Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Erdoğan’ın dümen suyunda gitmek

  • 22.10.2012 00:00

 Şu varılan noktaya bakar mısınız lütfen. Dağ gibi birikmiş onca sorun dururken, iş midir şimdi, seçilme yaşını 18’e çekmeye çalışıp da hepimizin beynine kan sıçratmaya kalkışmak?

Sadece sağlığımızla oynamıyor, dalgasını da geçiyor.

Fakat teslim etmeliyiz ki Erdoğan, ekin tarlasının başakları gibi çalkalayarak, bir başına rüzgârıyla hepimizi dilediği istikametlere savurup yatırabiliyor.

Oysa ona gelene kadar demokrasi adına daha nice temel sorunlarımızın olduğu gün gibi ortada iken, sırtını buna dayamaya kalkan lâflar zerre kadar kıymeti harbiye taşımıyor.

Ayrıca nasıl bir marifettir ki, meselâ Kürt meselesi, ordu reformları, anayasanın yeniden yazılması, idari bürokrasinin yeniden düzenlenmesi, ademimerkeziyet sorunları, Ergenekon-Balyoz gibi yargı süreçlerine düşürülen gölgeler, vs. diye aklınıza ne gelirse hemen her konuyu dübel tutmayan yalama bir cıvata yuvasına çeviriyor?

Her şey o denli karmaşık ki. Neyin ne olacağı ve ne yana evrileceği, nasıl çözüleceği daha ilk ilmiğinden itibaren arapsaçı. Hangi mesele ele alınsa, “yeter be!” diyerek bıkkınlık duyacağımız bir çetrefillikle sarmalıyor ruhumuzu ve bedenimizi.

Bir taraftan da bu yapılanlar, boşuna değil gibi sanki. Dışarıda nasıl Suriye meselesine taktıysa, içeride de sadece cumhurbaşkanlığına odaklanarak, gözü başka bir şey görmez olmuş Erdoğan’ın. Her adımıyla o hedeflere kilitlenmiş olarak, hepimizi avucunun içine aldığı gibi, peşi sıra da sürükleyip duruyor.

O yüzden ilâve oy devşirmek üzere sinekten yağ çıkarırcasına giriştiği tek şey, kendisini partisini de kontrol edebileceği şekilde Çankaya’ya götürecek yolun taşlarını daha şimdiden dizmektir.

Bunun için önünde çer-çöp olsun istemediğinden, meselâ ilkin Numan Kurtulmuş’un partisini bir hamleyle siliverdi. Milliyetçi oyların hanidir peşinde olduğu zaten bilinmez değilken; hele şu MHP kongresi yapılıp bir bitsin, hem oradan hem Muhsin Yazıcıoğlu’nun yetim kalmış Alperenlerinden aparacağı yeni teşebbüslerine, a-ha buraya yazıyorum, hep birlikte tanık olacağız günü geldiğinde.

Türkiye’deki genç nüfusa en düşkün biri olarak, kışlalardaki neferlere ve seçim gününe kadar uyusun da büyüsün diyerek emzirmeye kalkacağı bugünün aklı henüz baliğ olamamış 16-17’liklerine, ruhlarını pohpohlamaktan öte bir hinlik içermeyen popülizmlerle çengel atmayı biliniz ki başarmıştır şimdiden. Yasalaşmasa da fark etmez; amaç artık hâsıl olmuştur. Öyle de böyle de, kuracaktır o gönüllerde de tahtını.

Eğer kitaplarda Makyavelli olmasaydı, yeri asla boş kalmaz, bugün orada kesinlikle Erdoğan olurdu, bana sorarsanız.

Çünkü din dahi araçtır onda, varmak için, tasarımındaki siyasallıklara. Meselâ başörtüsü sorunu, aslına bakarsanız askerî vesayet dönemlerinden daha farklı bir yerde değildir bugün, düzenlemeler bakımından.

Ama o bunu, sundurmalardaki çivilere asılıp kış için saklanan kurutulmuş cin mısırı koçanlarına çevirmiştir, günün birinde gereksinimini duyacağı bir mağdurluk deliğine tıkaç yapmak ve patlatmak üzere.

Daha da öteye geçerek, İslâm âlemine çekidüzen vermek adına, beklenen kurtarıcının kendisi olduğu duygusuna kapılmasına pek bir şey kalmadığını düşünüyorum, artık onun.

AKP kongresindeki iki buçuk saatlik manifestoda, Fransa Kralı’na birbirlerinin konumlarını sayıp döken Kanuni’nin mektubundaki metaforlarla, yarım saat zaman ayırarak selâmlanan o diyarları imlerseniz, Türkiye’nin siyasal iktidarına talip bir anlayışın talileştirilerek, artık İslâm dünyasını öne çıkarmanın yeğlendiği bir haritaya heveslenildiğini duyumsarsınız.

Bu hâle gelmiş olan Erdoğan’ı desteklemeyi sürdürmek demek, güçlendiğine kanaat getirip sadece artık kendi bileceği o İslâmcı yolda yürümeye ahdettiği anlaşılan çizgisine hizmet etmeye yarayan bir tutum sayılmalıdır.


“Beraber yürüdük biz bu yollarda”
dan, “düş peşime gel”e saptırılmış bir gidişatı birbirinden ayırt edemeyenler, olup bitenleri bir sinema şeridi gibi önlerine koyup yeniden irdelemelidirler.

Tepeden inmeci Kemalist ideolojiyi, dinsel bir versiyonla yeniden inşa ederek, hiçbir kuruma ve işlevlerine dokunmadan, bu sefer kendi ihtiyaçları için sürdüreduracaktır.

Şu sıralardaki bütün politikalarında, cumhurbaşkanlığını yeniden tasarlayan ve yereller de dâhil tüm seçimleri, hedefi doğrultusunda atlatmayı amaç edinen oyalamalarla geçiştirecek; o yüzden diğer konularda daima zaman kazanma esaslı bir strateji kovalayacaktır.

Ve böyle giderse, bu İslâmi fütuhatçı akıl, Ortadoğu’daki yeniden yapılanma bizim buralara da sirayet ederek boyumuzun ölçüsünü almadıkça uslanıp dinginleşecekmiş gibi gözükmemektedir.

Bir başka gelişme olgusu olarak, İlerleme Raporu’nu çöpe atmakla yetinecek biri mi ki Erdoğan? Bence hırçınlaşıp, Doğulu olduğunu daha da vurgulamak için AB’ye neredeyse savaş açsa, ne lâzım gelir?

Hem Suriye’den de, Kürtlerden de sıkılmıştık ayrıca. Öl Allah, öldür Allah, ne bittiği ne doğru dürüst bir haltın olduğu var. Oysa yeni cephe yeni gerginlikler ve heyecanlar demektir.

Bir kere bu adrenaline alıştırdı ya bizi, vücut yenilerini istiyor.



[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar