Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Balyoz kararının evlere şenlik gerekçeleri

  • 11.01.2013 00:00

 Yazık! Hiç kimse mert davranmıyor. Bir Allah’ın kulu da çıkıp bütün gerçeği şöyle olanca açıklığıyla ortaya koymuyor.

Sizin “darbe plânı” dediğiniz ama askerlerin onu öyle görmedikleri bu çalışmalar, esasen tüm ordunun tasarlayıp yapmış olduğu resmî plânlardır.

Askerî vesayetin ve onun türevi olan darbelerin giderek yoğunlaştığı yarım asırlık bir süreçte ve özellikle de 12 Eylül’den itibaren, bu konuda iyice deneyim kazanmış ve orduyu da gırtlağına kadar güncel politikaya sokmuş bulunan siyaset heveslisi generaller, artık gayrımeşru olarak değil, doğrudan doğruya kendi biçimlendirdikleri Anayasa, İç Hizmet, Sıkıyönetim vs. gibi kanunlardan ve MGK, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi vs. gibi dokümanlardan aldıkları güç ve meşruiyetlerle, ordunun dış düşmana karşı asli görevi mahiyetindeki “Genel Savunma Plânları”na, “Asayiş, Geri Bölge Emniyeti ve Sıkıyönetim Plânı” adı altında tasarlayıp da ekledikleri ilâve misyonlarla, meğerki ülkenin sosyopolitik gidişatı kendi anlayışları bakımından bardağı taşıran son damlayı ifade eden “olasılığı en yüksek tehlikeli hâl” noktasına gelmişse, işte o zaman ülke çapında yönetime el koyma tedbirlerini tereddüde kapılmadan ve ne yaptıklarını bilerek devreye sokmak gibi bir amaç güdüyorlardı.

Orgenerallerin Athos, Portos, Aramis ve D’artagnan gibi kenetlenerek götürdükleri darbeci dayanışmacılıklar, Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman döneminde aynı istikrarla korunamamıştır.

Ne ki o plânlar, genelkurmay, kuvvet, ordu, hattâ kolordu ve tümen komutanlıklarına kadar bütün general karargâhlarında, ama konjonktür gereği artık uykuya yatırılmış olarak gene de hazır tutulmakta idi.

O büyük karargâhların hepsi de biliyordu ki, Amerikan gerilim filmlerinde hani kapısı açıldığında kıyametin kopacak olduğu bir oda vardır da kimse yanaşıp el süremez ya, işte tıpkı böyle bir durumda iken, üstelik onca yapma-etme uyarılarına rağmen Çetin Doğan, kalktı Drakula’nın tabut kapağını yerinden oynattı. Ve böylece hem kendisini, hem de emrindekileri yakmış oldu.

O yüzden bu olup bitenlerin müsebbibi, topyekûn darbe süreçlerinin bütün generalleridir. İçlerinden biri enselendi diye, işin içinden tereyağından kıl çeker gibi çıkılacağı umulmamalıdır.

Bu durum orduya, 12 Eylül’den gebe kalmış bir etme-bulma dünyasının faturasıdır.

Yahut da daha esaslı olarak; ordusuyla, devlet bürokrasisiyle, iş âlemiyle, siyasetiyle, medyasıyla, üniversitesiyle; hattâ bana sorarsanız, çoluk-çocuk ile yoğun bakım odalarının komadaki hastaları hariç, Türk’üyle Kürt’üyle tüm Türkiye halkı bu rezillikten hep beraber sorumludur!

Bu düzeni değiştirmeden bu düzenden hesap sorulamaz.

Bu düzenden bu düzenin verileriyle hesap sormaya kalkarsanız, askerî okul öğretmeni bir kadına darbecilikten 14 yıl hapis biçilirken, Genelkurmay başkanlığı yapmış orgenerale de denetimli serbestlik düştüğünü görürsünüz.

Koskoca mahkemeler bir bavul evraka mal bulmuş mağribi gibi sarıldılar da, “yahu şu ordunun aslında ne gibi plânları olur, hele önce şunu bir anlayalım bakalım”, demediler. “Diğer karargâhların bu tarz plânları var mıdır, yok mudur; varsa nasıldır ve ne zamandan beri vardır?”, hiç merak etmediler.

Sanıklar da hakikati boyuna inkâr edip durdular. Bu çalışmaların yeni olmayıp, öteden beri tüm TSK çapında yapıla geldiğini söyleselerdi, durumları bugünkünden farklı olacaktı. Ordunun bütün gövdesiyle işin içinde olduğu ortaya çıkacaktı.

Nitekim doğru olan da budur.

En küçük yerleşim birimlerine kadar tüm ülkenin nabzını tutan bu ordunun binlerce subay astsubay çalıştırdığı o devasa karargâhlarda ne işler çevrildiğini hâlâ duymayan kalmış mıdır bu toplumda, bilmiyorum?

Ama bir gerçek var ki o da, bu süreçleri yönetemeyen başta generaller olmak üzere Türkiye’nin krema tabakasındaki çoğu seçkin kimsenin, kalıbının adamı olmadıklarının kabak çiçeği gibi ortaya çıkmış olduğudur.

Hiç değilse bundan sonrası için Yargıtay’a önerim şudur:

Bu meseleleri tetkik için kolları sıvamadan önce, bir tesbit davası ile mi olur, nasıl olur, artık onu bilemem; ilkin bu emsaldeki mevcut askerî plânların tümüne vâkıf olmalı ve temyiz davalarına ondan sonra bakmaya başlamalısınız.

Kuvvetlerin orduların kolorduların, asayiş emniyet ve sıkıyönetim plânlarını birer kuru yazıyla değil, bilfiil görmek üzere istemeli; eğer imha edildilerse sebebini öğrenmeli ve ayrıca da imha ederek görevden kaçtıkları için de suç duyurusunda bulunmalısınız.

Gelgelelim netice olarak, Türkiye’nin bu ve benzer tüm sorunlarının çözümü, II. Dünya Savaşı’ndan çıkmış Avrupa’nın 50 milyondan fazla insanını yitirmesine rağmen düşmanlıklara takılı kalmamasında yaptığı gibi, yola devam etmekte yatıyor.

Avrupa faşizmden intikamını, ödünsüz bir demokrasiye geçerek aldı. Kan davası gütmek yerine, enerjisini insan haklarına, temel hak ve özgürlüklere ayırdı.

Bizse mevcut düzene hiç ilişmeden habire martaval savurup duruyoruz.

Oysa bu kafa ile, daha İttihat Terakki’yle bile hesaplaştığımız söylenemez.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar