Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Küçük kızın başörtüsü

  • 19.03.2012 00:00

 Geçenlerde, eski bir dostun internet sayfasında rastladığım, üzerinde yorumlar yaptıkları bir fotoğraftan giderek, sosyal medya üzerinden ufak da olsa bir tartışmaya yol açtım. Tabii ki kabul de görmedim.

Fotoğrafta, babalarının ellerinden tuttuğu görülen dört beş yaşlarında bir kız çocuğu, başının örtülü olması yetmezmiş gibi, bir de, kendisinden birkaç yaş büyük ağabeysi ile birlikte, üzerlerinde “özgür bir Türkiye için elele” yazısı olan, birer balon taşıyorlardı. “Anlam avcısı” bir fotoğrafçı da, bu gerici enstantaneyi kaçırmayarak; ilericilerin öfke küpüne, sirkelerini daha da keskinleştirecek bir katkıyı, taşımış oluyordu böylece.

Neticede, özgür Türkiye’nin el kadar bir kız çocuğunun başı kapatılarak mı sağlanacağına getiriliyordu bütün lâflar ve ağız birliğiyle de kınanıyordu.

Ben de tuttum, şunları yazdım:


“Küçücük bir kız çocuğunun başörtülü fotoğrafı üzerinde fırtınalar koparan kolektivistlerin, o çocuğu toplumsal mülkiyet metaı gibi görerek, her şeyden önce kendi anası babası dururken, nasıl giyineceğine burunlarını sokmaları, faşistik bir kültürün sonucudur ve onun başındaki bez parçasından daha tehlikelidir.”


“Aynı şeyi, ne yiyip ne içtiği, nasıl bir evde yaşadığı, nasıl oyuncakları olduğu, vs. hususlarında dillendirmiyorlar ama. Varsa yoksa inançları. Yaşamsal konulara geldi mi, her koyun kendi bacağından asılıyor. Kolektivistlikleri orada istop ediyor. Hâlbuki insanları gelenekçi ya da yenilikçi kılan faktörler, maddenin tarih içinde aldığı yol ve rol kadar, bireyin özgürlük süreçlerinde biçimlenip biçimlenmediklerine de bağlıdır.”


“Örneğin siz dahi, oldum olası özgürlük nedir bilmeyen bu toplumsal dokudan geldiğinize ve onun resmî ideolojisiyle birörneklendiğinize göre, nasıl oluyor da iyiyi, doğruyu ve güzeli biliyor olasınız? Ya yanılıyorsanız? Hiç mi kuşku yok içinizde?”


“Mustafa Kemal’le Recep Tayyip Erdoğan arasına sıkışıp kalmış bir pencereden bakılarak anlaşılamayacağımı”
 söyledimse de, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” liboşluklarımı kendime saklamamı; “tek şef” diktatoryasındaki bu ülkede demokrasi edebiyatını gidip Tarafokurlarına yapmamı telkin ederek, beni daha fazla görmek ve okumak istemediklerini bir güzel sezdirdiler.

İşte ben de o önerilere uyarak, konunun devamını şimdi sizlerle sürdürüyorum, değerli okurlar!

Ne vakit yeri gelse hep söylerim; Anglo-sakson toplum yapısında içkin olup, oralarda boy atmış bir yaşam tarzı düsturunun, neden İngilizce değil de, Jakobenlik üretmiş Fransa’nın dilinde “laissezfaire, laissezpasser”olarak söylenmiş olduğunun ayırtına varamamak, liberalizmi daha işin başında anlayamamaktır.

Ve yine bilinmelidir ki, sosyalizmler, milliyetçilikler ve dine dayalı siyasallıklar, kolektivistlik çatısı altında toplanan kardeş ideolojilerdir. Hepsindeki ortak payda “insan bireyi”ni değil, “devlet”i yüceltmeleridir. Varmış gibi görünen aralarındaki rekabet, ulaşacakları ortak hedef bakımından, onları farklı kılmaz.

O yüzden de bugün, solcu oldukları için kendilerini ordudan atan ya da işkence edip hapse koyan faşist generallerle aynı hizaya gelebilmektedirler.

Ben, ceberut devletin denetiminden kurtulmayı, her türlü gelişme olasılığının ön şartı olarak görürüm. Kim ki içine “devlet” kaçmıştır, o bir daha iflâh olamamaktadır. Devletin resmî ideolojisinin rahle-i tedrisiyle şekillenenler, eğer kapalı olmayan özgür bir dünyanın restorasyon süreçlerinden geçmedilerse, bütünüyle böyledirler. Tüm bürokrasi, tüm kendini aydın zannedenler böyledir. Giderek Başbakan Erdoğan da, Cumhurbaşkanı olduğundan beri Gül de böyledir.

Bu devletçi kültürü edinen sadece yargıçlar, diplomatlar, generaller, profesörler ve ünlü gazetecilerle devlet zengini işadamları değil; o devletin kazığını yemiş bile olsalar, içine kaçan devlet yüzünden, fantastik uzay filmlerinde bedeni ele geçirilmiş yaratıklar gibi davranan okumuşlar da, “insan”ı dışlayan biri olup çıkmışlardır.

Gene de nispeten arı kalanlar, devlet elinin daha az değdiği geniş kitlelerdir. Teknik olarak cahildirler, ama şartlanmamışlardır. O nedenle de, değişimi taşıyanlar ve küreselleşme süreçlerine en iyi ayak uyduranlar onlardır.

Bir hizmet aracına dönüştürüleceği sık sık söylenegelen devlet, andığım ideolojik yaklaşımlar nedeniyle bir türlü yapılamayan, çağlar öncesinin zorbalıklarından bize miras, paslı bir prangadır. Şiarı, hepimizi ucuz hediyelik eşya objeleri gibi sıradan ve birörnek yapmaktır. Her ne olursa olsun, bu çağrıya hizmet eden her üniform görüş, özgürlükleri yadsıyan köleci bir bakış tarzıdır.

O kız çocuğunun başını, üstlerine vazife olmadığı hâlde açık tutmak isteyenler, an gelip kendi çocuklarının başlarını kapatmaya kalkabileceklerden farklı yere düşmezler. Tüm sorunların her şeyden önce bir özgürlük meselesi oldukları, artık tüm kafalara dank etmelidir.

Kronolojik, doğrusal ve yüzeysel tarzdaki tarih ve toplum anlayışlarının ezbercileri, acaba en çok cami hocalarınınkine benzedikleri için mi bu kadar öfkelidirler onlara?


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar