Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Yüz bin kişilik yalan ordu

  • 3.12.2012 00:00

 Sanırım 1975 yılıydı. Vize’de subayken, tugay plân tatbikatı esnasında Tuğgeneral Doğan Günçan,“Şu küçücük ilçede bile hiçbirimizin bilmediği, silah ve cephanesi bir yerlere gömülü, belki şimdi kasaplık manavlık yapıp da vakti saati gelince harbi gayrınizamî olarak sürdürecek olan özel harp görevlisi kimbilir kaç tane adamımız vardır?” demişti.

Kaldı ki, o tarihten birkaç yıl öncesinin 12 Mart faşizminde, Seferberlik Tetkik Kurulu’nun bu işlerini tezgâhlayan başka maksatların yılanbaşısı Tümgeneral Cihat Akyol’un tırpanladığı genç subaylardan biriydim zaten.

Buna rağmen bugünlerdeki “yüz bin kişilik gizli ordu” söylemlerine ihtiyatla bakıyorum, gene de.

Eminim, bunu yapmayı çok istemişlerdir.

Ama siz siz olun, o generallerin birçoğuna gereğinden fazla zekâ, bilgi ve yetenek atfederek bir takım sofistike haltlar yemiş olabilecekleri zehabına kapılmayın. Faşizan hasletlerini Wagner dinleyerek mi beslediklerini sanıyorsunuz, siz onların? Böylelerin zorbalıkları bile üstünkörü, uyduruk ve çakma idi.

Keşke düşman işgallerine karşı alternatif savunma projeleri üretebilmiş olsalardı.

Ama ne gezer!

Vesayetçi siyasetlerinin emrinde bir araç gibi kullandıkları ellerinin altındaki görünür orduyu bile zıvanadan çıkararak, hımbıl ve disiplinsiz kılmışlardır; ki nerde kaldı yüz bin kişilik gizli bir ordunun üstesinden gelebilmiş olsunlar!

Nitekim, sözde bu maksatlar için kurdukları Özel Harp Dairesi’ni, başından beri tümen seviyesindeki bir general kadrosuna emanet etmişlerdir. Stratejik korgeneral veya orgeneraller dururken, yüzbinlere varan yurt ölçeğindeki bir organizasyonu taktik bir generale terk etmezlerdi, aksi takdirde.

Hem bu ne muhteşem ne övgüye değer bir istikrar ve tutarlılıktır ki, küçümsenip hor görüldükleri hâlde ve ağızlarında bakla dahi ıslanmayan bakkallardan çakkallardan devşirme, kışla nizamiyesi dışındaki kontrolü bir hayli zor görünen bir ordu, yarım yüzyıldır tüm haşmetiyle gizlerini koruyacak; buna karşın, generallerin harîm-i ismetindeki karargâh faaliyetleri ise donlarının rengine kadar pazara saçılarak, her türlü rezillikleri ayyuka çıkmış bulunacak.

Hayır! Hiç akla mantığa uygun ve makulmüş gibi görünmüyor bu bana.

Zerzevatçıdan büfeciden kurulu böyle bir ordusu olsaydı, Osmanlı’nın son dönemlerdeki “redif taburları”na rahmet okutacak tarzda çoktan haraca berece kesmişlerdi, bütün ülkeyi şimdiye kadar.

Çünkü darbelerde sokaklara dökülen resmî askerî birlikler bile birkaç senede zıvanadan çıkmışlar, bir tek alenen eşkıyalık yapmadıkları kalmıştır, o dönemlerde.

Nedir öyleyse, yüz bin kişilik bu gizli ordu meselesi?

Ben bunun, toplumsal duyarlılık ve dikkatlerin “askerî vesayetin mimarları” üzerinden alınarak bir başka mecraya çekilmesi gayretlerinin bir parçası olabileceğini, yahut da bu işe yarayacağını düşünmekteyim.

Bir tasavvur ediniz ki; muhtıraları ve darbeleri bizatihi plânlayarak gerçekleştirenler kendileri oldukları hâlde tüm saygınlıklarıyla hâlâ ortalarda gezinip duran o dönemlerin eski Genelkurmay başkanları, Kuvvet ve Ordu komutanları...

Sıkıyönetim ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile üst yargı organlarının bütün o süreçlerdeki savcı ve yargıçları...

Cezaevlerinde ve operasyonlarda her türlü işkenceyi yapan jandarma ve polis teşkilâtının istenirse derhâl bulunabilecek etkili üyeleri...

Özel harp birimlerinde ve istihbarat kuruluşlarında fiilen sıra dışı görevler yapmış subay, astsubay, polis ve mülkiye amirleri...

O düzenin üniversitede, medyada, siyasal partilerde, iş ve mafya dünyasındaki uzantıları olan unsurları...

Bütün bunlar yarım yüzyıllık problemlerin esas müsebbibi ve sorumluları görülüp derdest edilecekleri yerde, hiçbir şey yokmuşçasına nezahetlerini muhafaza edecekler; ama biz, pek bir fantastik bulduğumuz ve tüm yurt sathına yayıldığı varsayılan manav- kasap- bakkallardan müteşekkil sivil ve ne idüğü belirsiz başıbozuk bir ordunun peşine düşerek yukarıda saydıklarımızın pisliklerini, sorumlularına hiçbir zaman erişemeyeceğimiz bu kitleden bilerek, kendilerini ilkin zihnimizde ve giderek vicdanlarımızda aklayacağız, öyle mi?


“Sefer Görev Emri” 
bulunan terhisli garibanların, sanki darbe süreçlerinin karanlık adamlarıymış gibi yutturulmalarını yememeliyiz, derim ben.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar