsuz bütün yönleriyle aydınlatmada bu arşivlerin son derece zengin olduğu  konusunda yazılar okudum. Çok eminim ki gelecekte bu deneyimin yalnızca yanlışları değil kazanımları konusunda da daha çok bilgimiz olacak. Acele etmeyelim, kaçan bir şey yok.

Uzun yıllar “bizde neden etkili bir radikal demokratik muhalefet geleneği yok” konusu üstüne çalışma yaptım, bu konuda birkaç makale yazmış ve söyleşi de yapmıştım. Bu soruyu temellendiren asıl soru “Bizde neden eleştirel düşünme geleneği oluşmamıştır” sorusudur. İlerde belki bu konuyu birlikte tartışabiliriz. Şu kadarını söyleyebiliriz sanırım; Eleştiri siyah beyaz değil gri alanları ortaya çıkarabilmek için sarf edilen, zorlu bir zihinsel çabadır (Ahmet Kardam’ın yaptığı gibi) . Ret ya da kabul için eleştirel düşünme zahmetine girmek gereksizdir. Oysa eleştiri  yanlış içinde doğruyu, doğru içinde yanlışı görebilmektir. Bunun için genelde felsefe geleneği gereklidir, felsefi düşünceler ise her zaman tarihseldir. Felsefi düşünceleri gelişmemiş bir toplum düşünce tembeli demektir.

Özcesi kendi adıma bugün, dünkü “Toplum mühendisliğine” karşı olduğum kadar,  üç beş bilgi kırıntısıyla Ekim Devrimi ve sosyalizm deneyimini şeytanlaştıran, neredeyse olmasaydı demeye varan bugünkü “Tarih mühendisliğine” de karşıyım. İdeler düzeyi ile tarihin seyri özdeş olmuş olsaydı Marx değil Hegel haklı olurdu. 

Doğru, tecrübeler sonucu elde edilendir, tecrübe ise hatalar sonucu elde edilen.

  • Abone ol