Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Bedelli askerlik... Vicdani ret..vs. (2)

  • 21.11.2011 00:00

 Bir önceki yazımda, artık günümüzdeki harplerin, gerek uygulanan taktik ve stratejiler, gerekse yapısal teşkilatlanmalar bakımından, geçmiş zamanlarda kalmış orduların baş edemeyecekleri kadar değişime uğradıklarını yazmış; bu mahiyetiyle, bizimkinin de modası geçmiş bir ordu olduğunu söylemiştim.

Saldırıya uğrayan ülkelerin en çok birkaç günlük yıkımlarla işinin bitirildiği bu teknolojik savaşlar karşısında, ancak postallarını bağlıyor olabilecek hımbıllıklardaki TSK’nın da, eğer önlem alınmaz ve lüzumlu reformlar gerçekleştirilmezse, yapabileceği pek bir şey olmadığının bilinmesini isterim.

Nitekim, yarısı terhis edilmiş yedeklerden, diğer yarısı da silah altındaki muvazzaflardan oluşan, en az bir buçuk milyonluk kâğıt üzerindeki bu ordunun, kıyametin o birkaç gününde tertiplenip, hayatın üstüne tıpkı bir deprem gibi yüklenen savaş makinelerine nasıl göğüs gereceğini, askerliğini yapmış olup da bu yazıyı okuyanlar, o koşullarda ne yapacaklarını ve ne işe yarayacaklarını, şöyle akıllarından geçirip bir düşünsünler bakalım, nereye varacaklar?


“Sağa dön, sola dön” 
matraklıklarıyla ve “bizim başçavuş bir gün demişti ki”yle süren, bitmez tükenmez yalan yanlış anıların taşlı tarlasında eşinerek, yurt savunması ekilip biçilebilir mi hiç yahu?

Bir mesleğin erbabı olunmadan, gaza gelip meselâ nasıl doktorluk yapılamıyorsa, artık askerlik de yapılamaz, değil midir? Eskiden köy köy dolaşıp, sanki hekimmiş gibi sağlık hizmeti veren iğneciler vardı. Şimdi hâlâ var mı? Eğer o iğnecilerden artık kalmadıysa, yirmi yaşına gelince, zart-zurt tezgâhlarından geçirilerek icra edilen yarım yamalak askerliklerin de kalmaması gerekmez mi, o vakit?

Bir bölüğün mevcudu iki yüzdür; ama uygulamada bunun ancak yarısı var. Eğitimini de, tatbikatını da seksen senedir hep o koşullarda yapıyor, çünkü tertiplenmesi böyle. Meselâ, dört kişilik geri tepmesiz top timi mi var; bu personellerden muhtemelen ikisi var, ikisi yok. Diyelim şoförle nişancı var, fakat nişancı yardımcısıyla cephaneci yok. Onlar kısmet olursa, savaş çıkınca gelecekler. Gelip de ne yapacaklar, dersiniz? Kendinizden gidin; o cehennemin ortasında siz ne yapabilecek iseniz, onlar da o onu yapacaklar, sonuçta. Buna mı yanarsın; eksik kadrolar yüzünden berikilerin bir türlü doğru dürüst yapamadıkları eğitimlerine mi yanarsın?

İş bu kadarla kalsa iyi; sabah “içtima”larından sonra ne çok adam kirişi kırardı; var mı anımsayanınız?“Arazi olmak” deyimi de, kılıfına uydurulan o kaytarmalardan gelmez miydi zaten?

Eğitim alanları, yollarını sadece uyanık olmayanların sütçü beygiri gibi aşındırdıkları; ama “çaycı”sı,“berber”i, “ayakkabı boyacısı”“lâhmacuncu”su, –bağışlayın– “kerhane tatlıcısı”, mevsimine göre meşrubat satan “gazozcu”su gibi, pazarcı esnafı kabilinden bir taifenin, zerrece bilmedikleri yerlerdir. Sadece onlar mı? Durun biraz bakalım; “yazıcı”sı, kayıt kuyudatı süsleyen “bilgisayarcı”sı, üst birliklerden istenen “duvarcı”sı, “badanacı”sı, “marangoz”u, orduevine ya da kışla gazinosuna verilen “garson”u, “kantinci”si, alay mutfağına gönderilen “aşçı”sı da eklenmelidir bunlara. Ya, her bölükten beşer-onar toplanan “patates-soğan soyucular”“garaj çavuşu”“yemekhaneci ve tabakçılar”“inzibata ayrılanlar”, viziteye çıkan o günkü numaradan “hastalar” ne olacak, onları unutacak mıyız? “Koğuşçu, depocu, tüfekçi, tuvaletçi”, öteye beriye olur olmaz dikilen“nöbetçiler” ile “bölük komutan postası ve şoförü”nü, ayrıca “yıllık izindekiler” ile “dış görevdekiler”i de koydun mu üzerlerine; yap bakalım geriye kalanlarla, yapabiliyorsan, yurt savunmasının muharebe eğitimlerini, şimdi.

Güldürmeyin adamı, Allah’ınızı severseniz. Birazcık vicdanı olan ve tırnak ucu kadar olsun, yurdunu seven bir insan, derhal son verilmesini ister, bu yalan dolan hokkabazlıklarına.

Bunca zamandır ne yaptılar o darbeci generaller, diye hesap sorulmasına, utanmadan karşı mısınız, gene hâlâ?

Tv’lere çıkıp ne demişti, baskına uğramış olan Dağlıca’nın o tabur komutanı? “Taburda bir bölük kurduk.” Taburun bölükleri yok muymuş da, kalkıp bölük kurmuşlar? E tabii, derli toplu olarak ancak bir bölük çıkabiliyorsa taburdan, ondan böyle söylüyor, besbelli. Çünkü, “Karakol binalarının inşaatlarını da bize yaptırdılar,” diyordu, yarım ağızla yakınarak. Adamın rütbelerini söktüler, o hâlâ“nerede bu ordunun istihkâm sınıfı” diye soramıyor, şöyle dolu dolu.

Sözün özü, Silahlı Kuvvetler bir saniyesini dahi yitirmeden profesyonel bir yapıya geçmeli; tüm kadroları bütünlenmiş, işi sadece askerlik olan, zımba gibi birlikler ihdas etmelidir.

Yanlış bir “askere alma sistemi”nin yan ürünleri olan bedelli askerlik ve vicdani ret gibi sonuçlarla uğraşacak yerde, zorunlu askerliğin tümüyle kaldırılacağı bir modele odaklanılmalıdır.

Yediği tokattan sonra öbür yanağını da uzatan “İsa”nın felsefesine benzemez, eliyle kılıç tutan“Muhammed”in harp doktrini. O yüzden insanları, yalanlara sapmaktan da, Varlık Vergisi’ni ödeyemeyenlerin Aşkale’ye gönderilmelerine benzeyen durumlara düşmekten de, kurtarmak gerekir.


“Adam öldürme sanatı”
nı öğrenmeyi, herhangi bir gerekçeye sığınmadan ret etmek, esasen kâfi sayılmalıdır. “Onlarda da var!” diye sarıldığınız kimi “Batılılar”a, zorunlu askerliği yok ederek hiç değilse bu konuda örnek olursunuz, fena mı? Muasır medeniyet seviyesinin de üstüne çıkmaktan dem vuran sizler değil misiniz ki? Alın, bir fırsat işte size.

Ama, nerde sizde o kafa...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar