Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

En uzun hafta

  • 8.08.2011 00:00

Amerika’nın, dünyayı Hitler belâsından kurtarmak üzere, müttefikleriyle birlikte Avrupa’nın Atlantik kıyılarına yapmış olduğu muazzam çıkarma harekâtını anlatan, o ünlü savaş filminin adı da EnUzun Gün’dü, çocukluğumdaki.

Bazen olayların ağırlığı ve yoğunluğu, bir süreci diğerlerinden öylesine farklılaştırır ki, aynı zaman dilimi kadarlık olmalarına rağmen, vaktin dağarındaki o hınca hınçlık, o tıka basalık, bize sanki daha uzunmuş sanısı verir.

Siyasal arenadaki sivil-asker ilişkileri bakımından, oldukça içerikli ve bir o kadar da uzun seyreden bir süreç oldu, benim için geçen hafta. Olayların odağına denk gelen yazılarımın da etkisiyle, çağrılara biraz da alışık olmadığım bir ivmeyle icabet ederek, âdetâ albümü yeni çıkmış pop şarkıcısı gibi, “o kanal senin bu kanal benim” diyerek, Tv’leri dolaşmış olmamın da katkısı var sanırım, böyle duyumsamamda.

Eski Türkiye’yi simgelediklerini düşündüğüm, TSK’nın istifa ederek çekilen üst komuta kadrosu ile, Yeni Türkiye’yi temsil etmelerini umduğum ve beklediğim “yeniler”ini, Tv tartışmalarında irdelerken, bunca yaşıma rağmen, “kırmızı şapkalı kız”ınki gibi deneyimler de gelmedi değil başıma, doğrusu.

Bir keresinde örneğin, hiç arzu etmediğim halde, “Recep İvedik” eğilimleri oldukça güçlü olduğu için, “ortalığı Susurluk ayranı gibi köpürtsün” diye çıkarıldığı her halinden belli olan emekli bir generale lâf yetiştirmek zorunda kaldım, densizliklerini göğüsleyebilmek için. Üstelik, “tencere yuvarlanmış da kapağını bulmuş” misali, “aman beni de onun gibi sanacaklar” kaygıları taşıyarak hem de.

Ama asıl, ekran gerisindeyken generaller hakkında atıp tutan, kameralar çalışınca da birden tutum değiştirip, beni çuvallatmaya kalkışan o eski meslektaş bozuntusuna ne demeli?

Çıkacağımız Tv’nin binasına bizi aynı araba ile getirdiler. Yol boyunca bana, daha teğmenken ordudan nasıl ayrılmak istediğini, bu amirallerin hiçbir zaman adam filan olamayacaklarını, anlattı durdu.

Zaten, Ergenekon ve Balyoz’daki tutuklama evrelerinin ilk dalgalarında bir ara adı geçmiş, korkup tırsarak uzuncadır ortalıklarda görünmez olmuş, patlamayan bir “geri tepmesiz top mermisi” gibi, “istikamette kayıp”lara karışmıştı. Fakat artık, adam toplamalar bitti diye olmalı; şu birkaç gündür, yeniden boy abdesti almaya başlamışa benziyor, sanki piyasalarda.

Ben de safın teki olarak, yakınlık kurduk sanıyordum hep beraber, aklım sıra. Tartışma teçhizatımı ve zihnimi, vestiyerde bırakıp gelmiş gibi duruyordum stüdyoda, hangi akla hizmetse. Hani, adımınız boşa gelince irkilirsiniz ya; merdivenin, yokluğunu ummayacağınız o basamağındayken. Aynen öyle şaşaladım işte, bir an için.

O’na göre; Cumhuriyet kurulurken olsun, şimdiki halde olsun, hiçbir zaman “burjuva sınıfı”na sahip olamayan Türkiye’de, hiçbir zaman demokrasi de olamazmış. İşte o yüzden, bu sınıfsal açığın telâfisini, vesayet kurumları yoluyla Silahlı Kuvvetler yerine getirmekte imiş. Sözde bilimselmiş gibi gösterip, Cumhuriyet tarihi boyuncadır başımıza gelenleri “meşrulaştıran” bu çarpık ve sapkın zihniyete, hak ettiği yanıtları verme fırsatını yakalayamadığıma çok üzüldüğümü belirtmeliyim.

Öte yandan, geçen haftanın en kazançlı çıkanı, galiba Kara Harp Okulu’nun “69 Devresi” oldu. Silahlı Kuvvetler’deki üst yönetimin aynı devrede toplulaştığını belki de ilk kez görüyorduk. Genel Kurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, 1. ve 3. Ordu Komutanları, hepsi de aynı sınıf arkadaşlarından oluşmaktaydılar.

Fakat biz, ordusunun, sivil siyasal yapıların emrine girmeyi kayıtsız şartsız benimsemiş olduğu bir Türkiye’nin, asıl kazanan olduğunu görmek istiyoruz artık.

O nedenle de, göreve geliş süreçlerini desteklemiş olduğum komuta kademesindeki okul arkadaşlarımla, gönül yoluyla kurduğum bağıtın “cicim günleri”nin de, nihayet sonuna gelmiş bulunmaktayız, böylece. Bugünden itibaren, “eski Türkiye”den gelecek en küçük bir esintinin dahi rüzgârını kesmek, boynumun borcudur artık benim. En sert eleştirileri benden göreceklerdir, yanlışlara saparlarsa eğer.

Kimi orduevleri, meselâ Fenerbahçe gibi yerler, emekli üst generallerin sürekli yaşama alanları olmaktan çıkarılmalıdırlar. Bu yerler, aslında sadece güvenlik kaygılarıyla değil, bu gibi hususların bahane edilip sultanlıkların sürdürüldüğü ve her birine aşçılarıyla, bahçıvanlarıyla, masörleriyle, şoförleriyle, çifter çifter korumalarıyla; halayıklar kaleminden sekizer-onar hizmetli tahsislerinin yapılageldiği, yemekleri dahi ayrı restoranlarda sunulur ve yenilirken, bedavacılıkların hükmünün araç akaryakıtlarına kadar uzandığı, birer derebeylik mahfilleridir.

Türk halkının bağrında yaşamak bir güvensizlik kaynağıysa, bu hâl topluma bir hakarettir. Kendi halkından korkarak ve soyutlanarak yaşamaya mahkûm olan ve o yüzden kendilerini tel örgüler içine hapseden generalleri özgürleştirmek ve toplumdan korkmamalarını önermek, bize düşen bir görev haline gelmiştir. Esasen, dışarılarda yaşayan binlerce subay ve diğer generaller varken, bu durum bir mizansen imiş gibi gözükmektedir.

Hem kaldı ki bu uygulama, yolcu uçağının pilotuna paraşüt vermeye; ya da otobüs sürücüsüne, canını kurtarması halleri için hemen yanı başına imdat kapısı açmaya benzemektedir.

Artık herkesler, görev yaparlarken, bir gün tel örgüler içine sığınarak yaşamak zorunda kalmayacakları tasarruflarda bulunarak çalışmayı öğrenmelidirler.

Orduevleri ve kamplar, her türlü ifratlardan arındırılmalı, büyük bölümü ve en güzel yerleri, TSK’nın emekçilerine tahsis edilmeli, anti-demokratik süreçlerde edinilmiş, nalıncı keserlerinin yonttuğu general ayrıcalıklarından artık kurtarılmalıdırlar.

Tüm sivil toplumun gözü içine batmış bir mertek gibi duran bu hususları halletmek, görünen o ki, gene generallere düşmektedir. Ama zaten, büyüklük de böyle zamanlarda belli olur.

Türkiye halkının yüreği de, görebilen gözler bakımından, devleti yeniden düzenleyecek böylesi insanlara, ardına kadar açık durmaktadır.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar