Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

CHP değişiyor mu

  • 15.06.2012 00:00

 Söylenenlere bakılırsa, CHP’nin Kürt Sorunu’nun çözümü bakımından, son günlerdeki girişimleri nedeniyle değişimin öncüsü hâline gelmesi işten bile değilmiş.

Örneğin, Cumhuriyet gazetesinin o katı lâikçi Kemalist yazarına bakılırsa, “AKP ile CHP’nin kamuoyu tarafından algılanan imajları, rolleri ciddi şekilde değişimlere uğruyor”muş. Sonuç olarak, “AKP, değişimi değil statükoyu, çözümü değil sorunları temsil eden bir rol değişimine uğruyor”, boşalttığı yeri de CHP doldurmaya başlıyormuş.

Aynı zamanda sosyoloji profesörü de olan yazarımız, bir insanın, tutsağı hâline geldiği siyasal ideolojisi uğruna, bilimi dahi nasıl katledebileceğine bizatihi kendisi güzel bir örnek teşkil ediyor ki, bence buradan alınacak asıl ders de bu olmalıdır.

AKP’nin bilinen politikalarından giderek sapmalar yapmak üzere birtakım atraksiyonlara kalkıştığı, dinsel tutuculuklarını yoğunlaştıracağı taktik arayışlara giriştiği doğru elbet de.

Meselâ bunun için Erdoğan ilkin orta yere, kamuoyunu dalgalandırarak tartıştıracağı bir kıtır atıyor. Ayrıca çeşitli seviyelerdeki parti sözcüleri de, birbirleriyle çelişebilen açıklamalarda bulunarak konuyu iyice köpürtüyorlar. Herkesin kafası bir güzel karışırken, aynı zamanda tepkilerin şiddeti ve ne yönde geliştikleri de belli olmaya başlıyor.

Gelişmeleri izleyerek değerlendiren Erdoğan, tepkiler eğer dehşetengiz düzeylerdeyse, konuyu henüz olgunlaşmadığı gerekçesiyle askıya alma ya da konuşma yetkisi olan partililerin fikir ve söylem farklılıklarından uygun olanına yönelerek problemi giderme olanağı bulabiliyor. İşlevi partiye esneklik kazandırmak olduğu için, bazen partide kısa süreliğine yaşanan sanki bir anlaşmazlık varmış görüntüsü, öyle olmadığı hâlde, dışarıdan bakanları yanılgıya dahi sürükleyebiliyor. Zira bu yolla politikalarının geri bir adım olarak değil, lâzım geldiğinde partide varolan eğilimlerden birinin ağırlık kazanması olarak görünmesini sağlıyorlar.

Gerçekte AKP, bir sürü sebepler yüzünden sırtlandığı devrimci değişimciliğin zaten epeyidir ötesine geçmiş bir partiydi. Onu dinamik kılan koşullar söndükçe, o da aslını hatırlayarak, doğasına uygun politikalara geri dönmek isteyecektir.

Bu hususlara dair öyle çok şey var ki söylenecek; lâkin bugünün problemi olarak şimdi CHP daha çok öne çıkıyor.

Sonunda söylenecek olanı başında söylersek:

Eğer CHP, Kürt sorununun çözümünde değişimin bundan sonraki öncüsü hâline gelecekse, son durum buysa; eğer AKP’nin vazgeçmesi yüzünden CHP’nin Kürt yaklaşımı Türkiye siyasetinin en öndeki seçeneği olacaksa; biz bu konudaki çözümsüzlüğün Kemalist versiyonuna kürkçü dükkânına döner gibi döndük demektir.

Kaldı ki, CHP’nin meseleye tam burada müdahil olmak istemesi de boşuna değil zaten. Zira Kürt katarıyla on senedir dolanı dolanı gezinen AKP treninin yorgun çekicisinin bugün âdetâ istop edip durduğu istasyon, kendisine öyle yakın yerde ki, o soluğu ensesinde hisseden CHP, kömürle çalışan buharlı şimendiferini şimdi en başa bağlamaya talip görünüyor.

Bu durumu gözlemleyen çoğu kimse de, CHP’nin Kürt meselesi hususunda bir atılım içinde olduğunu sanıyor. Oysa bu hâl CHP’nin değil, toplumca bizim nereye geldiğimizin bir göstergesi sayılmalıdır.

Kürt sorunu, bol bol konuşup hiçbir şey yapmayarak çözülecek bir sorun değildir.

Kürt sorunu, düz ovada siyaset yapan bütün Kürtleri mahpuslara atarak ve sadece Türklerle Türklerin kendi aralarındaki mutabakatlarla hâlledebilecekleri bir sorun da değildir.

Kürt sorunu, yerleşim adlarının değiştirilmesi, kimi kültürel hakların tanınması, yerel inisiyatiflerin belediyecilikler kadarlık algılanması, vs. gibi sus payı önerilerle ve pazarlık etme becerileriyle de giderilemez.

Kürt sorununun çözümü, bu memlekette bir Türk’ün özgür bir Türk olarak yaşadıklarının sadece mevcut kadarını değil, ayrıca o Kürt’le daha iyi ve adil bir gelecek konusundaki özlemlerini de paylaşmayı gerektiriyor. Bir Türk’ün daha güzel yaşamak istemesi nasıl haklı ve meşru bir talepse, bir Kürt’ün de daha güzel yaşamak istemesi o oranda haklı ve meşru bir taleptir.

Aslında bunları Türk, Kürt, Lâz, şu, bu diye ayrıştırmak da hatadır. Asıl olan “insan”dır. Bütün bunları hak etmek için insan olmak yeterlidir.

Milliyetçilikler ister ırksal ister dinsel olsunlar, her boyutuyla gerici kategorileştirmelerdir. Kaldı ki, bu memlekette “Türk kimliği”nin dahi Müslümanlık üzerinden kurulduğu unutulmamalıdır.

Boşnaklar, Çerkesler, Arnavutlar, Lâzlar Müslümanlık üzerinden Türkleştirilmişlerdir. Aynı şey Kürtlerden de beklenmiş, fakat onlar şu ya da bu nedenle asimile olmamışlardır.

Ama meselâ, bu sonuç Ermenilerden, Rumlardan yahut Yahudilerden beklenmemiştir. Çünkü onlar Müslüman değildirler. O yüzden Türkleştirilmeye çalışılmamışlardır. Yani buradaki milliyetçilikler dahi milliyetçilik olmayıp, dinsel tertiplenmelerdir.

Evrensel insan haklarını ve değerlerini ölçü almak hem yerinde ve hem de yeterliyken, yazık ki bu ülkede çoğu insanın kafası bir hayli karışıktır.

En karmaşada ve en tutarsız olanlarsa CHP’lilerdir. Siyasetlerinin temelini köhnemiş görüşler oluşturmaktadır. Onlardan bütünüyle arınmadıkça, çağdaşlığa çok ama çok uzak duran bir parti olmaktan kurtulamayacaklardır.

Sekülerliğin olması gereken o sivil ve demokratik çizgisini dışlayarak, bu toplumun ihtiyacı olan atılımlarını, dinsel kökleri ağır basan bir partinin pragmatik becerilerine terk ettikleri için de, ayrıca kınanmalıdırlar.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar