Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Kendisine düşman bir Türkiye

  • 23.12.2011 00:00

 Hani, mahallenin herkesçe bilinen, bilindiği için de ortaya alınarak sataşıp eğlenilen “huylu”su vardır ya, aynı ona benziyorsunuz siz de. Dürter gibi yaptıklarında, ani bir refleksle yekinerek sövüp sayar ya; içine düştüğünüz, kızdırarak gülüştükleri durum da aynen bu, şimdi sizin.

Fransa’ya gelene kadar, on sekiz ülkenin parlamentosunda benimsenmiş zaten, “soykırım”cının teki olduğunuz. Dünyada iki yüzü geçkin ülke olduğuna göre, onun bunun oyuncağı olacağınız, epeyi bir çileniz daha var demek ki önünüzde.

Mazoşist misiniz siz kuzum? Azap çekmekten haz mı duyuyorsunuz? Bu duruma düşmenize yol açanın, her şeyden önce kendi tutumunuz olduğunun, yoksa farkında mı değilsiniz?

Osmanlı İmparatorluğu yüz yıl önceki parçalanma sürecinde, dört bir yandan sıkıştırılarak, bu coğrafyaya hapsedilirken; hem katliamlara uğradı, hem yaralı bir hayvan gibi, kendisi de katliamlar yaptı, belli ki. O nedenle, ne başına gelenler hoş görülebilir; ne de kendi yaptıkları.

Bugün yaşayan nesiller, arınmak için tüm olup bitenlerle bütün açıklığıyla ve korkusuzca yüzleşmesini bilmelidirler. Başa gelenlerin hesabını da sormalıdırlar; Ermenilere, Kürtlere, Alevilere yapılanların hesabını da vermelidirler. Bunu yapmadıkları sürece, şunun bunun eğlencesi olmaktan kurtulamayacakları gibi, “usûlün bıraktığı bir miras” olan bu tabuyu, bir ur gibi daha ne kadar saklı tutulabileceklerdir ki?

Pekiyi, Sarkozy ve onun gibiler, günümüzün pratiklerinde ne işlerine yarayacak da, bu asırlık yarayı ikide bir kaşıyıp duruyorlar?

Fakat daha önce, Fransa’nın ve Almanya’nın AB içindeki ve küresel ölçekteki ufuksuzluklarına bakalım.

Prof. Dr. Mehmet Altan’ın kitaplaştırdığı ve şu sıralarda üzerinde ısrarla durduğu bir kavramdan yola çıkalım, dilerseniz: “Küresel Vicdan”dan. “Küreselleşmenin, dünya ülkeleri arasındaki ekonomik, kültürel ve siyasal farkları derinleştirmesi değil, aralarında bir benzeşim yaratması gereklidir”, diyor Altan. Birtakım “değerlerin gelişmesi için” de, AB gibi “kimi uluslararası kuruluşlara büyük görevler düştüğünü ve bütün insanlığın hayrına çalışacak olan küresel vicdanın ancak bu şekilde gerçekleşebileceğini” söylüyor.


“Bu yeni çağda, insan odaklı bir hayat oluşurken, ulus-devlet sınırlarının aşıldığını; ulusların, sadece içinde yaşadıkları toplum kadarlık değil, dünyanın tüm coğrafyalarından da sorumlu oldukları bir karşılıklılık ve bağımlılık içinde bulunduklarını; ve küresel sorunların, çıkarları aşacak bir şekilde, vicdani bir bağlamda ele alınarak yorumlanmalarının gerektiğini”
 de ilave ediyor.

Küreselleşme, demek ki toplumları bu denli birleştirici ve birbirlerine daha da yaklaştırıcı bir vicdan arayışını zorunlu kılarken; neden Fransa, bir arabulucu, bir dost gibi değil de, Türkiye’ye karşı vicdansız bir düşman gibi davranıyor? AB’deki çoğu şeyin belirleyicisi konumlarında iken, böylesi bir küresel sorumluluğu bir yana iterek, niçin Türklerle Ermenilerin arasındaki tarihsel ilişkilerin ayrıştırıcısı ve parçalayıcısı bir rolü üstlenmeyi seçiyor?

Doksan yıllık Cumhuriyet’in her anlamdaki sorunlarını çözmek için, bir biçimde uğraş veren ve adım adım demokrasiye doğru evrilmeyi gözeten bir hükümetin işbaşında olduğunu da mı görmüyor?

Hâttâ, kankası Almanya ve giderek diğer AB ülkeleri, bu durumu neden sessizce izliyorlar? İyi niyetli olsalar, tam üyelik için görüşmeler yaptıkları müstakbel bir ortağa, böyle mi yaparlar? Bu iş böyle mi çözülür?

Hayır, amaçları zaten çözmek değil; bilâkis çözmemek. Bu uğurda Ermenileri de kullanıyorlar. Çünkü Türkiye’nin, dürtülür gibi yapıldıkça huylanarak, istem dışı “tik”leriyle kendisini nasıl sıkıntıya soktuğunu çok iyi biliyorlar. Ne zaman palazlanacak olsa; ne zaman birazcık kendisine gelerek, kabuğunun dışına çıkmaya yekinir gibi yapsa; zayıflıklarını, önünü kesmesi için yüzüne bir şamar gibi yapıştırıyorlar.

Bu, “dört yanım puşt zulası” demek değildir. Kendi başına çorap örmede üstüne olmadığı için, aslında Türkiye’nin düşmana ihtiyacı da yoktur. Hâlbuki, yeryüzünden ilâve kapasite talepleriniz varsa, mevcut payınızı arttıracaksanız, Ermeni meselesi, Kürt meselesi gibi iç sorunlarınızın artık kalmamış olması gerekir.

Zira başkalarının olanakları tehlikeye girecek ise, bundan rahatsızlık duyanların çıkması son derece normaldir. Normal olmayan, hastalıklarını habire öteleyerek, onlardan bir türlü kurtulamayan sizin tavrınızdır.

Yüz yıl önceki Ermeni katliamıyla da, 6-7 Eylül’le de, Kürt sorunu ile de, Alevi meselesiyle de, Kıbrıs’la da, yâni paçadan çekeleyen ne varsa sonuç olarak; başkaları zorladılar diye değil, “küresel vicdan”yetisini en önce kazananlardan olmak için, hepsiyle bizatihi isteyerek yüzleşmelisiniz.

O dönemin Ogün Samastları, Yasin Hayalleri olduğunuz besbelli de; bakalım arka plandakiler de mi sizinkiler?

Ya da kimler? Dökün tüm arşivleri ortaya. Yediyse bu haltı dedeleriniz, elden ne gelir; bunu serinkanlılıkla karşılamak yakışır size. Ama tüm zamanların soykırım kralı Almanya’nın, İttihatçılarla çevirdiği dolaplar, olur da çıkarsa gün yüzüne, yaslanın arkanıza izlemek için ve keyfini çıkarın, Sarkozy ile Merkel’in nasıl sarılacaklarını görmek üzere birbirlerine.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar