Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Asıl suçlu orgeneraller dururken

  • 23.11.2012 00:00

 İnsan üzülüyor tabii.

Balyoz davasında 16 yıl hüküm giyen parlak bir subay belli ki Hava Pilot Kurmay Yarbay Süleyman Namık Kurşuncu.

Saygıdeğer annesi hanımefendi aracılığıyla e-mail aldım kendisinden.

Hayatının, “icrası imkânsız, işlenemez bir suç” olarak gördüğü Oraj Harekât Plânıçerçevesinde haksız yere yok edildiğini haykırıyor Silivri’den.

Darbedeki görevi, gözaltına alınanları toplayacakları Fenerbahçe Saracoğlu Stadyumu’nun üzerinde gezinerek, jetiyle havadan denetim yapmakmış.

Bir kez daha anlaşılıyor ki, iddianame hazırlayan savcılar, karar veren yargıçlar askerî alanın nasıl çalıştığını zerre kadar bilmedikleri gibi, öğrenme gayretine de hiç girmemişler.

Bir kere, Türkiye’nin elli yıllık darbeler tarihinin faturasını 2003’teyken yüzbaşılığın henüz ilk senesinde olan bir Harp Akademisi öğrencisine kesmek, tüm darbe süreçlerinde yapılagelmiş olan yanlış tasfiyelerden birini daha işlemek gibidir.

12 Mart 1971 rejiminde, o dönemin darbe meraklısı orgeneralleri birbirleriyle ilkin ters düşüp sonra da uzlaşınca, şerefe kadeh kaldırır gibi biz gencecik teğmenleri kafalarımızdan tokuşturmuşlar, sorunun asıl kaynağının kendileri olduğunu ancak böylelikle örtebilmişlerdi.

Süt kuzusu birer genç subay olarak acı çektiğimiz günlerde o kokuşmuş kaşarlar, Cumhurbaşkanlığı için tatlı tatlı yarışacaklardır.

Her dönemin bu değişmez tecellisini yaşayarak görüp de şimdi duyarsız kalmak, kendi bireysel tarihime bir saygısızlıktır, her şeyden önce.

Bana göre darbelerin hesabını sormadaki yanlışlık, Meclis Araştırma Komisyonlarında enine boyuna irdeleyip de neyin ne olduğu doğru dürüst anlaşılmadan, meselenin apar topar mahkemelere havale edilmiş olmasında yatıyor.

Üstelik ilâve olarak, doğruların neler olduğunu tüm toplumun anlaması için, askerî alanda bir dizi reformun da gerçekleştirilmesi gerekiyordu.

İnandırıcılık namına hiçbir şey yapılmamıştır.

Bir kere bu, öyle ucundan kenarından rastgele ele alarak değil, kendi içinde tutarlı ve bütüncül, çok boyutlu bir proje olmalıdır.

Askerî okullardaki müfredat değiştirilecekmiş. Ne o, oralarda okutulan matematik ya da fizik veya biyolojinin sivil okullardaki derslerden farklı mı olduğunu sanıyorsunuz? Satır aralarında nasıl darbe yapılacağı mı yazıyor?

Üniversitelerde, meselâ dişçilik fakültesinin ders kitaplarında böyle şeyler yazmadığı hâlde nasıl kimileri solcu, kimileri de sağcı oluyorlarsa, işte bunlar da öyle darbeci oluyorlar, bilmem anlatabiliyor muyum?

Mesleği sivilleştireceklermiş. Askerleri ne diye sivilleştireceksiniz ki? Aksine askerleştirmelisiniz, çünkü asker değiller. Daha da disiplinsiz olup, hiç harp etmesinler mi istiyorsunuz?

Teşhisler de öneriler de, hem parça buçuk hem de çok yanlış.

Genelkurmay, MSB’ye bağlanacakmış. Yular mı ki bu, bağlıyorsunuz? Daha sorunun, yürütmenin“orduya doğrudan doğruya emir ve komuta etmesi” meselesi olduğu dahi kavranamamış.

Bir şeyi bir yere bağlamayacaksınız, bağlı zaten. Sadece emir komutayı bizzat ele alacaksınız. Yarın sabah bir kışlaya baskın yapıp, hallaç pamuğu gibi atacaksınız. “Komutan”ın kim olduğunu herkese göstereceksiniz. Çünkü o sizsiniz.

Buna en radikal örnek Hitler’dir. Kendine hususi “üniforma” diktirmiş, ortalıkta öyle dolaşmıştı. Amerikan başkanı ise şimdi “mont”la idare ediyor. Onlar emperyal güçler, yakışır haspalara.

Sizin ise tedavi etmek zorunda olduğunuz militaristik vesayet hastalığınız var. O yüzden gerektiğinde kafanıza giyebileceğiniz pekâlâ şöyle fiyakalı simgesel bir kayık “kep”iniz olabilir.

Fakat hepsinden önce, sizin de şu “tek adam” kompleksini üzerinizden atmanız gerekiyor. Her şey bitti, sonra sizin kepinizle uğraşmayalım bir de.

Mahkemelere gelince...

Savcı ve yargıçların “Harekât Emri”nin ne olduğunu anlamadıkları görülüyor.

Harekât emri, her seviyedeki komutanın kendi tasarruf alanındaki iradesini bizatihi ortaya koyduğu plânıdır.

Çetin Doğan ordu komutanı olarak, Balyoz Harekât Plânı ile kendi darbeci iradesini ortaya koydu ise; emrindeki kolordu, tümen ve tugay komutanlarının da aynı şekilde yapmaları beklenir.

Tek bir harekât emrinin varlığı, tüm seviyelerdeki komutan sorumluluklarını belirlemeye yetmez. Çünkü ordu, işlerin sadece bir kişinin plânlamasıyla değil, o bir kişinin emrinin silsile ile çoğaltılmasıyla yürüyen bir mekanizmadır. Eğer ortada diğer seviyelerin plânları yok da, bütün değerlendirmeler sadece ordu komutanının emrine dayandırılıyorsa, atılı suç çantada keklik değildir.

Hele bir de meselâ emir vereceği birliği olmayan bir pilotun, yapması için kendisine bir görev verilmiş olsa bile, sorumluluğunun doğması ancak icraatıyla mümkündür.

Beni üzen şey, askerî vesayet probleminin, çoğu yanlış sanıklardan oluşan bir dava ile sakatlanma olasılığıdır.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar