Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Alçaklara kar yağdı üşümediniz mi

  • 2.07.2012 00:00

 Ben hep çalıştım size söylemeye, ama pek oralı olmadınız. Anlamıştım başımıza neyin geleceğini. Hanidir tutmuştu çünkü, yağmur yüklü bulutların an gelip boşanacağını hisseden romatizmalarım.


O yüzden uyarmaya gayret ettim, “umudunuzu bağlamayın bu kadar o mahkeme kapılarına, yatırmayın bütün sermayenizi o yargılama oyunlarına” diye sizi.

Boşuna değildi demem, “mahkemeler kadarlık bakarak oluşturmayın şu kamuoyunu” diye. Ne mal olduklarını sadece adliye ilişkilerine endekslerseniz, sekteye uğrarsa, “aklanmaları yetmezmiş gibi, üstüne üstlük sonunda bir de haklı çıkacaklardır ayrıca, o darbeciler”, demiştim de kulak asmamıştınız.

Hâttâ hukuktan yana düşünmediğimi sananlarınız dahi oldu, belki de. Lâkin ben değil onlardı oysa, hukuku şark kurnazlıklarıyla her an guguka çevirebilecek potansiyelde olanlar.

Zira Başbakan ilkelerden giderek değil, “ne getirir” ile “ne götürür”ü hesabederek hareket eden Makyavelist bir adam. 2005’te kendilerinin kurmuş olduğu bu mahkemelerin yedi sene sonra şimdi mi anlaşıldı, antidemokratik oldukları?

Uzatmadan söyleyeyim en iyisi size, madalyonun içyüzünü:

Toparlayıp içerilere attıkları daha ziyade TSK’nın vesayetçi odağında ve darbecilik geleneğinde esamileri dahi okunmayan, çoğu denizcilerden ve havacılardan oluşan yarbaylar, albaylar ve kendi dinsel hayatlarına şurada-burada dil uzatmış, düşmanca tavır göstermiş olan generallerle amirallerdir ki, artık güç gösterisi kazanılmış, hınç alınmış, yeterince tatmin de olunmuştur.

Kaldı ki iş giderek sarpa sarmakta, yargı yerleri ayrıntılara gömülerek konunun esasından uzaklaşmaktadırlar. Darbecilere karşı besleneceği umulan kamuoyu nefreti, yanlış tutumlar yüzünden bir türlü yeşerememiş; askerî müdahale plânları, televizyonlarda olsun mahkemelerde olsun, sivil kafayla ele alınarak değerlendirilmişlerdir. Bir Allah’ın kulu da çıkıp, meselâ “sizin şu geri bölgedediğiniz yer neresidir, kuzum?” diye sorma gereği bile duymamıştır.

Yargılanan darbeciler de o vakit, bakmışlar ki bunlar enayilik peşindeler, kızları damatları avukatları ve tüm siyasal yandaşları marifetiyle başlamışlardır bilgi kirliliği pompalayarak, özgürlük ve mağdurluk farfaraları eşliğinde sızlanmaya; ortalığı kasıp kavurmaya; halkın ensesinde boza pişirecekken, mazlum olup çıkmaya.

Fakat asıl mühim sorun, sıranın giderek Karadayı, Kıvrıkoğlu, Koşaner ve ahretlik sırdaş Büyükanıt gibi, esasen darbelerin emir-komuta hiyerarşilerindeki gerçek kurucu babaları olabilecek generallerine doğru ilerlemekte olduğudur. Nitekim bunlardan Başbuğ’un beklenmedik tarzda içeriye alınması, dibindeki suyu biriken damlalardan ibaret iken, onu birdenbire taşan bir bardağa çevirince, Erdoğan’ı yeni bir muhasebe yapmaya sevketmiştir.

Ayrıca, şimdiki Kara Kuvvetleri Komutanı’nın amcası da olan eski Genelkurmay Başkanlarından Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’na yönelebilecek bir soruşturmanın, en iyi anlaştıkları bir süreçte “yeni bir yüksek komuta krizi”ne yol açmasını istemeyecekleri de ortadadır.

O yüzden, kısa bir süre önce MİT Müsteşarı’nın sorguya çağırılmasını iyi kullanmışlar; böylece bu mahkemelerin kuyusuna ilk kazmayı vurmanın yolunu o vesileyle bulmuşlardır.

Şimdi çocuk kandırır gibi diyorlar ki, o mahkemeler sözde devam edeceklermiş, sonuçlar alınana kadar. Yâni, hem “büyükbaşlar”ı vicdansızlık edip kanatlarının altına alacaklarmış, hem çoğu fer’i fail olan güç yetirebildikleri içeridekilere ise kazık atacaklarmış. Yahut da, her şeyleri sürüncemeye salarak, alıştıra alıştıra yedireceklermiş halka, söz verdikleri o görkemli yalanlarını.

Kim sahiplenecek pekiyi, kürsü kararlarını? Dertsiz başlarına dert almak isteyen yargıçlar mı? O denli aptal mı ki bunlar da yapacaklar, “yürütme ve yasama”nın arkalarında durması gereken siyasal iradeleri, sıvışıp kaçmışken bir oldu-bittiyle.

Kısacası, yalan dolan!

N’oldu; adamlara iftira etmiş, haksızlık yapmış noktasına geldik mi şimdi bir güzel? Ayıklayın bakalım pirincin taşını, nasıl oluyormuş Erdoğan’a güvenmek?

Genelkurmay Başkanlarından Işık Koşaner, “bütün plânlarımız ellerine geçmiş, bizse uyumuşuz” demişti de, tınmadıydı hiç kimse. Ne ses bantları ele geçti, hiçbir şey yapılmadı.

Tanrı esirgesin, bir yakınınızın ırzına geçeceklerini tasarlayanların ses bandı ulaşsa size, o kayıt hâkim kararı olmadan yapılmıştır deyip, oralı olmaz mısınız, başınıza gelse? Bağrınıza mı basarsınız öylelerini ki, halkın ırz ve haysiyetine musallat olanlara gelince, böylesi bir hoşgörüyle yaklaşıyorsunuz şimdi?

Şehri kuşatan sokak kameralarını da kaldırın, o zaman.

Suç Teorisinin de, Toplumsal Güvenlik ve Yeni Savaş Konseptlerinin de, tüm eski anlayışların da, yeni veriler ve teknikler ışığında tekrardan ele alınmalarının gerektiği bir çağın içinden geçmekte olduğumuzu görmüyor musunuz, Allah aşkına? Köhne usûllerin, hurda önlemlerin, enkaz değerlerin yeni durumlara cevap veremediklerini, ille başınıza büyük belâlar açılınca mı kavrarsınız siz?

Londra’yı binlerce kamerayla gözetim altında tutan İngilizler, “demokrasinin beşiği” olmaktan vaz mı geçtiler, dersiniz acaba?

Devleti darbeyle ele geçirecek olanların aralarındaki konuşmalara“özel hayatın gizliliği”çerçevesinde bakılması gerektiğini söyleyenlere kanarsanız ve güvendiğiniz dağlara kar yağdığında da bir başka seçeneğe yer vermediğiniz için şaşırır kalırsanız, kusura bakmayın ama aslında siz bunlara müstahaksınızdır, müstahak!

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar