Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Erdoğan’ı övmek mi, eleştirmek mi

  • 21.01.2013 00:00

 Yiğidi öldür ama hakkını yeme demişler. Şimdi Allah’ı var, makro olarak çok başarılı bir adam, Erdoğan.

Bir kere, Türkiye’nin köklü değişimini başlatan o oldu. En önemlisi de, kat ettiği yabana atılmayacak kertede engebeli bu yolu, bana mısın demeden, tutuğunu koparan bir azimle, ufacıcık bir sendeleme belirtisi dahi göstermeyerek, tam bir dirayetle yürüttü. Bana sorarsanız, en önemli hasletlerinden biri de, kendisine inananlara verdiği güven ve emin olma duygusudur. Peşinden gidenler bilirler ki, Erdoğan sadece önlerinde değil, arkalarındadır da.

Ortaya yeni yeni çıkan bilgilerden anlıyoruz ki, üstelik daha birkaç sene öncesine kadar da, hâlâ darbe tehlikesi atlatıp durmuşuz meğerse.

Yani MİT’in, Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na sunduğu son rapor açıkça gösteriyor ki, emekliliğini isteyip çekilmesi karşılığında Büyükanıt’a cumhurbaşkanlığını vaat ederek, bir kez daha o niyete girişmekten geri durmamışlar.

Uslanmaz ve arlanmaz bir vaziyette enikonu ruh hastalığı üreten, tamtamına bir çıfıt çarşısına dönüşmüş ilişkiler odağı belâsıyla mücadelesi de, demek son âna kadar sürüp durmuş.


“27 Nisan Bildirisi”
ni bizzat kaleme aldığını söylemesine rağmen diğer orgenerallere nispetle Yaşar Büyükanıt’ı hoş görmesinin; yoksa bir darbenin atlatılmasına yol açtığı için midir ki o metni muhtıradan saymayıp geçiştirmesinin; ve neler konuştuklarını daima merak edeceğimiz gizlerle mücehhez o meşhur “Dolmabahçe görüşmesi”nin ipuçları, belki de bu son darbe teşebbüsünün derinlerinde saklıdır, kimbilir?

Sonuç olarak, bugüne değin adım adım hep Erdoğan kazandı. Halkın kendisine olan desteği de hiçbir şekilde gerilemedi.

Örneğin son hayırlı işlerinden biri de, kamunun cebinden hovardalık yaparak tatil köyleri, dinlenme kampları işleten devlet bürokrasisi ayrıcalıklarının tasfiyesi olacaktır.

Daha geçenlerde bir arkadaşım Kıbrıs’ın Girne Orduevi’nde üç hafta kaldılar da, otel odası için ödedikleri toplam para üç yüz lirayı bulmadı.

Artık insaf yahu, ayıptır!

Üstelik hınca hınç da doluymuş. Çoğu emekli general, kendi evlerinden daha ekonomik buldukları ve akıl almaz kaprislerini telâfi ettikleri birer sosyal mecra olarak yaz-kış bu mahfillerdeler.

Pekiyi ama değirmenin suyu nereden geliyor?

Tabii ki yoksul halkın vergilerinden.

Eğer ödemediğin herhangi bir şey varsa, bil ki onu muhakkak bir başkası ödüyordur. Biz mi öğreteceğiz, bu saatten sonra bunu da?

Zaten açıklanmayan çok yüksek maaşları varken, bir de sosyal hayatlarının sübvanse edilmesi yakışık alıyor mu, Allah aşkına?

Üstelik bu tatlı hayatı borçlu oldukları o mazlum halka tırnak ucu kadar değer verseler gam da yemeyeceğim, ama o bile yok ki be birader!

Elbet de sadece ordununkiler değil, yargıçların, polislerin, üniversitelerin, belediyelerin, bakanlıkların, velhâsıl tüm bürokrasinin elleri halkın cebinden çıkarılmalı; bütün ayrıcalıklar tamamıyla lağvedilmelidir.

Hiç kaygınız olmasın; zaten bu olanaklardan geniş kitleyi oluşturan küçük ve dar gelirli memurlar değil, çoğu zaman o kurumların kalantorları ve analarından yedi göbek danalarına kadar sülâleleri yararlandıkları için, motivasyona da yarayan bir hak kaybından bahsedilemeyecektir.

Aksine, ödül yönetmelikleri değiştirilerek, bari çalışkan gençlerin görgüleri ve bilgileri artsın diye yurtdışına gönderilmelerinin bile önü açılabilecektir, bu durumda.

Ne ki, siyasal değerlendirmelerimizi Erdoğan’ın başarıları üzerinden götüremeyiz sadece.

Kaldı ki onun etrafını örerek bunu iş edinmiş bir sürü dalkavuk varken, hem bize düşmez bu, hem yeteneğimizde olmayan sinsilikler yakışmaz.

Nitekim son Gaziantep konuşmasındaki “el öpme kuyruğuna girenlerden şikâyeti” de, bu hususta bir hayli bunaldığını göstermiyor mu? “Şeyh uçmaz, mürit uçurur” hesabı, istese de istemese de “tek adam” olmasının yolu döşenmiş zaten. “Başkanlık” dileği ise, işin noktası virgülü gibi kalmış.

Onun yararına olarak, en azından işte bu nedenler bile, eleştirilmesini daha da gerekli hâle getiriyor.

Meselâ on yıllık iktidarında ekonomi genel olarak iyiye gitti ise de, gelir dağılımındaki uçurum yüzünden çoğumuz daha da fukaralaştık.

Bunları söylemeyecek miyiz?

Reformların köklü anlamda durduğunu, yeni bir anayasa yapmanın savsaklandığını, Kürt meselesinin pazarlık konusu değil, bir demokratikleşme sorunu olduğunu dile getirmeyecek miyiz?

Hiç kuşkunuz olmasın, biz bunları yazacağız. Varsın olsun, topun ağzında biz olalım.

Erdoğan’ı eleştirmekten geri kalmayarak, yağdanlıkların isli ve yapışkan bakır rengi kandillerine değil, yeter ki semalarda çakan dipdiri şimşeklerin göz kamaştıran o berrak aydınlığına çalalım.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar