Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Neden muhalifiyim kimi generallerin

  • 15.08.2011 00:00

Türkiye’nin Gerçeği‘ni kavrayamamış olanlar, yazılarımdaki tutumumun nedenini soruyorlar bana. “Niçin sataşıyorsun orduya? Nedir alıp veremediğin? Bir problemin mi var?” diyorlar.

Evet, var!

Ben gencecik yurtsever bir subayken ve daha yolun başındayken, öyle bir ordu, öyle bir ülke tahayyül ediyordum ki; o yılların generalleri“seni gidi, yanlış yolun yolcusu” diyerek, düşünmemi, eleştirel bakmamı ve öneriler getirmemi engellemişler; tıpkı sürek avında bir hayvana yapıldığındaki gibi, beni kıskıvrak yakalayarak, anamdan emdiklerimi burnumdan getirmişlerdi.

Düşlerini kurduğum özlemlerimi, ayırdına daha sonraları varacağım siyasal ikbâlleri uğruna kırıp dökmüşler; silkeleyerek ve itibarsızlaştırarak, beni derhal tasfiye etmişlerdi. Yetinmeyerek, çağdaş düşünüyorum diye, üstüne üstlük bir de on beş yıl hapis istemiyle yargılatmışlardı.

Olabilir...

Bakarsın haklı çıkabilirlerdi. Hayat bu yönde evrilebilir ve ben, yanlış düşüncelerimin utancıyla, koca bir ömrü tüketebilirdim.

Ama böyle olmadı. Yaşam, onların asla haklı çıkamayacakları kırk yıllık bir muhasebenin yapılabileceği makûl bir süreci, getirip hepimizin önlerine koyuverdi şimdi.

Benim değil, onların “ordu projesi” uygulama alanı buldu. Benim değil, onların tasarladıkları bir Türkiye’yle kavruldu bu toplum, onlarca yıl. Ve onların kurdukları düzen iflâs etti sonunda.

Sürekli darbe yaptılar. Utanmadan sıkılmadan, bu halka mütemadiyen zarar veren o lânet olası darbelerini dayattılar. Hattâ yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları sonuncusunda, bu sefer yakalandılar.

Ülke bu kırk yılın bitiminde, kişi başına otuz-kırk bin dolarlık bir zenginlik çizgisine gelebilecekken, bunun dörtte biri düzeyine ancak varabildi.

Otuz senedir süren bir iç savaşı da yönetemediler. Bu yüzden, Türkiye’nin kırk-elli bin yurttaşı öldü. Bir trilyon dolar para, “baruta ve tahrip danelerine” harcandı. Ülke, hem fiziki, hem de psikolojik bakımlardan enkaza döndü; bölünme noktalarına geldi.

Bu işlere karışan generaller öyle şeyler yaptılar ki; örneğin 1915’lerdekilerin Ermenilere reva gördükleri, yüz yıl sonra nasıl şimdi bizim neslin peşini bırakmıyorsa, şimdikilerin de Kürtlere yaptıkları torunlarımızın yakasını bırakmayacaktır.

Türkiye’nin siyasasını YAŞ, MGK, Genelkurmay Karargâhı, çift başlı yargı, vs. gibi kurumlarla çevirerek, “vesayet rejimi”ni pekiştirdiler. Devlet içinde devlet oldular. Partileriyle, medyasıyla, sermaye kesimleri ve sözde entelektüelleriyle, kendilerine yalakalık yaparak varolabilen, karaktersiz ve kaypak bir sivil siyasal ortamın üremesini bu ülkeye lâyık gördüler.

Ayrıcalıkları katlanarak büyüdü. Lüksleri ve imtiyazlı konumları giderek tırmandı, ifratlara ulaştı. Tasarruflarını meşrulaştırmak için, subay ve astsubayları yanlarına çekmek üzere birer parmak bal çalarak; TSK’yı Türkiye halkından izole ettikleri bir kuruma çevirdiler.

Kendilerini asla denetlenemez kıldılar. O kadar ki, kendilerini artık kendileri de denetleyemez hâle geldiler.

Büyük karargâhlardaki departmanlarda,“Batı Çalışma Grubu” gibi, “JİTEM” gibi, ordunun kuruluşunda bulunmayan sayısız illegal yapılar oluşturarak ve Çin’inkinden iki misli fazla sayıda general istihdam ederek; büyük kentlerden tutun da, en küçük kasabalara kadar, tüm halkı fişlediler, kategorilere ayırdılar, sınıflandırdılar.

Artık TSK’yı, yurdun savunma ihtiyaçlarını öne koyan değil, adeta“Baas Rejimleri”ne, yahut “Kuzey Kore”deki ordulara benzettiler.

O kadar müphem hâle geldiler ki, ne aldıkları maaşları, ne her türlü harcamaları, ne de yaptıkları işleri bilinir ve görünür olabildi.

Bütün bunlarla ve daha birçok şeyle, müflis bilançolu bir şirkete dönüştüler. Gele gele, kırk yılın sonunda bu noktaya vardılar, bu yolların yolcusu olan generaller.

Onlar ne düşünüyorlarsa, doğru olan o idi. İdeolojilerini, ordunun ideolojisi hâline getirdiler. Farklı düşünenleri, düşünmelerine fırsat dahi vermeden, yediler. Orduyu, ellerinin altındaki bir silah gibi kullanarak, yarattıkları iklimle, siyasal ve sosyal bir baskı gücü oluşturdular.

Demokrasinin önünü tıkayarak, Silahlı Kuvvetler’in büyük kısmına, askersel bir toplum düzeninin daha iyi olacağı kültürünü aşıladılar. Kâdiri mutlak bir sınıf olarak, bir hakkın ve görevin, en azından kötüye kullanılması ile karşı karşıya olunduğunun dahi görülebilmesine engel oldular.

Tüm Türkiye halkı bakımından, kontrol dışı bir mutasyonla endişe verici bir biçime dönüştüklerinin adeta simgesi sayılabilecek, tv’lerdeki o ünlü basın toplantısında, birbirlerine yaslanıp birbirlerinden güç almak suretiyle, kırk-elli kadarının biraraya gelerek korku saldıkları, bir zamanların Güney Amerika’sındakiler gibi dehşeti amaçlayan o fotoğrafta, kendilerini generallerle özdeşleştirenlerden bir tanesi bile yokken, onları aralarına almazlarken, böylelerini “kraldan çok kralcı” kılarak, kendilerine sendromik ölçülerde meftun ederek, hastalanmalarına yol açtılar.

Basiretleri bağlanıp da, AKP’ye ve kitlelerin din anlayışlarına takarak, gözleri hiçbir şey görmeyen, kulakları hiçbir şey duymayanların, medyada ve siyasetteki postal yalayıcıların hâlâ “ne malûm, bu suçların işlendikleri” diye, masumiyet karinesinin dahi içine ederek, yapılanları örtmek uğruna nasıl da debelendiklerine duyarsız kalmaları ya da susmaları, en hafifinden aymazlıktır. Bunları dile getirmekse, vatan borcudur.

Öyleyse şimdi ben, bu toplumun bir yurttaşı ve bir hissedarı olarak, bunların müsebbibi olan generallerden hesap sormayayım mı?

Seninki değil bizimkiler doğru diyerek, acımasız projelerini harfiyen uygulayan ve artık müflislikleriyle yolun sonuna gelmiş bulunan bu sorumsuz adamlara iki çift lâf etmeyeyim mi?

Gençliğimi ve ömrümü çalmakla kalmayıp, önereceğim daha güzel bir dünyanın yerine koydukları, sonuçları mendeburca gelişen tasarrufları için, yakalarına yapışmayayım mı?

Hayatım boyunca göze aldıklarımı, çektiklerimi ve kendime olan saygımı, nereye koyacağım, o zaman?

Kendime olan borcum, yurduma olan borcum, halkıma olan borcum ne olacak?

Anladınız mı şimdi, niye peşlerini bırakmadığımı, niye yazdığımı bütün bunları?

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar