AKIL OYUNLARI...

  • 19.02.2015 00:00

 Yakın zamanda “Akıl Oyunları” adlı bir film izledim.

İzleyenler olmuştur.

Nobel ödüllü Amerikalı matematikçi John Nash'in hayat hikayesini anlatan bir filmdi. Filmin konusunu önceden Vikipedi’den okuyup merak etmiş izlemeye karar vermiştim.

Konuyu anlatırken bir kısmını Vikipedi’den alıntılayacağım;

“Nash, öğrencilik yıllarından itibaren hayaller görmeye başlar. Mezuniyetinden sonra, zamanla paranoid şizofreni olur; fakat hasta olduğunun farkına varamaz. Bir konferans sırasında aniden bir psikiyatrisin karşısına çıkması ile olaylar zinciri değişir. Hastaneye yatar ve bu nedenle akademik çalışmalarından uzaklaşır.”

Hastaneden çıktıktan sonra sürekli almak zorunda olduğu ilaçlar parlak dehasını baskılar.

Kendini işe yaramaz hisseder

İlaçları keser ve aynı hayalleri ve aynı kurguda görmeye tekrar başlar.

Hayalinde yarattığı oda arkadaşı, onun sevimli bir kız çocuğu olan yeğeni ve bir CIA ajanı ile hayal dünyasında ilişki kurmaya devam eder.

Özellikle hayali CIA ajanının kendisine verdiği gizli ve tehlikeli görev, davranışlarını kendi çocuğuna zarar vermesine neden olacak kadar etkiler.

John, eşinin yeniden hastaneye gitmesi gerektiği ısrarlarına rağmen uzun süre hasta olduğunu kabul edemez.

Bu zor süreci yaşarken birden…

İşte bu filmi anlatmama neden olan ve beni çok etkileyen olay gerçekleşir.

John Nash hayallerin de sürekli gördüğü kız çocuğunun hiç büyümediğini fark eder.

Vikipedi’den devam edelim;

“Bu durum onun hastalığını kabul etmesini sağlar. Nash, yaşadığı hayali gerçekleri görmezden gelerek onlarla yaşamaya çalışacaktır. Gördüğü tedaviler etkili olmasa da eşi ve eski iş arkadaşlarının desteğiyle her şeye yeniden başlar. Kendi akıl hastalığını yine kendi aklı ile dizginleyerek akademik çalışmalarına yeniden hız verir. Tekrar üniversitede ders vermeye başlar. Sonunda gösterdiği sıra dışı mücadeleyle şizofreni ile birlikte yaşamına devam eder. Ve tarih bu müthiş dehaya, akıl hastalığını yine aklıyla yenerek hayatının geri kalanını bilime adamasından ve hastalığının başlamasından evvel yaptığı buluşlardan dolayı Nobel Ekonomi Ödülünü armağan eder.”

Vikipedi çok güzel özetlemiş.

Akıl hastalığını yine akılla yenmek..!

Sanırım ülke olarak yaşadığımız paranoid şizofreniden kurtulmamızın yolu bu.

Küresel Kapitalizm ve AKP iktidarının birebir neden olduğu toplumsal akıl hastalığımızı yine aklımızla yenmek zorundayız.

Tıpkı John Nash’ın küçük kızın büyümediğini fark edip gördüklerinin aslında hayal olduğunu anlaması gibi bizlerde AKP iktidarının aslında gücünü bizlerin “muhalefetsizliğinden” aldığının farkına varmamız gerekiyor.

Yıllardır bize muhalefete muhalefet görevini veren o ‘demokratik abi’nin ‘demokratik’ kısmının aslında hayal olduğunu, bizleri kendi çocuklarımızın yaşamını ve geleceğini tehlikeye sokacak kadar paranoid davranmaya ittiğini anlamalıyız.

İşte o zaman kafamızda yarattığımız hayali düşmanları bırakıp gerçek, somut ve maddi düşmana, AKP ve Erdoğan iktidarına muhalefet yapabiliriz.

 

Filmi izleminizi şiddetle tavsiye ederim.

Gerçek yaşamdan alınmış, bir çok ders çıkarabileceğimiz, mükemmel bir film.

Elbette içinde hep birlikte rol aldığımız gerçek yaşam filmini de izlemeli gerekli dersleri çıkarmalıyız.

Filmin orijinal adı; “A Beautiful Mind”.

Galiba “Güzel bir akıl” anlamında.

Genel Seçimler öncesinde ihtiyacımız olan bir şey…

Çünkü asıl belirleyici olan seçim öncesinde gösterdiğimiz tavır olacak.

Seçim zamanı geldiğinde yürüttüğümüz “A Beautiful Mind” pek bir şey ifade etmeyecek.

Çünkü biz solcuların seçimlerde söyledikleri şeyler verdikleri oydan daha etkilidir.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.