Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Erdoğan’ın gücü ve PKK

  • 14.01.2013 00:00

 

Yani şimdi ben görüyorum da, sanki Erdoğan göremiyor mu bunu?

Neden öyleyse, Kürt sorununun asıl sebebi temel hak ve özgürlükler dururken, bu problemin sonucu ve türevi olan PKK’ya silah bıraktırarak, onun tasfiyesinden başlamak istiyor?

Benim gibi düşünmesini bilmiyor mu?

Çünkü bana kalsa, açarsın demokrasinin önünü, verirsin özgürlükleri, gerisini yaşam şekillendirir, olur biter!

Ne ki devlet aklı böyle çalışmıyor. Onlara göre, yok öyle yirmi beş kuruşa simit!

Kürt sorununda inisiyatifi tümüyle elde bulundurmak için PKK’nın soluğunu enselerinde hissetmek istemiyorlar.

Hem bilinsin ki, Erdoğan’ın dünya görüşü ve siyasal sınırları da, birtakım kültürel hakların verilmesinden öte bir tasarımı zaten içermiyor.

Sadece bu da değil; tarihin kayıtlarına, o kültürel hakların dahi silahlı bir baskı neticesinde değil, terörün bitirilmesini müteakip devletin özgür iradesi ve müşfik tavrının yüzü suyu hürmetine verildiği geçsin istiyorlar.

Eğer kimilerinde hâlâ böyle bir özlem kaldıysa da, artık onlar ancak bir başka konjonktürün düşünü kurmalıdırlar.

Çünkü beğenelim beğenmeyelim, teslim etmek gerekir ki Erdoğan, tüm politikalarında geneli itibariyle başarmış bulunmaktadır ve şimdi mühür bütünüyle ondadır.

Aslında silahlı mücadele Kürt sorununa epeyi bir zaman katkı ve mesafe kazandırdı ise de, miadını doldurup yükselen değer olmaktan çıkmış; yerini siyasetin barışçı ve demokratik usullerle yapılması almıştır. Mehmetçiklerin ve Kürt gençlerinin toprağa düşmesi artık herkese itici gelmeye başlamış, taraflar ölmekten ve öldürmekten yorgun düşmüşlerdir.

Esen rüzgâra bakılırsa, kim demokratik siyasetin bayrağını dalgalandıracaksa, o daha çok itibar ve meşruiyet kazanacaktır.

Irak Kürdistan’ındaki deneyim ve Arap halk hareketleri, Amerika İngiltere ve AB gibi dünya egemenlerine göstermiştir ki, Türkiye’den de kopacak bir Kürt parçası şimdilik pek yarayışlı olmayacaktır.

Bu coğrafyadaki Kürt gelişimi, yüzyılın ilk çeyreğinde gelinen safha için yeterlidir. Barzani Kürdistan’ı birkaç nesil hele bir gelişsin, bakalım nerelere varılacak, görülsün istenmektedir.

Kontrolden çıkabilecek değişimler arzu edilmemekte; bu gibi işlere ayrılacak devasa bütçelere, ne şimdi bunun yeri, ne de sırası gözüyle bakılmaktadır.

Ortadoğu ve Afrika halklarının neo-İslâmi söylemlerle merkeze taşınması misyonu, meziyetlerini on yıldır kendi ülkesinde sergileyen Erdoğan’a bırakılmış gibidir.

Meselâ Erdoğan’la beraber, son on yılda en küçük bir dinsel fokurdanmaya, yahut da “iktidardayız”diye zerrece sosyopolitik bir azgınlığa rastlanmamıştır.

Amerika’dan yönetilmekte olan “hizmet cemaati”nın tasarrufları bile, bir zamanların Paris’ine konuşlanmış Humeyni’ninkine benzemeyip, uygar dünya ile uyum hâlindedir.

Tüm dünya ekonomik anlamda kasıp kavrulurken, geriye düşmeyerek makro ölçekte ülkesini üçe dörde katlayan ve bir gün olsun mütereddit görünmeyerek dirayetin sembolü olan Erdoğan, başta Amerika olmak üzere müttefiklerinin gözünde bu değişim sürecinin sınavını vermiş, onlara güven duyacakları bir Türkiye modelini kanıtlamıştır.

O yüzden Avrupa kriziyle daralan ihracatını Ortadoğu ve Afrika’daki yeni pazarlara açılarak telâfi etmesi desteklenmekte, krize girmesinin istenmediği anlaşılmaktadır.

Bütün bunlarsa Batı’nın Erdoğan’ı, en temel sorunlardan biri olarak algıladıkları fundamentalist İslâmî dünyayı ehlileştirebilmek bakımından en yetenekli aday seçmeleri yüzündendir. Gittiği yerlerde kendileri hakkında ileri geri konuşmasını maslahatın tabii bir sonucu saymakta ve çoğu şeye o uğurda katlanmaktadırlar.

Bu havaliyi çekip çevirmek, içindekileri “Allah rızası için” tedip ve terbiye etmek, Erdoğan’ın can attığı tek şeydir. Yirmi dört saatte yirmi dört saat siyaseti yaşayan, kitlelerin karşısına geçtikçe canlanan, onun gibi bir ikincisi mumla aransa bulunmaz.

Başkanlık sistemi dahi, biraz da bu amaçlara ağırlık vermek ve sürdürmek için isteniyor olsa gerektir. Çünkü Erdoğan’ın yapacak o kadar çok işi vardır ki, yasamanın ve yargının denetlemeleriyle oyalanarak yitireceği herhangi bir vakte tahammülü dahi yoktur.

Şu sıralarda AB ailesine giriş projesini askıya alması hoş görülmekte ve bölgeyi şemsiyesi altında toparlamak üzere seferî olduğu için tam demokrasi yerine biraz Türk hakanı, biraz İslâm halifesi benzeri o bireysel otoriterliğine de âdetâ göz yumulmaktadır.

Buna koşut olarak, ilgileri ve söylemleri de, bölgesel bir hegemoniyi ihtiva edecek şekilde Türkiye’nin dışına taşmakta; neredeyse iç politikadaki tasarruflarının giderek önüne geçmektedir.

PKK’nın sonlandırılma vaktinin artık geldiğini bu çerçevede de değerlendirmek ve sürecin Paris suikastındaki gibi sabote ihtimallerini daha ziyade İran, Çin, Rusya gibi diğer cephenin stratejilerinde aramaya kalkmak, belki de daha doğru olacaktır.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar