Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Keçiboynuzu tadında bir yazı

  • 26.03.2012 00:00

Başımızı alıp belli bir konuya odaklanacağımıza, dereden tepeden konuşalım bu sefer, ne dersiniz?


Başbakan’dan kurmaylara balans ayarı mı

Üst bürokrasiye, medyaya ve kamuoyu oluşturan seçkinlere vesayetleri doğrultusunda ayarlar vermeye çalışan TSK’nın 28 Şubat’taki o brifinglerinden, artık her şeyin tersine çevrildiğine inandığını sandığım Başbakan’ın konferanslarına gelindiğini mi düşüneceğiz?

Sayın Erdoğan’ın Harp Akademilerindeki kurmay subaylara seslenmesinde iki şey öne çıkıyordu. Biri, konuşmasını basına kapalı olarak yapması; diğeri de, bunu, ilân ettiği “Yeni Kürt Stratejisi” ile aynı zamana rastlatması.

Olaylara şifre kırıcılar gibi bakma huyum yoktur, ama illiyet bağı gözüme bir kirpik gibi batıyorsa, görmezden de gelemem doğrusu.

Başbakan, Kürt sorununda savaşı göze aldığını açıkça beyan etmiştir. Şehitlik ve Gazilik adı altındaki akçeli işler mevzuatını genişleterek, geride sağ kalacak olanların damaklarına birer parmak çalmak için de, bal kavanozunun kapağını açmıştır.

Şimdi de, ordunun seçkinleriyle barışmak istiyor.

Yalnız, kendisine küçük bir eleştirim ve önerim olacak: Ordunun generallerine ve kurmaylarına ayar verebileceğini sanıyorsa çok yanılıyor. Bence, ordunun üslûbundan gideceğine, halkın desteğini almadaki o şaşırtıcı kendi becerisinden gitseydi, daha iyi ederdi.

Önemli olan, en önce Harp Akademilerindekileri oluşturmak değildir. Zaten durup dururken oluşmazlar da. Önemli olan, kışlalardaki geniş subay ve astsubay kitleleridir. Simgesel olarak meselâ ilkin bir tugaya giderek, onları basının kameraları önünde toplayıp da, üstelik Silivri’de yatanlar için ödün vermek zorunda kalmadan, şöyle göğsünü gere gere konuşsaydı, bak o zaman nasıl olurdu.


Sorun tekelci düzende

Bu yıl 1800 kişiyi işe alacaklar, diyor gazete. 2015 sonuna kadar da market sayılarını 2.500’e, istihdam kapasitelerini 12.500’e ve cirolarını da beş milyar liraya çıkaracaklarmış.

Akla gelebilecek her alanda, sadece ve sadece, zincir mağazalar, büyük inşaat şirketleri, devasa holdingler...

İyi ama, küçük işletmeler toz olup giderler, ezici çoğunluk işçileşir de, kapitalizm bir avuç insana kalırsa; ne farkı olur, batıp giden Sovyetlerden bunun?

Rekabetçi klasik kapitalizmin en büyük endişesi, riskin, yaratıcılığın ve zenginliğin giderek “tek elde”toplanması değil miydi? Tüm sermayeyi kontrol etmeleri bakımından, ha kitlelerin Kremlin Sarayı’nın balkonundan başka yerde göremedikleri bir avuç polit büro üyesi; ha şimdileyin gökdelenlerin erişilmez katlarında soyutlanmış bir avuç para zengini. Proleterleşmiş kitlelerin gözünde ne farkları var ki birbirlerinden?

Birincisi, biliyorsunuz yürümemişti. İkincisinin de böyle süreceğine inananınız var mı gerçekten?


Prangalı kalemler

Yüklü kazançlarını elde etme biçimleri yüzünden, kaybedecek şeyleri olan patronlarının bastıkları frenlere lâf etmiyorlar da, eleştirel yazamamayı getirip hükümet korkusuna bağlıyorlar. O gazetecilerdeki bu tavır, bence dürüst değil.

Hiçbir iktidarın hiçbir baskısı, tabii ki kabul edilemez. Ne ki, zengin medyanın kendilerini sansürleyen ünlü yazarları, bu korkuların patronlarının ticari ilişkiler bakımından hükümete karşı narinliğinden geldiğini bilmiyorlar mı? Ayrıca, edindikleri dudak uçuklatan servetler de, kendi yumuşak karınları olmak itibariyle, ilâve bir etken değil mi?

Çünkü bir gazeteci için hükümet baskısı, aslında bir kamçı gibidir. Adrenalin vesilesidir ki, adamı diriltir. Eğer böyle olmuyorsa, bir yerlerde başka bir yalan var demektir.


4+4+4

Hani adamın, şaraplardan hangisinin daha güzel olduğunu, henüz tatmadığı şişeyi seçerken, “çünkü hiçbir şey, bu içtiğimden daha kötü olamaz” demesindeki gibi; ben de şimdi diyorum ki, hiçbir şey bu uyguladığımız modelden daha kötü olamaz.

Devletin dayatmacı ve seçeneksiz eğitim sistemi, içine giren herkesi kör cahil yapıyor burada. En değerli yazarların olmazsa olmaz kitapları, 75 milyonluk bir ülkede, birkaç bin gibi çok az sayıda basılmalarına rağmen, meselâ on yıllık bir süreçte hâlâ kitapçı raflarında okuyucularını bekleyip duruyor.

Hiç bunun, savunulacak iler tutar bir yanı var mı, Allah aşkına!


Yeni Kürt Stratejisi

Devletin PKK ile görüşebileceğini ben de söylemiştim zaman zaman. Ama şu ikircikliği de taşımıştım: Kürtlerin hak ve özgürlüklerini pazarlık konusu yapmak ne kadar ayıp! Ayrıca kimin haddine ki, bu? Kendimiz ne denli özgürsek, Kürtler de, başkaları da o oranda özgür olma hakkına sahip değiller mi? Bunun şartı-şurtu, pazarlığı mı olurmuş?

Biz hep birlikte yaşayacak bir halk değil miyiz ki, Lozan’daki gibi ayraçlara alınan maddeler olsun, kimileri için? Lâkin, AKP’nin gerçek amacı özgürlük mü, başka şey mi, anlarız; kokusu çıkar yakında.

Böyle ordövr tabağı gibi yazmak bana göre mi, pek emin değilim ya; bir deneyeyim istedim.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • Ad Soyad Giriniz...
    Ad Soyad Giriniz...
    28.03.2012 21:16

    güzel bir yazı

Resmi İlanlar