Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Türkiye’nin jandarması, polisi

  • 26.11.2012 00:00

 Neden bir ülkenin, fiziken de ruhen de birbirlerinden ayrı düşmüş hem polisi hem de jandarması vardır?

Hadi oldu diyelim; neden pekiyi o jandarma, polise değil de askere bağlıdır?

Hadi başlangıçta böyle bir yol tutturuldu; neden o zaman doksan senedir en ufak bir değişiklik dahi düşünülmemiştir ve hâlâ da mesele olarak görülmemektedir?

Çünkü bu toprakların rejimi, kendi halkına, özellikle de efendimizdir diyerek bir de alaya aldığı köylüsüne, düşmana karşı savaşacak şekilde eğittiği jandarmasıyla çekidüzen vermeyi seçerek, demokrasi dışı güvenlik politikası edinmiş askerî bir cumhuriyettir de ondan!

O köylülük ki, zaten Kürtlük ve Alevilik gibi rejimin asla hazzetmediği vasıfları yüzünden, neden düşmanla savaşmak için yetiştirilmiş jandarmaya müstahak olduğunu açıkça ortaya koymakta değil midir?

Bu durumda jandarmayı, toplumu her anlamda kontrol edecek tarzda teşkilâtlanmış ordunun araçlarından biri olarak anlamak gerekir.

Nitekim “Jandarma Teşkilât, Görev ve Yetkileri Kanunu” da kurumu, “TSK’nın bir parçası olup ... askerî bir güvenlik ve kolluk kuvvetidir” diye tarif etmektedir.

Mülkiyeyle, adliyeyle ve polisle birlikte çalışmaktadır ama askerî özerkliğini de korumaktadır. Esasen bu, ordunun nerelere kadar nüfuz ettiğinin bir işaretidir.

Bu ülkenin iç güvenliği, iletişimlerinin kopuk olması ne kelime, akıl ve havsalanın alamayacağı kadar da birbirlerine mesafeli duran Kara Harp Okulu ile Polis Akademisi’nde yetiştirilen jandarma subaylarına ve polis müdürlerine nasıl olup da böylesine bir umarsızlıkla bırakılabilmektedir?

Bir subayın hayatı, polis teşkilâtına, yabancı ülkelerin subaylarıyla kurulmuş bağlardan daha uzaktır. Harp Okulları veya Harp Akademilerinde, ummadık milletlerden subaylar ya da subay adayları vardır da, jandarmayla birlikte çalışacak olan polislerden kimsecikler yoktur.

Harbiye’de okurken harici üniformalarımızı süsleyen afili meçlerimizi (küçük kılıç) kaville parlatırken, bir taraftan da Polis Akademisi öğrencilerinin bize öykünüp de taktıkları kordonlar gibi, buna da özendiklerini, ne ki yanlarından sarkıtacakları aksesuarın ancak cop olabileceğinin şamatasını yapar, gıyaplarında onlarla dalgamızı geçerdik.

Daha Selimiye Askerî Ortaokulu’nda henüz on bir yaşındayken şişinerek öğrendiğimiz ilk şey, nasıl bir ayrıcalıklı konuma sahip olduğumuzun işareti olarak, sivil bir şahsın fiiliyle üniformamızdan düğme kopsa ceremesinin altı aydan başlayacağı, ayrıca polisin de bize karışamayacak olduğuydu.

Gülüp geçilecekmiş gibi görünen bu posalar, askerlik hayatının ileriki safhalarında, şaşılası ölçülerde bir kurumsal özerkliğin çocukluk oyuncaklarından aparılmış perçinleri olacaktır.

Geçtiğimiz günlerde, yol kontrolü yapan trafik polislerine çoğu zaman yaptığım gibi “Müstafi Subay Kimlik Kartı”mı göstermiş, oyalanmadan yoluma devam etmek istemiştim de, görevli memur keyifli keyifli sırıtarak, “geçti o günler... sıraya!” demişti.

Henüz görüntüde yok edilen askerî vesayetin ve Silivri dava süreçlerinin bugünkü atmosferinde, polisi horlamanın tarihsel rövanşının alınmaya kalkışıldığı dahi söylenebilir.

Bir ülkenin güvenlik unsurları birbirlerinden bu denli ayrışmışlarsa, bu taraftakiler küçümsendikleri için diğer taraftakilere için için hınç bileyip kinlenmişlerse; böyle bir organizasyonu içimize sızıp da düşmanlar tesis etselerdi, bu kadar başarılı olamazlardı.

Bakalım şimdi hükümet, yetki alanı belediye hudutları dışında kalan jandarmanın, artık kırsalı kalmayan yeni “Büyükşehir Yasası”na göre mahalleye çevirdiği köylerdeki yetkisini elinden alıp polise mi devredecek; yoksa o köylüler jandarma bakımından köylü kalmaya devam mı edecekler?

Ya da kendilerini vazgeçilmez kılmak için, tümüyle kaldırmadıkları askerî vesayet kurumlarını, her zaman yaptıkları gibi adeta koz olarak bir kenarda mı tutacaklar?

Meseleleriyle pek bir hemhâl oldukları Suriye’nin Halep’i oradaysa, bizim Halep de burada!


[email protected]

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar