Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Türkiye halkının fişlenmesi meselesi

  • 19.11.2012 00:00

 Dersim Hozat’ta herkesi fişlemişler...

Yaa, öyle mi; vah vah!

Sadece orada değil ki, memleketin her bir yerinde herkesi senelerdir fişleyip duruyorlar. Siz şimdi öğrendiniz diye, gerçeğin bu kadarla kalan bir şey olduğunu mu zannediyorsunuz?

Bu güvenlikçi devletin askerî birimleri, jandarması, emniyeti, MİT’i; ayyuka çıkmış, mahkemelere düşmüş bunca olaya rağmen hâlâ o işleri kotarmayı sürdürüyorsa, siz bunu birtakım inatçı adamların bireysel işgüzarlığına mı veriyorsunuz?

Adamlar görev yapıyorlar, görev! İşleri bu. Bunun için varlar. Bunun için maaş alıyorlar. Devlet onları bunun için istihdam ediyor.

Bakalım siz ne zaman anlayacaksınız ayılıp da bunu? Sorun zaten bu asıl.

Üç yüz küsur adamı Silivri’ye tıktınız diye, şıppadak bitti mi o vesayet düzeni?


“Darbeleri Araştırma Komisyon Raporu” 
yarın öbür gün konacak önünüze. Sadakatsiz eşten boşanmayı değil de, tanınmasın diye makyaj değiştirmesini önerecekler, göreceksiniz size. Söylüyorum şimdiden.

Bu işleri çözdüğünü düşünüyor çünkü Başbakan. Kendinden çok emin. Her şey bir çırpıda oldu bitti sanıyor. “İç Hizmet madde 35”i de değiştirdi mi, ooh ne güzel, keyifler kekâ!

Ne kolaymış meğer. Boşunaymış demek elli yıllık onca sıkıntı.

Oysa böyle midir gerçekten kazın ayağı?

Neden Türkiye’nin her köşesindeki askerî karargâhlar, ağzına kadar hınca hınç doludur subaylarla?

Neden doğru dürüst eğitim yaptıracak adam bulamazken, kırk bin subayı doksan beş bin astsubayı vardır, bu ordunun?

Karargâh dediğin, “komutan”a, birlikleri doğru yönde sevk ve idare etmesi için yardımcı olan bir organdır, netice olarak.

Amaç değil araçken, maksadını aşmış; binlerce subay ve astsubayın çalıştırıldıkları uçsuz bucaksız kurumlara dönüşmüşlerdir, bu yerler.

Söylenceye göre, baba ile oğlun yedi sene askerlik yapıp da birbirlerine rast dahi gelemedikleri Selimiye Kışlası, şimdi ordulardan birinin tıka basa dolu karargâhıdır, ağzına kadar. Birliklerinin çoğu ve asli görevi Trakya arazisinde olduğu hâlde, iki asma köprüye bağımlı bir zafiyetle, Boğaz’ın diğer yakasındadır üstelik bir de.

Neden?

Çünkü bu ülkede hiçbir önlem düşman için değildir.

Halk içindir, halk için!

Fişlemelere şaşıyorsunuz ya, meselâ bakın, her zaman dikkatinizi çekmeye çalıştığım şu “Sıkıyönetim Kanunu”nu yeniden anımsatayım istiyorum size.

Fakat diyebilirsiniz ki, “iyi de azizim, ortada sıkıyönetim filan yok ki; boyuna dolayıp duruyorsun diline”.

Evet, öyle açıkça ilân edilmiş bir sıkıyönetim göremeyebilirsiniz. Kaldı ki, artık gerek de yok. Sürekliliğin tesisi için yapılması gerekenler, 12 Eylül ve özellikle de kalıcılığı bin yıl sürecek olan 28 Şubat süreçlerinde yapıldı zaten.

Sıkıyönetim işlevleri, sıkıyönetim sona erse dahi artık tüm yurt sathında kesintisiz olarak devam eden görevler mahiyetini almıştır.

Kanunun “Karargâh” başlıklı 8. maddesinde: “Sıkıyönetim ilânı ile beraber, sıkıyönetimin MAKSAT ve AMAÇLARINA UYGUN olarak Sıkıyönetim Komutanlığı Karargâhı kurulur. Sıkıyönetim Komutanlığı KADROLARI, Genelkurmay Başkanlığınca ÖNCEDEN hazırlanır. Bu kadrolara göre lüzumu kadar subay astsubay ve sivil personel usulüne göre atanır” denmektedir.

İşte bu nedenledir ki Genelkurmay, sıkıyönetim olmadığı zamanlarda da sıkıyönetimin maksat ve amaçlarına uygun kadroları tüm Türkiye sathına hizmet verecek şekilde ÖNCEDEN hazır ederek yetiştirir ve çalıştırır.

Takdir edersiniz ki bu misyon, kanunun öngördüğü ve Genelkurmay’a tevdi ettiği bir görevdir.

Pekiyi, sıkıyönetimden murat olunan maksat ve amaçlar nelerdir?

Bunlar da, 3. Madde’de “Görev ve Yetki” başlığı altında toplanmış, şıkları alfabenin 17 harfi kullanılarak saymakla bitirilemeyen ve her yana çekilebilen esneklikteki tasarruflardır.

Özetle: “Asayiş güvenlik ve kamu düzeni için, konutları, dernekleri, vakıfları, özel idare ve belediyeleri, siyasi partileri, sendikaları ve okulları, kulüpleri, özel ve tüzel kişileri ve her türlü teşekküller ile her türlü taşınır ve taşınmazları; havada, karada ve denizde; her hâl ve şartta, akla gelebilecek her türlü usûl ve yöntemle kontrol edebilecek şekilde, muhtemel faaliyet ve eylemleri kayıt ve denetim altına almak” şeklindedir.

Be birader, yatıp kalkıp şükredin ki, başka bir şey yapmayıp sadece fişliyorlar sizi. Çünkü yasama meclisiniz, hâlen yürürlükte olan bu ve hangisinin taşını kaldırsanız altından böylesi hükümlerin çıkabilecek olduğu benzer kanunlarla, tedbirlerinin sürekli yürütülmesini istediği o uygulamaları, görev olarak zaten vermiş onlara, görmüyor musunuz?

Sizse kalkmış yakınıyorsunuz bir de: aman efendim bizi fişliyorlar!

Fişlemeyecekler de ne yapacaklar? İşleri bu.

Anladınız mı şimdi bari, neden dağ taş karargâhtan geçilmiyormuş?

Anladınız mı, neden Balyoz seminerleri yapılıyormuş?

Adam görevini savsaklasın da, hazırlık yapmasın mı yani?


“Askerî Yönetim”
in bir diğer adı demek olan sıkıyönetimin resmen ilân edilmesi, darbeden bir önceki “şah-mat” hamlesidir esasen.

Bunların bilincine varmadan rehavete kapılmak, hele ki idam talep etmek, kendi ipini hazırlamaktır her şeyden önce.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar