Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Bu ordu nasıl düzelir

  • 27.08.2011 00:00

Niçin “karpuz kesilmesini bile beklemeden” kaçıp gittikleri, işte şimdi belli oluyor, ufak ufak.

Kendisini halkına karşı sımsıkı kapatarak ceberut bir siyasi organ haline gelmiş denetlenemez bir yapının, çürük kokularını duyumsadık ve erkenden dile getirdik diye, söylemediklerini bırakmamışlardı bizler için. Ne hainliğimiz kalmıştı, ne selâmımızı alacak çevremizde bir kimse. Onca sıkıntılar çekmemize rağmen, fırsatını bulunca kendilerinin yapacak oldukları gibi, bir de utanmadan paraya-pula tav olduğumuzu ileri sürmüşlerdi. En “ağa babaları”nın itirafları karşısında, bakalım şimdi ne yapacaklar, göreceğiz.

Bense, bir dizi “askerî reformlar manzumesi”nin en başındaki“ilmik ucunun neresi olduğu” kavranana kadar, bıkmayacağım, usanmayacağım aynı şeyleri yazmaktan.

Bakın tekrarlıyorum:

Eğer “Genelkurmay Başkanlığı”nı bugünkü algılanma biçiminden alıkoymaz, bugünkü işlevselliğinden el çektirmezseniz, onu nereye bağlarsanız bağlayın, hiçbir şeyi değiştiremeyeceksiniz.

Kurum bile kendisine, resmî internet sitesinde “Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı” diyecek hâle gelmiştir. Oysa, Genelkurmay Başkanlığı sanki bir komutanlıkmış gibi ayrı, karargâhı da ayrı olarak zikredilmezler. Genelkurmay Başkanlığı’nın zaten bizatihi kendisi bir karargâhtır.

Pekiyi, neden böyle söyleniyor?

Çünkü bu ülkede Genelkurmay Başkanları, giderek “Silahlı Kuvvetler Komutanı”na dönüşmüşler ve kurumun devletten özerk ve bağımsız hâle gelmesinin önünü açmışlardır.

Gerçekte ise, “Başkomutan”a ya da bununla aynı şey demek olan “Silahlı Kuvvetler Komutanı”na ait bulunan o karargâhtaki kurmay heyetine, komutanlık bile değil, sadece başkanlık edebilirler.

Başkomutanlık ise, ülkedeki her hususun yürütülmesinden sorumlu olan “Başbakan” tarafından yürütülecekken, önce fiilen, sonra 1982 Anayasası ile de hukuken olmak üzere gasp edilerek, bu makam “sivil”lerin elinden alınmış bulunmaktadır.

Bu ilişkilerin çok mu önemi var? Bağlarsınız Milli Savunma Bakanlığı’na, olur biter... mi dersiniz acaba?

Hayır, olup bitmez; hiçbir şey değişmediği gibi, hatta korkarım, işler daha da kötüye gider.

Zira Silahlı Kuvvetler, kendi içinde kapalı devre modelli bu “Emir Komuta Kontrol Sistemi”nden mutlaka arındırılmalıdır.

Eğer “tespih taneleri”nin en başına konmuş bir “imame” gibi duran Genelkurmay Başkanlığı’nın bugünkü hâline göz yumarsanız, ardından şimdiki gibi içine giremeyeceğiniz ve ancak “püskülünden tutabileceğiniz”, sevk ve idare süreçlerinde yüzünüze duvar gibi kapalı ve denetlenemez bir kurumla yolunuza devam eder gidersiniz.

Bu kapalı devre sistemini nereye bağlarsanız bağlayın, değişen hiçbir şey olmayacaktır. Çünkü önemli olan nereye bağlandığı değil; demokrasi teorisinin bir gereği olarak, nihai yüksek komutanlığın ilgili sivil organ tarafından “bilfiil” yürütülüp yürütülmediğidir.

Doğru sistem şudur:

Üç Kuvvet Komutanı, Başkomutan konumundaki Başbakan’ın , aracısız ve direkt olarak emrine girerler. Genelkurmay Başkanı da, kurmay heyetine başkanlık yaparak, hem Başkomutan hem de Silahlı Kuvvetler Komutanı mevkiindeki Başbakan’ın, tüm TSK’yı sağlıklı bir şekilde yönetebilmesi için, Genel Karargâh hizmetlerinin çekip çevrilmesine memur edilir. Şimdi artık tespihin imamesi halkın seçtiği en yüksekteki sivildir ve TSK da, kendi içine kapalı bir sistem olmaktan çıkmıştır.

Böylece Türkiye’nin “Askerî Anafikri”ni hükümet belirleyecek; Başbakan da, kendi karargâhı, “kendi mutfağı” konumundaki Genelkurmay Başkanlığı’na yürütmenin “fikr-i müdür”üne göre emirler verecek; o heyeti bu emirler doğrultusunda çalıştırarak, Genelkurmay Başkanı’nın “paraf”ıyla “Sayın Komutan’a arz” diyecekleri çözümleri, sonunda getirtip kendi önüne koydurtacaktır.

İşte o zaman o karargâhlarda, “yeni yasama döneminde CMK’da ve askerî hukuki mevzuatta yapılması düşünülen yeni düzenlemelerin neler olabileceği” üzerinde, şimdiki gibi re’sen değerlendirmeler yapılamayacak; sistem, bütünüyle Başbakan’ın ve hükümetin kontrolünde yürüyecektir.

Demokratik bir toplumda sivil-asker ilişkilerinin püf noktası, o ülkeyi yönetmek için seçilerek işbaşına gelmiş olan hükümet ile, o yurdu dış düşmandan korumak için kurulmuş olan ordunun birbirlerine entegre olacakları “Komuta Kontrol Sistemi”ndeki ilkelerde yatar.

Eğer bu ilkeler, usulünce düzenlenmemiş ve ilişkiler de demokratik rejimlerdeki kurallara göre kurulmamışsa, o hükümet ister iktidara en yüksek oy oranıyla gelmiş, o ordu da ister en teknolojik ve pahalı silahlarla donanmış olsun; en basitinden, uyumla çalışamayacaklardır.

Bu da o kuruma, devletin bünyesindeki varlık nedenine aykırı şekilde geliştireceği özerk bir yapılanma kültürü zerk eder ve tüm zart-zurtçu görüntülerine rağmen, en küçük hücrelerine kadar denetimsiz kalmasına ve o oranda da disiplinsiz olmasına yol açar. Ele avuca gelmeyerek, mutlak anlamda emre de girmediği için, yürütmenin elindeki bir dış politika enstrümanı olmaya da yaramaz. O yüzden de, küresel ilişkilerin güçlü bir yerinde durmadaki işlevi daima eksik kalır.

İş bununla da bitmez. Ayrıca o koşullarda, şimdi burada uzun uzadıya sıralayamayacağımız bir sürü nedenselliklere dayalı olarak, o ülkenin sosyo-kültürel ve ekonomi-politik yapısı da, bir “güven toplumu”na dönüşmeye el vermez olur.

Analitik değerlendirmelere bön bakan sözde solcuların, Türkiye’nin geçmiş zamanlara ait nispi geri kalmışlıklarının faturasını sadece “emperyalizm”lere kesme kolaycılıklarındaki at gözlüklü kafalarını kaldırıp da; emre girmeyi dahi bir türlü öğrenemeyen bir ordunun, bu yoksunluklara şimdiye kadarki katkısının neler olabileceğine yoğunlaşmalarının vakti, sanırım gelmiş de geçmektedir.

Zira, zenginleşmenin ya da fakir kalmanın iklimlerindeki gerçek ölçüt, güven ortamının varlığında yahut yokluğunda solunan oksijen miktarıyla tanımlanmaktadır.

Orduları demokratik ilkelere uymada ayak sürüyen toplumlar, bir bakıma zehir solumaları yüzünden de geri kalmış olan halklardan sayılırlar.

Eski Genelkurmay Başkanı’nın itiraflarındaki Türkiye, artık hepimizin gerilerde kalmasını dileyeceği kâbusların kalıntısı olmalıdır. (Pazartesi sürdüreceğim...)

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • adil ozcan
    adil ozcan
    5.02.2012 17:49

    bence askerlik tumuyle ortadan kaldirilmalidir cunku turkiyenin geri kalmasinin gucsuzlugunun tek sebebi turkiyenin kendi ordusudur .turkiye buyuk millet meclisinde bu durum iyice muzakere edilip gerekli kararlar verilmelidir turkiyeyi yoneten onbes generalin diktatorluguna son verilmelidir yoksa sonumuz filistinlilerden de kotu olur bence gercek suclu turkiye buyuk millet meclisidir hic bir subayi generali suclu gormuyorum.butun darbe yapanlar da dahil olmak uzere .

Resmi İlanlar