Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Adıyla anılamayan İmralılı

  • 7.01.2013 00:00

 Cuma günü yazım çıkmadı ya, “üzerinize afiyet, dişim bir tuttu, bir tuttu” diye yalan mı söyleyeyim şimdi size; yoksa “hep aynı şeyler... bıktım ben bu konulardan; inanın, hiçbir şey yazmak gelmedi içimden” diyerek, doğrusunu mu?

Düşünüyorum da...

Bazen Başbakan’ın da, “yahu çok sıkıldım, bugün hiç yönetmek gelmiyor sizi içimden”dediği oluyor mudur acaba?

Fakat hemen vazgeçiyorum bundan.

Çünkü ne sıkılması? Bana kalırsa rüyasında bile bizi çekip çeviriyordur o.

Hattâ, hani kendisini ne yasamanın ne yargının denetlemesini dahi istemediği, zaman zaman hepimizi şaşırtan, sanki o düşlerden mülhemmiş gibi duran çıkışları var ya; çekirdeksiz üzüm gibi şöyle tam gönlüne göre idare edecekken, sanırım biz nankörler, gün doğunca bir bakıyorsun ki taş koymuşuz.

Valla haklı. Kim olsa sinirlenir.

Ama şurası muhakkak. Teslim etmek gerekir ki Sayın Başbakan, dilediği zaman hepimizi bir bukalemun gibi renkten renge, kılıktan kılığa sokup çıkarabiliyor.

Müthiş!

İşte bu çerçevede olmak üzere bilmem kaçıncı kez yeniden ele aldığı “Kürt Sorunu”, umarım bir süreliğine daha oyalanalım diye kucağımıza boca ettiği gene o patlamış mısırlardan değildir, bu seferkinde de.

Ne ki, görüşme yapmanın mubah ama adını anmanın günah sayılması yüzünden, işin içinden“İmralılı” diyerek mahcup bir dille sıyrılmaya çalışmak da bana; ne vakit dedemin ismi geçecek olsa“bizimki” demekten öteye gidememiş babaannemi hatırlatıyor gülümseterek.

Neyse... bunlar çok da önemli değil. Önemli olan, gerçekten sonuç alınıp alınmayacak olmasıdır.

Ben, temel hak ve özgürlükler kapsamında gördüğüm bu hususların, siyasal bir pazarlığa konu yapılmalarını daima yadırgamışımdır.

Kürtlere ya da kimlere olursa olsun, bireysel ve toplumsal hakların en geniş anlamıyla tanınmış olması, her şeyden önce çoğunlukta olan Türkleri özgürleştirir. Onlarınkileri daha geliştirip sağlamlaştırır, daha meşru kılar. Adeta açlar arasında dolaşırken utanıp sıkılmaktan, gizli gizli yiyip içmekten kurtarır.

İşin özü; ben “insan”ı ölçü aldığımdan, yaşamakta olduğumuz her türlü ayrışma ve kısıtlama bana hep fasarya gelmiştir. Bunlar ilkel ve bağnaz adamların peşinde koşacağı türden işlerdir. Bir an önce bu hödüklüklerden kurtulup, daha güzel nasıl yaşanır, ona bakmalıyız.

Belli ki bir kez daha, PKK bazında yapılacak görüşmelerle bir şeyler kotarılmak isteniyor. Her ne kadar sebepler yerine sonuçlardan gidiliyorsa da, mahallenin takozcusu olmayacağımı göstermek için “hadi görelim öyleyse” diyorum ben de.

Bu konu yeterince yazılıp çizildi medyada. Dilerseniz ben bir başka boyutuna değineyim meselenin:

Eğer silah bırakması için ödünler verecek ve bu uğurda PKK’nın bir biçimde sırtını sıvazlayacaksanız ki bu mümkündür ama o takdirde darbecilikleri nedeniyle papaz olduğunuz general takımıyla da hiçbir şey yokmuş gibi, artık yola aynen devam edemezsiniz.

Tamam, o generaller çok kötü işler yaptılar.

Ama adını söylemeye dilinizin dahi varmadığı Apo ile flört ederken, onlara somurtmayı sürdüremezsiniz.

Bunu ne orduya anlatabilirsiniz, ne de halka. Generallerin bu ülkeye verdikleri zararları görmüş ve onları bu yüzden en sert şekilde eleştirmiş birisi olarak, hattâ ne bana bile.

Terörist dediklerinizle ilişkilerinizi hâl yoluna koyarken, generallere terörist muamelesi yapmanız hakikaten çirkin düşer. PKK’lılara güleryüz, onlara gelince bir karış surat... Bunu görüp de susmak bizim vicdanımıza sığmaz ve bize yakışmaz.

Madem temiz bir sayfa açacaksınız, diğer sayfalar kirli dururken bu sayfayı temiz tutamazsınız.

Kaldı ki, darbelerin asıl failleri sanki onlarmış gibi, gene kabak çoğu genç subayın kafasında patladı.

28 Şubat süreci için, “olup bitenlerden haberim yoktu, gıyabımda dümen çevirmişler, yapılanları duyunca ben bile hayret ettim” deme pişkinliği gösteren Karadayı örneğinden giderek, böyle generaller uğruna kendilerini feda etmenin ne denli enayilik olduğunu, umarım görüyordur onlar da.

Sonuç olarak hükümete, 4. Yargı Paketi’ni çıkarırken sorunlara bütüncül yaklaşarak tüm dengeleri gözetmek kalıyor.

Hâlbuki AB standartlarında bir anayasayla birlikte, bahar seli gibi boşanan reformlar yapsalar, her şeyleri bir çırpıda çözüverecekler.

Bunun için de, Erdoğan’a çıraklığını hatırlatmak, gene bize düşüyor.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar