Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Kürt sorununun çaresi

  • 17.08.2012 00:00

 Hiç ihtimâl vermiyorum bu kadar saf olunabileceğine. Çoğu kimsenin işine geliyor olmalı ki, topluca aptalı oynuyorlar. Yoksa hiçbir şey söylenmediği hâlde, Kürt meselesi üzerine konuşuyormuş gibi yapılabilir miydi, bunca zaman? Çünkü bu sorun, içeriğine zerrece değinilmeden, Türkiye’nin sanki bildim bileli en çok dert edinip konuşulan meselesiymiş gibi olmayı sürdürüyor, senelerdir. Hâttâ meziyet bile dense yeridir, bu beceriye.

Bu tabii işin bir yüzü.

Öteki yüzünde ise, Felek, yapılmayanlara dair tutmuş olduğu çetelesini eline almış, göstereceğim size gününüzü dercesine, hemi parmağını sallıyor bize doğru, hemi de pis pis sırıtıyor.

Eee... en başta bütün bu kendinizi kandırmalar, atlatmalar yanınıza kâr mı kalacak sanıyorsunuz? Altmış dört yaşındayım; bu vakte kadar öğrendiğim birkaç şeyden biri de, sadece yaptıklarımızın değil, belki de daha fazla yapmadıklarımızın bedeli, mutlaka burnumuzdan gelecektir fitil fitil.

Çünkü ha kırdıkları ha kıracakları bu yumurtayı, kırk kişi elini değdirmeden taşır gibi yapıyor.

Kimse bu belâya bulaşmak istemiyor. Vatan millet Sakarya diye yırtınıyorlar ya, hepsi hikâye! Hiç kimse ağzındaki baklayı çıkarmıyor.

Kafalar desen, iyice karışık. O yüzden koskoca toplum, üç beş bin başıbozuk diye küçümsediği bir terör örgütünün kuyruğuna takılmış, her gün onun oluşturduğu bir gündemle basireti bağlanmış bir şekilde savrulup duruyor.

PKK o denli inisiyatif elde etmiş ki, kime değse âdetâ canına okuyor. Toplumsal cadı kazanımızın ateşi bize özgü olimpiyat meşalesi gibi sürekli yandığı için, meselâ CHP kaçırılıp bırakılan milletvekilini“basında çıkan şu şu lâflarınla sen ne demek istedin?” diye, belli ki sıygaya çekmek üzere şimdi de apar topar Ankara’ya çağırıyor. Bırakılacağına ölseydi de bayrağa sarsalardı, pek bir prim yapardı ya neyse, kısmet değilmiş.

Yâni netice olarak herkesin, yeni durumlar karşısındaki pozisyonlarını eskisi gibi zararsız(!) kılmaktan başka bir halt yediği yok.

İnsanlarıyla ve kurumlarıyla şartlanmışlıklarını aşıp değişmenin daha “elif ba”sına bile gelemeyen bu toplum, Kürt sorununu nasıl çözecek?

Kürt sorunu dedikleri esasen bir sonuç. Asıl mesele, iki yüz senedir ne yutabildiğimiz, aynı zamanda da ne çıkarabildiğimiz, ağzımızda çürüyüp duran bir bakla gibi “merkeziyetçilik” tutkusu mu tutsaklığı mı, artık ne derseniz deyin.

Bu uğurda koca Osmanlı battı, akıllanılmadı. Aynı şey şimdi de Türkiye’yi batıracak, hâlâ akıllanılmıyor.

Kafaya takmışlar bir kere, akla hayâle gelebilecek her şeyi illâ merkezden yönetecekler. Böylelikle hem kendi önemlerini, hem de kendi çıkarlarını maksimize edecekler.

Herkesi birörnek kılmak istemeleri de bu yüzden. Yönetmeyi ve karar alma süreçlerini ülke sathına yayarak paylaşmayı bir bilseler; o vakit bu homojenleştirmeye de gerek kalmayacağı gibi, yaşam herkes için daha da rasyonelleşecek.

Ama ne fayda!

Tüm toplumu bu monist “tek adam” ritmine göre terbiye ederek, atı alıp Üsküdar’ı geçmişler zaten.

Nitekim o kitleler de büyük bir çoğunlukla başka türlüsünü istemez olmuşlar. Adam yerine konmayıp güdüldükleri bu verimsiz ve çağdışı idarî mekanizmayı, “Cumhuriyet’in kazanımları” diye yutarak, en iyisi sanmışlar. Hayat tarzları ya bu olacak, ya da seçeneksiz bir şekilde bölünüp parçalanacaklar. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe, yâni. Kendilerine dayatılan sadece bu işte.

AKP bir ara bir şeyler yapacakmış gibi göründü ise de, “devlet olmak” özellikle Erdoğan’a pek bir cazip geldiğinden, kıracak değiller ya, onlar da o sevdadan vazgeçiverdiler.


“Sirenler”
in büyüsüne kapılıp halkın sesini duymaz olmak, bu toprağın binlerce yıllık hasleti değil midir, Homeros’un anlattığı gibi.

O nedenle merkeziyetçiliğin en kralını şimdi artık Erdoğan yapıyor. Meselâ Boğaz Köprülerinde bakım var diye, araç geçişlerinin şu kadar süreliğine ücretsiz olmasına dahi o karar veriyor. Belediye otobüslerinin ücret olarak çift yerine tek bilet almalarını bile o emrediyor. Sadece başbakanlık kesmiyor, aynı zamanda otobüs terminali ve köprü müdürlüklerini de o yürütüyor.

Artık hepimiz, her şeyimizi o yönetsin diye ağzının içine bakacak kadar zıvanadan tam çıkmışken, işte bu sırada Kürtler kalkmış “biz özerklik istiyoruz” diyorlar. Öyle yağma yok! Sıyrılıp kaçabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Ya herru ya merru, özerklik isteyeceksek hep beraber isteyeceğiz.

Aslında Dr. Cengiz Aktar, konuları bilen ve aklın yoluna ışık tutan bir aydın olarak,“ademimerkeziyet ilkesinin hayata geçmesini sağlayacak en uygun zeminin, Türkiye’nin de resmen kabul ettiği, AB nezdinde destek gören ve o esaslara göre kurulan 26 Bölge’ye ayrılmış ‘Kalkınma Ajansları’ olacağına” dikkat çekiyor. “Türkiye’nin önünde bir fırsat olarak duran AB’nin bu uygarlık projelerini, aslında ne ulusal siyaset ne de Kürt siyaseti doğru dürüst biliyorlar” diyor.

Birbirlerini yiyecekleri yerde AB’nin bu yol haritasını izleseler, sorunlar bir bir oturacak çözüm yatağına oysa. Sadece Kürt sorunu değil, Türkiye’nin tüm merkezîleşme hastalıkları savacak, giderek.

Ne ki, vandalizmin geleneksel metodu olan savaşmak dururken, kim adımlar doğru kapıya çıkan barışçı yolu?


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar