Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Silivri tutuklusu E. Tuğg. Süha Tanyeri’ye yanıt (1)

  • 5.09.2011 00:00

Oniki sayfa tutan, “görülmüştür” damgalı mektubunuzu aldım, Sayın General.

İcrasına sizin de katılmış olduğunuz, 5-7 Mart 2003 tarihindeki “1.Ordu Plân Semineri”nin bir darbe hazırlığı çalışması olmadığını, bununla ilgili olarak haksız yere suçlanıp yargılandığınızı söylüyor; buna yol açan durumun ise, gazetemizin başının altından çıktığını ve beni, tıpkı diğer yazarlarımız gibi, gerçekleri bilmeme rağmen hemen her gün sizleri suçlu göstermek gayreti içinde olmakla, zira geçmişte yaşamış olduklarımın öcünü almak, kinimi kusmakla ve hâtta bunlara, maddi ve manevi çıkarlar sağlamayı amaçladığımı da ilave ederek, yüzlüyorsunuz.

Dışarıda olsaydınız, size oldukça sert bir yanıt vermeyi seçerdim, Sayın General. Ne ki, dışarıda değilsiniz ve devletin elindeki bir tutuklusunuz.

Ben genlerim itibariyle, devleti pek sevmem. Çünkü devlet bana hep, tarih öncesinden beridir sürüp gelen zorbalıklarının, günümüze de sarkarak, genzimdeki yanmayı hâlâ sönmemiş o korlarının isiyle yaptığını hatırlatır. Kimin kontrolünde olursa olsun, doğam gereği ona hep ihtiyatla bakarım. Benim için devlet, gücün simgesidir. Güçten beslenen biri değilim ki, güçten yana olayım.

O yüzden, koşullarınız bakımından size içerleyemiyorum.

Ama bu, sizin eskiden yaptıklarınızı yalayıp yutmam anlamına da gelmiyor. Zira bir zamanlar siz, güçten beslenen biriydiniz.

Sizi şahsen tanımam. Bireylerle işim yoktur benim. Benim derdim sistemledir. Eğer siz de o sistemin bir parçası idiyseniz, biliniz ki, sizden de bahsediyorumdur. Sanırım bizi buluşturan da, bu problem zaten.

Mektubunuzdaki mağdurca isyankârlığınız, bir generali değil de, bir “insan”ı işaret ediyor daha çok. Adalet! diye haykıran bir insan olmak için, ille de mahpusta mı yatmanız gerekiyordu, diye sorsam, ne yanıt verirdiniz acaba?

Bu topluma çok çektirdiğinizin ne kadar farkındasınız? Bireysel olarak bakmayın meselelere. Kurumsal bir “Darbeci Generaller Sınıfı” olarak, ilkel dönemlerin monarkları gibi, çok kötü şeyler yaşattınız bu ülkenin insanlarına.

Garnizon esasına göre, yurt sathını üleşmiş derebeyler gibi, devletin kutsallığı ayaklarına, yemediğiniz halt, göstermediğiniz zorbalık kalmadı, siz içerdekiler olarak. Düşman işgali nedir, doğru dürüst bilmeyen bu millet, neredeyse düşmanınki gibi bir zulmü de tattı sonunda, sayenizde.

Korkuların, ayrıcalıkların ve üstünlüklerin simgeleri oldu çoğunuz, kitlelerin nefretini çekme pahasına hem de.

Hep böyle olacak, hep böyle sürecek zannettiniz. Ve kendi kurduğunuz ökseyle, kendi kafesinize kendiniz girdiniz bu sefer.

Altmış yıldır sürdürülen darbeci ve faşizan “vesayetçi zihniyet”in, bedellerini ödüyorsunuz topyekûn.

27 Mayıs’taki komitacıların, 12 Mart’taki Memduh Tağmaçların Faik Türünlerin, 12 Eylül’deki Kenan Evrenlerin, 28 Şubat’taki Batı Çalışma Grubu çetelerinin ve otuz yıldır bitmek bilmeyen iç savaşın icmalleri yapılıp faturalardaki öfkeler, siz oradakilere çıkarılıyor şimdi anlaşılan. Durumun sosyo-politik bir psikolojiyle, aslında biraz da böyle olduğunu,bilmem ki görebiliyor musunuz?

Mahkemeler, yargılama usülleri ve cezaevi koşulları sizler öngörülerek hazırlanmadıkları için, şimdi içlerine düşünce şaşalıyor ve tepki gösteriyorsunuz.

Kitleler hep böyle ömür tükettiler oysa. Gıyaplarında yargılandılar, hüküm giydiler, cezaları kesinleşti de, haberleri bile olmadı, gariplerimin. Onların, müstahakı sayıldıkları muamelelerin binde birini bile yaşamadığınız halde, nasıl da hop oturup hop kalkıyorsunuz, bakın şimdi! “72. Koğuş” dendi mi, aklınıza tiyatro gelirdi eskiden. Onu başarıyla canlandıran oyuncular filan gelirdi. Oysa aklınıza, hapishanenin doğrudan doğruya kendisinin gelmesi gerekmez miydi, irkilerek?

Meselâ, binlerce subay, astsubay ve askerî öğrenciyi ordudan sorgusuz sualsiz attınız da, biriniz olsun çıkıp da, ne yapıyoruz biz, dedi mi aranızdan?

Şimdi anladınız mı bari, nasıl bir şeymiş adalet aramak? Duydunuz mu, zehir zemberek gibi acısını bağrınızda?

Bir zamanlar beni de atmışlardı ya ordudan, siz o yüzden, “öç almak ve kin kusmak” üzere yazdığımı sanıyorsunuz, bütün bunları. Öncesi de böyle olmasaydı, belki haklı olabilirdiniz. Bilesiniz ki ben, atılmadan evvel de, hâtta daha askerî öğrenciyken bile, hep duyarlıklı olmuş, hep eleştirel bakmışımdır ordu meselelerine.

Silahlı Kuvvetler’den çıkarıldıktan sonra da, örneğin İzmit Askerlik Şubesi’nde beni erlere dövdürdükleri vakit, “kahır cehennemleri”nde tuzda pişer gibi piştiğimden olmalı, dönünce tekrardan orduya, “efendisine kızıp uşağını dövenlerden” olamayacağım için, başlarını okşamıştım erlerimin, o dayağın ve bir sürü çilenin karşılığında.

Yoksa, ne kin gütmesi?

(Devam edeceğim...)

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar