Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Eskimiş savaşlar, eskimiş generaller

  • 16.03.2012 00:00

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde enikonu boy veren ve yapılanması hâlâ devam eden globalizm, sadece “soğuk savaş” sürecini geride bırakmakla kalmadı; ayrıca o savaşı “eski” kılıp, artık “yeni savaş” çağının gelip çattığını da haber verdi.

Örneğin, “milli ve geleneksel siyaset yapma tekniklerimizden olan askerî darbeler”in aynı döneme rastlayanlarına, öncekilerden ayırt etmek ve o farklılığını işaret etmek üzere, nasıl “post-modern” adını takmış isek; aynı şekilde, modernite sonrasının tüm yeryüzünü kapsayan savaşlarına da, hem nitelikleri hem de nicelikleri itibariyle “yeni” olduklarını vurgulayan bir yaklaşım gütmeliyiz.

Bugünkü dünya kapitalizminin çatılmaya başlandığı on altıncı yüzyıldan bu güne değin, ne kadar kapitalist olduksa o kadar da ulus-devlet olduğumuzu bir kenara yazarak; artık bu sürecin de aşılmaya başlandığını, bilmem ki söylemeye hâlâ gerek var mıdır?

Fakat şimdi bizi ilgilendirenin, o modelin “durmuş-oturmuş” savaşının, içselleştirip kanıksadığımız vasıflarının artık elimizden kayıp gitmekte olduğudur.


“Modernite çağı”
nın en önemli özelliklerinden biri, savaşın “devletleştirilmiş” olmasıydı. Yeni devlet, eski despotluklardan ve imparatorluklardan farklı olarak, hükümranlık meşruiyetini tartışmaya mahal bırakmayacak bir şekilde belirlemek için, sınırlarını net olarak çiziyor, bunun aşılmasını bir savaş sebebi sayıyordu. Ayrıca, kimin dost kimin düşman olacağına karar verme tekelini de kesinkes elinde tutuyordu.

Savaş, eskiden olduğu gibi, çapulcuların, yağmacıların, maceracı paralı askerlerin talanlarına, tecavüzlerine bağlı olmaktan çıkarılmış, giderek bir hukuk sistemine bağlanmıştı. Birbirlerinden alıp veremedikleri olup da kapışsalar bile, devletler, yalnızca askerî güçlerini karşı karşıya getirip öyle savaşıyorlar; hâttâ karıştırılıp zarar görmesinler diye, sivillerden ayırt etmek üzere askerlerine, kimlerin serbestçe öldürülebileceklerini göstermeye yarayan belirgin “üniforma”lar giydiriyorlardı.

Savaşa, bir biçimde “bitirilmesi esası” getirilmiş; bu da, “nihai bir muharebe ile sonuç alma stratejisi”ne bağlanmıştı. Yenilen, yenilmeyi bilecekti.

Bunlardan sapmalar elbet de olmuştur; ama kural, savaşın hep birlikte tesis edilmiş “racon”una göre hareket etmekti.

Bunlara ilâveten, “komuta kontrol sistemleri”ni her alana nüfuz ettirmek demek de olan bu ulus-devletler, artık barış zamanlarında da silahaltında tutacakları ve profesyonellerini maaşa bağlayacakları ordular kurmaya başladılar. Yeni kapitalizmin tsunami’si karşısında, ya yoksullaşıp çöktüklerinden, ya da akıllı çıkıp hayatın yeni işbölümündeki cazipliklerine kapıldıklarından; doğuştan gelen hakları olan ordudaki yöneticiliklerini terk eden aristokratlar, o generallikleri, nihai inisiyatifler sivil siyasada kalmak üzere, memurlaştırdıkları profesyonellere bıraktılar.

Devletlerin, besledikleri o devasa orduların tüm masraflarını, halkın vergilerinden oluşmuş bütçelerden karşılamayı göze almalarının bir sebebi de; gerektiğinde dış düşmana karşı kullanılacak olan bu “şiddet organları”nı liberalleşen düzenlerine adapte etmek ve eskiden olduğu gibi zapturapta alınmaları bıktırıcı mücadelelerle geçen çapulcular yüzünden enerjilerini artık boşa harcamayacakları, sivil faaliyetlerin değil askerî faaliyetlerin sınırlanacağı, sosyal ve siyasal bir iklimi hâkim kılmak içindir.

Böylece savaş, bir “mal ve hizmet edinme biçimi” olarak giderek dışlanmış, “meşru müdafaa”dolabına kapatılmıştır. Askerler, kendilerine gereksinim duyulacak G günü S saatine hazırlıklar yapmak üzere, eğitim ve tatbikatlarla uğraşacakları sabit kışlalara yerleştirilmişler; hizmet içi kanunları, disiplin yönetmelikleri, talim ve terbiye kurallarıyla yönetilsinler diye de, başlarına generaller konulmuştur.

Batı toplumlarında bir biçimde yürüyen ve hedeflenen amaçlara ulaşan bu paradigma, gelin görün ki doğu toplumlarında en başından beri tutmamıştır. Örneğin Türkiye’de, II. Mahmut’la başlayan orduyu olması gereken yerde tutma çabaları günümüze kadar sürmüş, ne ki bu, hiçbir işe yaramamıştır.

Bu ülkenin, uygarlaşma yolunda boşa tükettiği iki yüz yıllık enerjisi, “darbe yapmaktan bıkmayan ordusu”yla cebelleşmekle geçmiştir. Türkiye, gelişmenin ve zenginleşmenin mantığını anlayamamıştır. Esasen bunların, özgürlüklerle ve demokrasiye bağlı parametrelerle işleyen ve şekillenen olgular olduklarını kavrayamamıştır.

Disiplinsizliğin başını, kendisine emanet edilen orduyu arzu edilen nötr konumda tutmaları beklenen generaller çekmiş; toplumsal hayatın ihtiyacı olan özgür bir siyasal alanın işlerliğine, herkesten önce kalkıp onlar çomak sokmuşlardır.

Olası dış düşmanlar, bu hususlarda ihtiyaç duyacakları bir boşluğa hiçbir zaman düşmemişler; darbelere ve müdahalelere her an hazır ve nazır potansiyellikteki generaller, yurdumuza verdikleri akıl almaz zararları zerre kadar düşünmeyerek, yabancılar bakımından son derece ekonomik ve pratik sayılabilecek maşalık misyonlarını cömertçe yerine getirmişlerdir.

Yetmezmiş gibi bir de, sanki Batı’dan gelen yeniliklerin kaynağı ve dayanağı ordu imiş gibi martavallarla, yalan-yanlış bir tarih üretilerek, nesilleri irrasyonelliklerde tutan ideolojiler pompalanmış; toplumun gelişmesi önündeki en büyük ayak bağı, böylelikle tesis edilmiştir.

İşte o nedenle, Silivri’de görülmekte olan davaları değerlendirirken, yüzyıllık eğilimlerin bu günlere düşen gölgeleri gözden kaçırılırsa, onların herhangi bir boşanma davasından ne farkları kalır?

Ayrıca, “tepeler uzanımı boyunca” tutulan savunma mevzilerinin ve cephelerin işgal ve tahkim edildiği, “taarruz çıkış hatları”nın yayılarak geçildiği ne o eski savaşlara, ne o eski ordulara ve ne de o eski generallere artık gereksinim kalmıştır. Lâkin bu “yeni savaş”, bir başka yazının konusudur.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • adil ozcan
    adil ozcan
    16.03.2012 11:33

    sayin namik cinar bu bas belasi generallerden turk milleti nasik kurtulacak.bu kurtulusun caresi varmidir ki senin gorusun nedir.cok merak ediyorum saygilar.

Resmi İlanlar