Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Doğru sanılan yalanlar

  • 23.04.2012 00:00

 Kimi bağnazların ileri sürdükleri gibi, “24 Ocak kararları için 12 Eylül’ün, Gümrük Birliği için de 28 Şubat’ın” yapıldığını söylemek, tam bir aymazlıktır. Dünyanın biçimlenmesini ancak “tepeden inmeci” yöntemlerle mümkün görenler, liberal değerlerin dahi zorbalıklarla yerleştirilebileceklerini sanacak denli cahil kimselerdir.

Küresel ilişkileri yeniden şekillenmekte olan yeryüzüne ayak uydurmak, sanki yanlış bir şey imiş gibi bir dil kullanılmakta; darbeler yapagelen ordunun, âdetâ o müdahaleleriyle Türkiye’nin sözkonusu değişimlerinde rol oynadığı imajı verilmektedir.

Türkiye’nin başına gelen iyi şeylerden olan liberalleşmelerin ve dünyalılaşmaların darbelerle kolaylaştırıldıklarını söylemek; akıl tutulmasının ötesinde, ayrıca bir de, askerî müdahalelerin iyi işlevleri olduğunun ifadesiyle aynı kapıya çıkar.

Oysa tam tersine, o darbeler, eski düzen yanlılarının liberal değişim süreçlerine karşı çıkma tezahürlerindeki en tepe noktalardır. Bütün darbeler, tutucu kesimlerin homurdanmaları bahane edilerek, o gerilikler adına yapılagelmişlerdir. İlerlemelerin değil, eskide kalmayı ölçü alan değer yargılarının hizmetkârıdırlar.

Zaten gerçeğin ne olduğu, hangi toplumsal kesimlerin neyi desteklediklerine bakarak da anlaşılabilir.

  


Tedirgin lâikçiler ile mahcup mütedeyyinler

Darbe soruşturmalarının 12 Eylül ve 28 Şubat süreçlerine doğru genişlemesinde kaygıya kapılan postal yalayıcılar, şimdi de “bir darbenin, nasıl olursa darbe sayılacağını ve suç teşkil edeceğini”tartışmaya açıyorlar. Bu yolla, hem kamuoyu oluşturmaya, hem de davaları şirazesinden çıkarmaya çalışıyorlar.

Darbeci generallerin hesap vermeye başlamasıyla, meselâ öteki türlüsü sanki mubahmış gibi, “28 Şubat’ta ölen var mıydı ki?” yüzsüzlükleriyle kafa karıştırarak feverana kalkışan bu orducu yalakalar, “intikam mı alınıyor... adalet yok mu bu ülkede... paşacıklarımız ne diye tutuklanıyorlar, ey ahali?” diyerek feryad-ı figan eylemektedirler.

Yahu hanımlar beyler! sizde hiç utanma yok mudur? Onlar tam elli yıldır, astığı astık kestiği kestik hoyratlıklarla Türkiye halkının ensesinde boza pişirdiler. Şimdi o duruşmalara kalkıp da sinemaya gider gibi evlerinden gelsinler-gitsinler denir mi? Türkiye, tarihinin en beter suçlarından arınma sürecine girmişken; ayaklarına dolanarak onu aşağıya çeken zehirli sarmaşıklar gibi olguların yargılanmalarını boşa çıkarmak için, nedir bu ihanetiniz, Tanrı aşkına?

Ya mütedeyyinlerdeki o mahcubiyetler; “böyle olmasını biz de istemezdik, biz de üzgünüz”tarzındaki o utangaçlıklar da neyin nesi? “Sembolik... her şeyler sembolik” gayretleri, hepsi birer rol mü?

Anlaşılan o ki, iş bunları kınamakla mınamakla hâllolacağa falan benzemiyor ve mücadelenin aynı şiddette devam ettiğinin bilincini yitirmemek gerekiyor. Yalnız yargı yerlerindeki iddianamelerin şartladıklarıyla yetinerek değil, sosyo-politik ve tarihsel analizleri de katarak, askerî vesayet rejimi yok edilip demokrasi yerleşinceye kadar yapılacak işlerden biri de; darbeciliğin “ihanet-i vataniye”düzeyinde utanılacak bir suç olduğu gerçeğini herkese duyumsatmak olmalı gibi görünüyor.


O da geldi çattı

Şu rezilliğe bakın ki, takvimin hangi gününe göz atsak ya bir darbe, ya da bir darbe girişimi hâtırâmız var, her sayfasında. Alın işte, birkaç gün sonra en turfanda ürünümüz olan “27 Nisan e-muhtırası”anımızı da tazeleyeceğiz, kısmet olursa.

Bana sorarsanız, en önce Silahlı Kuvvetler’in aklı başında unsurları karşı çıkmalılar, bu duruma. Nasıl bir çılgınlık, bir sorumsuzluktur ki, o güzelim ocağı sonunda bu hâle getirmişler, niteliksiz ve çapsız generaller. Ve eğer bu durumun vahametini henüz kavrayamamış olanlar da varsa hâlâ; ister asker ister sivil olsunlar, ya akıllarını başlarına toplamalıdırlar, ya da öne eğmelidirler, hiç değilse.

Birazcık olsun namuslularsa da, yeryüzünün son kalıntısı iki darbeci kabile devleti olan Afrika’nın Mali ve Gine Bissau’su ile kanka yaparak, bize bu aşağılık düzeyi reva görenlere, sempati ile bakmamalıdırlar böylesine.


İlk Hitler

Irkçılığın gelmiş geçmiş en beterine ana rahmi olan Prusya militarizminin emir ve kontrolüne giren Osmanlı İttihatçıları ve onları lideri olan Enver Paşa, Türk tarihinin “erken Adolf Hitleri”dir.

O yüzden, ilham kaynaklığı sonraki süreçlere de yansıdığı için, özellikle Cumhuriyet’in tek parti döneminin milliyetçiliklerini değerlendirirken, hangi damarlardan beslenegelindiğini ölçüp biçmeden, bilinen yargılara varmak da doğru olmamıştır.

Buna koşut olarak, Türkiye’nin kanaması dinmek bilmeyen bir yarası olan askerî vesayeti ve darbeleri çözümleyebilmek de, ancak o körlükleri gidermekle mümkün olabilecektir.

Ermeni soykırımını simgeleyen 24 Nisan üstüne düşünürken, eskiyi gene aynen sürdürmek, tarihin atardamarlarında gezinmeye değil de, çıkışı olmayan bir labirentin umarsız tutsaklığında dolanıp durmaya tekabül etmektedir.

Bununla kalsa iyi. Komik olan, kendimizi kurtaralım derken, artık Almanların bile yapmadığı, Alman militarizmini aklamaya kadar varan gülünçlüklere düşmek de işin cabasıdır.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar