Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Balyoz davasının masumları ve suçluları

  • 7.12.2012 00:00

 “Geçmişteki askeri müdahale ve darbelerle hesaplaşmak gerekliydi. Ama bu yüzleşmeyi genç ve masum subayları mahkûm ederek yapmak ne derece doğru olmuştur? Yanlış yürütülen Balyoz Davası ile tarihi bir fırsat kaçmıştır. Adil ve şeffaf bir yargılama yapılsaydı, suçlu ile suçsuz ayrılsaydı, hak yerini bulmuş olurdu. Başlangıçta haklı olanlar, bu yargılamalardaki hatalar nedeniyle artık haklı değillerdir. Bir dönemin mağdurları evrensel hukuktan sapılan bu süreç ile artık sempatik değillerdir. Mağdur ve zulüm eden konumundadırlar. Yargılamalardaki hatalar, esas yargılama konusunun önüne geçmiştir.”


“Bir kurmay subayın kaleminden çıkamayacak kadar acemilikler ve hatalarla yüklü belgelerle suçlanan eşim, ilkokul ödevi gibi iki satır bir çalışma ile suçlanarak on altı yıl hapse çarptırılmıştır. Eşlerimizi yıllarca sömüren, kendi terfileri için kullanan, herkese tepeden bakan, vesayetin en katısını yaşatan, biz bu sıkıntıları çekerken devletin kendilerine verdiği lüks araba ve konutlarda keyif çatan general/ amiraller ve eşleri gerçek sorumlulardır. Tamamen geçmiş dönemlerde olduğu gibi, şimdi de eşlerimiz siyasi manevralara kurban edilerek, günah keçisi ilân edilmişlerdir. Bu durum hükümetin, muhalefetin ve medyanın da işine gelmiş; orduya duydukları kin ve nefretle yılların acısını çıkarmak isteyen herkes, büyük bir iştahla eşlerimizi linç etmiştir. Balyoz Davasındaki tek gerçek, ordunun yaptığı hataların bedelinin masum insanlara ödetilmiş olmasıdır. Balyoz davasında hiçbir gerçeğe ulaşılamamış olup, asıl bedel ödemesi gerekenler koruma altındadır.”

Yukarıdaki ilk paragraf e-mailini saygıdeğer annesi aracılığıyla almış olduğum, on altı yıla mahkûm edilmiş Hava Pilot Kurmay Yarbay Süleyman Namık Kurşuncu’ya; diğer çığlık ise, yine on altı yıla hükümlü, denizci bir kurmay albayın eşi olan Işın Saka Hanımefendi’ye ait.

Bana bir şey bırakmayarak, zaten çoğu şeyi söylemişler. Belki başlangıçta öyle değildi ama acısını tattıkça, kullanıldıklarını kendileri de algılayıp nihayet gerçeği anlamaya da başlamış görünüyorlar.

Esasen Türk ordusu akıl almaz ölçülerde merkeziyetçidir. O yüzden, yetki ve sorumluluklar iyice kavranmadan edinilen kanaatler genellikle yanıltıcıdır. Siviller her gördükleri subaya komutan deme alışkanlığına sahiptirler. Oysaki orduda her şeyi biçimlendiren ve yürüten genel irade sadece generallere aittir.

Bakın meselâ kışlalarda astsubaylar ne ise, büyük karargâhlarda da general dışındaki subaylar odurlar.

Ve yine, liyakatleriyle mümtazen terfi ettirilen astsubaylar er sevk ve idare etme makamı olan yüzbaşılıktan; tezkere bırakan yedek subaylar harp okulunda okumadıkları için alay ve üst subay yönetemeyecekleri yarbaylıktan; kurmay olmadıkları hâlde general yapılan sınıftan subaylar da, taktik seviyenin son noktası olan tümgenerallikten öteye gidemezler.

Hattâ generaller bile ikiye ayrılırlar: taktik yetki ve karar seviyesindeki tuğ ve tümgeneraller ile; stratejik yetki ve karar seviyesindeki kor ve orgeneraller.

Ordudaki sorumlulukları tahayyül ederken askerî mantığı iyi anlamak gerekir. Bunları ve birçok şeyi kitaplar yazmaz. Ama siz kurumun nasıl ve hangi teamüllerle çalıştığını, insanların ne tür yetki ve sorumluluklar çerçevesinde konumlandırıldıklarını, eğer o kültürü duyumsama yeteneğiniz varsa yakalarsınız.

Darbe plânlarının yapıldığı dönemde biri yüzbaşı diğeri de binbaşı olan yukarıdaki bu iki adamı ve onlar gibileri, en hor görülen astsubay ve yedek subayların dahi erişebilecek oldukları rütbe düzeylerinde iken, Türkiye’nin en önemli sorunu olan darbecilikten sorumlu tutup cezalandırmak, gerçekten çok komiktir.

O çalışmaların darbe plânı olduklarından yana en küçük bir kuşku dahi yoktur.

Ne ki, o darbeleri de, plânlamaları da başta orgeneraller olmak üzere general sınıfı yapmaktadır.

Çoğuna dokunulmamış olmakla beraber, içerideki birkaç orgeneralin avukatları da tv’lere çıkarak kamuoyunu yanıltmışlar, küçük rütbelilerin sırtından kendi müvekkillerini kurtarmayı denemişlerdir.

Davanın yeniden görülebilmesi için bu kararlar Yargıtay’ca bozulmalıdır.

Küçük rütbeliler de, orgeneraller uğruna feda olma enayiliklerinden kendilerini alıkoymayı, umalım ki artık öğrenebilmiş olsunlar.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • nusret şahin
    nusret şahin
    7.12.2012 19:07

    balyoz ve ergenekon davaları çakmadır bir tertipdir.gericilerin.en korktugu kurum tsk.dir bu kurumu sindirmek ve ya konuşamaz hale getirmek için fıkra üretir gibi suş üretim merkezi tarafından suç isnat edilmiştir.bu konuyu prof yaşar nuri öztürk ALLAH İLE ALDATMAK kitabında derinlemesine yazmıştır.olan ülkemize vatanseverlere ailelerine oluyor.çok yazık bunuda yapanlar dindar geçinenler.

Resmi İlanlar