Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Resmigeçit

  • 5.11.2012 00:00

 AKP ile CHP, Cumhuriyet Bayramı’ndaki saha çalışmalarıyla(!) ne mal olduklarını bir kez daha sergilemiş oldular.

Yalan-dolan olan şu ki, bir kere “CHP’nin beyaz Türkleri” yok 29 Ekim’miş, yok 19 Mayıs’mış bu tip bayramlara gitmeye asla tevessül etmezler. Yavan buldukları böyle törenlerden zerrece hazzetmezler. Stadyumlara da Vatan Caddesi’ne de, gelirse gene Gaziosmanpaşalılar, Sefaköylüler gelir.


“Aman Cumhuriyet elden gitmesin”
 diyerek, son on senedir misyonları gereği lütfedip seferberlik nöbetindeler diye; kızıyla kızanıyla yollara dökülerek sekiz on metrede bir sıralanmış inzibatların “geri bas, geri bas!” diye itekledikleri caddelere doluşup da rap rap geçen askerleri seyretmek, ancak bir “varoş zevki” olabilir ki; Allah yazdıysa bozsun, işi bu noktalara vardırıp oralarda görünmek dahi istemezler.

Onların bu canhıraş farfaralarına kanıp da bayram delisi olduklarını sanmamak gerekir.

Kendisi otururken esas duruşta beklettiği ekibini tuzluk gibi arkasına dizerek tıpkı İlker Başbuğ gibi fotoğraf veren CHP’nin İstanbul İl Başkanı, çelenk koyma törenindeki davranışının bir gaf değil, düpedüz iliklerine kadar işlemiş askerî vesayet anlayışının bir yansıması olduğunu bu yolla da kanıtlamış değil midir?

Üzeri örtülmeye çalışılan hakikat, artık tıkanabilmesi mümkün olmaktan çıkmış patlak bir boru gibi, ne yapsalar da her taraflarından fışkırmaktadır.

Demokratik reformları yapacağı yerde, Kemalist devleti ele geçirerek biraz da kendilerine hizmet isteyen AKP’nin ama esas olarak Erdoğan’ın da, miadını doldurmuş mağdurluk dinamizmlerinden statükocu zalimlik süreçlerine nasıl geçiş yaptığını, bayramdaki performansıyla artık iyice gösterdiği söylenebilir.

Birkaç polis bariyeri yüzünden kadim yol arkadaşı Cumhurbaşkanı’na bile müsamahasız davranan Erdoğan, “çift başlı yönetim” bahanesiyle avını başkasıyla paylaşmak istemeyen bir kurt gibiyken, ülkenin canına okuyan “çift başlı hukuk” sistemine gelince nedense birden bire kedi kalmaktadır.

Hayıflanacağımız en büyük kayıplardan biri, I. Cumhuriyet’in bu monist ve militarist Atatürkçü zihniyetle demokratik bir zemine oturamayacağını doksan sene sonra göstermek ve tasfiye etmek olanağı doğmuşken, dinsel değerlerle soslayıp bu sefer de kendi amaçları için kullanmaya kalkmak, yazık ki koskoca bir tarihî fırsatın kaçırılmasına sebep teşkil edeceğidir.

Kaldı ki bu tutum, daha önce yapılmış olanları da eski hâline getiriyor. Bayraklarını kapıp tekrar sokaklara dökülen eski rejim taraftarlarını âdetâ azmettirerek meşrulaştırıyor.

Yürümek ya da başka türlü bayram yapmak, yahut suç içermedikçe hangi maksatlar için olursa olsun alternatif gösteriler düzenlemek isteyenlerin engellenmesine seyirci kalınamaz.

Kemalistlerin dindarlara yaptıklarını nasıl tasvip etmediysek, dindarların onlara yapacaklarını da edemeyiz.

Özgürlükten anladığımız, sadece AKP’ninkiler olmamalıdır. Mutlak özgürlüklerden yanaysak, beğensek bile birinin, beğenmediğimiz diğerine baskın gelip kendi borazanını öttürmesine susamayız.

Kızılcahamam’daki son konuşması da gösteriyor ki, Erdoğan, on yılın muhasebesini yaparken en küçük bir özeleştiriye yer vermeyerek, son dönemindeki sorunlu politikalarından şaşmayıp, hâttâ daha da büyüterek sürdürecek gözükmektedir. Bunun anlamı ise, akla gelecek her konuda geriye gidiş olacağıdır.

Meselâ TSK üzerinde bu vakte kadar hiçbir düzenleme zaten yapılmadığı gibi, korkarım bundan sonra da yapılmayacaktır.

Erdoğan meselelere bir ordu reformu üzerinden değil de, önüne çıkanları cezalandıracak kadarlık baktığı için, kabak Silivri’dekilerin başında patlamaktan öteye gidememiştir.

Büyükanıt’ı, Baba filmindeki gibi Dolmabahçe’de elini öptüğü için affedip ödüllendirmiş; Başbuğ’a da, TV’ye çıkıp parmağını salladı diye dersini vermiştir.

Ordunun hazineden geçinmeli sosyal tesislerindeki aristokrasilerde de bir değişiklik olmamıştır. Küçük rütbeliler her zamanki gibi çatışmalarda ölürken, konformist çıkarcıların statülerinde herhangi bir geriye gidiş yoktur. İster görevde ister emekli olsunlar, kendisine muhalefet oluşturmasınlar diye, sanki generallerle arasında zımni bir mutabakat tesis etmiş gibidir:

Siz bana dokunmazsanız, ben de size dokunmam!

Demokratik hidayete erdikleri için değil, olanakların elden gitmesini istemeyen emekli paşalar ağızlarına fermuar diktirirken, o da bunların kıyak hayatlarına el sürmemektedir.

Nisan gibi daha baharın başındayken çıktıkları evlerine, bütün yaz boyunca o kamp senin bu orduevi benim diyerek, ekim sonuna kadar girmeyen emekli generaller vardır.

Örneğin şimdi kış sezonu geliyor. Uludağ’da, Erciyes’te, Palandöken’de, Elmadağ’da, Ilgaz’da, Kartalkaya’daki orduevlerini kendi kâşanelerine çevirecek olan emekli generallerle, ayrıcalıklarını“şekerim, bu sene de bir kaydık, bir kaydık..” diye anlatarak mutlanan saygıdeğer hanımefendilerini mercek altına bir alın bakalım, hangi umutlarınızın üstüne kar yağdığını görmüş olacaksınız?

Erdoğan’ın artık kendi statükosunun “işgal, tahkim ve savunucusu” olduğu kafalara dank etmelidir.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar