Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Kemalizm

  • 7.11.2011 00:00

 Kemalistlerin, bilgi birikimlerinden değil de, şartlanmışlıklardan geldiklerini, hiç kimse benim kadar bilemez.

Askerî okul süreçlerindeyken, en sıkı birkaç Atatürkçü öğrenciden biriydim ben. Ulusal bayramlarda, Mustafa Kemal’i anma törenlerinde, bize verdiği görevleri yazık ki savsakladığımızı düşünerek; bir gün âdetâ bir Mesih gibi aniden çıkagelip, sınıf kapılarından yüzlerimize, öyle mavi mavi öfkelerle bakacağını; sitemkâr bir dil ve kırık duygulardaki nutuklarla, şıpır şıpır gözyaşları içinde haykırır dururdum. Göz pınarlarını, tıpkı kendiminkiler gibi harekete geçirdiklerimin dışında kalanların birçoğu, kıkır kıkır itişip kakışarak, törenin bir an önce bitmesini iple çekerlerdi.

Şimdi başı çekenlerin onlar oldukları Kemalist bir kitle gördükçe, hüzünle gülümsemeden edemiyorum.

Bir ülkenin resmî ideolojisinin, çekip çevirerek kendisine sadık kullar yetiştirmeye kalkışmış olması, hadi diyelim, o koşullardayken normaldiler. Normal olmayan, gelişmek suretiyle olup bitenlerin ayırdına daha sonraları varmak gerekip de, bundan uzağa düşerek, sanki temyiz gücünün kazanılamadığı bugünün yaşlılıklarında, körlüğün dehlizlerinde kalakalmaktır.

Dağarlarındaki birikimsizliklerin, bilgi fukaralıklarına delil sayılacağı bir yana, Kemalizm’i ilericilikmiş gibi algılayanların, o sanılarıyla, bu ideolojinin doksan yıldır sürmesinden çıkar sağlayarak, kapalı bir ekonomi ve siyaset düzleminde, geniş halk kitlelerini sömürerek elde ettikleri faiz ve rantlarla beslenerek geçinen kesimlerin yaşam tarzlarını sürdürmelerine payandalık ettikleri, asla gözlerden kaçırılmamalıdır.

İkinci sınıftan sayılıp da, bugüne değin periferide tutulmuş bulunan kalabalıkların, sivil siyasada şimdi galebe çalarak; belki bin yıllık kabalıklarıyla da, bazen arsızlıklarıyla da, yeni yeni edindikleri kentsoylulukların görmediklikleriyle de; ama daha çok çağıl çağıl, daha çok gürül gürül dinamiklikleriyle gelişlerini yadırgayarak yadsımak ve iktidar oluşlarını içe sindirmeyerek dudak bükmek, Kemalist bir gericiliktir.

Kemalizm, hiç gerici olur mu?

İçsel örüntülerin önemini bir an için kâle almasak bile, her şey, nelere hizmet ettiğine bağlı olarak, ilerici veya gerici olabilir. Örneğin din skolastik düzeydeyken, bir durağanlığa, statükoya ve gereksinime rağmen her şeyin olduğu gibi kalmasına karşılık geliyorsa ve bu hâli meşrulaştırmaya çalışıyorsa, gerici; devinimin atına binmişse de ilerici işlevler edinmeye yarıyor demektir.

İlericiliklerle gericilikler, hayatın kendiliğinden akışındaki doğal toplumsal erdemliliklerin genetiğiyle oynanması durumlarında uç veren olgulardır.

Sorunlardan biri olarak en önce, Kemalizm’in, sanki bir şahsiyeti sevip sevmemek ve ona saygı gösterip göstermemek meselesiymiş gibi kurgulanıp sunuluyor olmasıdır. Oysa bu konu, Mustafa Kemal’in bizatihi şahsiyetini artık çoktan aşmış, ondan bağımsızlaşarak çok ötelere varmış bir görüngüsüdür. Örneğin birtakım insanlar ve kurumlar, aslında kısır bir döngüsellik içermekle birlikte, “Atatürkçü Düşünce Sistemi” adı altında, bir sürü şey uydurarak, iyice katılaşmış bir Kemalizm’in hâlâ inşasını sürdüregelmektedirler.

Oysa uygar toplumların hiç birisi, içinde yaşadıkları rejime rengini veren ideolojileri enine boyuna tartmadan, siyasal muhasebelerini yapmadan, düzgün yol alamazlar. Ve gene hiçbir toplum, kendi yarınlarını da, gelecek nesillerin yaşama biçimlerini de, yükümlülük altına sokan bağlayıcılıklar güdemezler; gütmemelidirler

Kaldı ki, Atatürk’ün önerdiği, daha doğrusu dayattığı ilke ve inkılâplar, döneminin konjonktürleri ve trendleri ile kayıtlıdır. Hâlbuki, herhangi bir yer ve zaman koşullarında tecelli eden olgulara sürgit bağlı kalmak, zorâki ve bilim dışı bir davranıştır.

Dünyanın nice siyasal liderleri, nice tarihsel ve karizmatik şahsiyetleri, cari geçerliliklerini hiçbir zaman geleceğe dört başı mamur taşıyamamışlardır. Bilim, sanat ya da edebiyat alanlarındaki nispi kalıcılıklar, politik pragmatizmin sahnesindekilere o ölçülerde nasip olamamıştır.

Kimileri nihayet sevgi ve saygı ile yâd edilseler de, toplumsal siyasetler itibariyle, asla peşleri sıra gidilmez. Peygamberler dahi, uhrevi boyut ile sınırlandırılırlarsa kalıcı olabilmekte; toplumsal yaşamın maddi örüntüsünün nasıl olacağına dair siyasal önerileri var idiyse de, sorunlara yol açmaktadırlar.

Statik bir toplum düzenini öngörmesi bakımından Kemalizm’i siyasal bir proje olarak yaşatmaya kalkmak, bu anlamıyla skolastikîdir ve laikliğe de aykırıdır. Zira, Mustafa Kemal’e bilim dışı tutum ve Tanrısal ölçeklerde yaklaşımlarla biat edilmekte, ilkelerine ve düşünce sistemine mutlak surette bağlılık yeminleri edilmektedir.

Bu durum tuhaf kaçsa da, gene de siyasal bir partinin izleyeceği yol olarak kalabilir. Örneğin CHP, zaten bu istikamette yürümektedir ve bu onların bileceği bir iştir. Bunda bir beis yoktur. Sorun olan, devletin ve tüm toplumun bu konsepte doğru çekilmeye zorlanmasıdır.

Aynı şekilde, TSK da Kemalizm’i şiar edinemez. Atatürk’ün askersel ve tarihsel kişiliğinin dışına taşarsa, bu güne kadar olageldiği üzere, kimi siyasal angajmanlara da tabi olmaya başlar.

Son olarak, Kemalizm’in en eleştirel yanı, halkın kendi kendisini değil, bunu daha iyi yapabileceğini sandığı bir zümre tarafından yönetilmesini esas almasıdır. Bu yaklaşımından, doksan sene sonra dahi, bir milim bile sapmamıştır.

Aslında doğaldır; çünkü bir sistemin kuruluş biçimi, o sistemin hayatiyetindeki tüm süreçleri belirler.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar