Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Siz kim, askerî vesayetle hesaplaşmak kim

  • 1.02.2013 00:00

 Başbakan nasıl da yan çizmeye başladı gene, farkında mısınız?

Küçük rütbelilerin darbe girişimlerinden sorumlu olmayabilecekleri ihtimâlinden kaynaklanan bir adalet duygusuyla filan değil, iş orgeneralleri yargılamaya gelince bunların ayaklarının bağı çözülüyor da ondan.

Göreve gönderecek personel bulamıyorlarmış.

Desenize, kırk bini subay, doksan beş bini astsubay, yedi yüz bin kişilik ordu personel sıkıntısı çekiyor!

Üstelik bu devasa yapı, sorun teşkil edecek derecede güç kaybına uğradığına göre, içerideki bu bir avuç darbeci eğer en gözbebekleri ise, vah o zaman benim güzel yurduma!

Siz birkaç yüz personelle bile bu durumlara düşüyorsanız, yarın öbür gün bu hantal orduyu, tıpkı İngiltere veya Almanya’daki gibi yüz- iki yüz binlere nasıl indireceksiniz?

Hoş, zaten böyle bir hedefinizin olmadığı gün gibi ortada ya, biz de ciddi ciddi kendi kendimize gelin- güvey olup duruyoruz.

Bana sorarsanız, kimsenin reform meform falan yapacağı yok.

Kaldı ki toplumsal bir istek de yok. Başlangıçta bu düzenin değişmesini isteyen yüzde elli, elde ettiği sadaka kültürünün üstüne yatarak onunla yetinmişe benziyor.

CHP’nin başı çektiği diğer toplumsal dilim içinse, elle gelen düğün- bayram!

Onlar ki, “generaller hapse atıldı, ordu zayıfladı” diye şimdi kıyamet koparırlarken, 27 Mayıs’ta iki yüz elli paşanın iki yüz otuz beşi, binbaşı yarbay albayların da en az beş bini bir gecede emekli edilirlerken, alkış tutup “devrim... devrim” diye yırtınıp durmamışlar mıydı?

Onun için, her şey bir oyun bu bizim şarkta; her şey yalan dolan.


Yugoslavya’da Boşnak’ken, Türkiye’de Sırp olmak

Bir de üstüne üstlük, kadın bir milletvekili çıkıp parlamentoda “Türklerle Kürtlerin eşit olamayacağını” şöyle gerine gerine haykırınca, sorunlarımızı altına itelemekle ömür tükettiğimiz süpürge yüzü görmemiş şu bizim partal halının tozları, her yeri gök duman ederek havalanmasın mı bir kez daha!

Çanak çömlek patladı ya, iyi oldu gene de. CHP’nin ve diğer ulusalcı unsurların faşist bir damardan gelerek beslendikleri yeniden görülür belki böylece.

Ayrıca, sonradan yarım ağızla da olsa düzeltmeye ve kurtarılmaya çalışıldığı gibi, o öyle dil sürçmesi filan değil, enikonu tasarlanmış bir dışavurumdu.

Nitekim, sıcağı sıcağına basın toplantısı da düzenleyen o milletvekili, “Türkiye’nin Yugoslavya gibi olmasını istemediğini” söylerken, tıpkı bir Sırp gibi düşünüyor; orada köken itibariyle Boşnak’ken, burada âdetâ Sırp olma sırasının kendisinde olduğunu ilân ediyordu.

Hâttâ daha da ileri giderek, yakalandığında “beni ödüllendirmeniz gerekirdi” diyen Radovan Karadziç’inki gibi bir pişkinlikle, hepimizden özür bile bekliyordu.


Kılıçdaroğlu
 ise, kendi sonunu da getirecek bir aymazlıkla, faturayı gerçeği arayan basına çıkarıyordu.

Ne ki, bu ülkede sorunları saptıran ya da geçiştiren bir tek o değil ki! Buralarda herkesin huyu böyle.


Donanma komutanı
, kendisine komplo kuranlara dikkat kesileceği yerde, istifasına sebep olanlara âdetâ toz kondurmuyor.


Deniz Baykal
, kendi partisinin tuzağına gelerek mantara basmış olabileceğine ihtimâl dahi vermeyip, başka telden çalmayı seçiyor.

Binalarına bomba atabilecek odaklara itibar etmeyen Cumhuriyet gazetesi, gençken ilerici sanarak müptelası olduğum o senelerime şimdi yanmama yol açıyor.


Başbuğ
 da, toprak altından fışkıran silah ve mühimmatı önemsizleştirme gayretine girerek, olayların önünde bir sis perdesi tesis etmeye çalışıyor.

Bir orgeneralle bir astsubayın yan yana gelmeleri rüyada bile zorken, Genelkurmay BaşkanıBüyükanıt “tanırım, iyi çocuktur” diyerek, suç çetesine canıgönülden kefil oluyor.

Darbelerde çile çektiklerini anlatmaya pek bayılan sözüm ona solcular, lâfazanlık bitip iş başa düşünce aslında birer postal yalayıcı oldukları gerçeğini örtemeyerek, kimi generallerin darbe plânı yapmış olabileceklerinin düşünülmesine bile tahammül edemiyorlar.

Başbakan Erdoğan’sa 27 Nisan Muhtırası’nı yok farz ederek, o gün oldu mu takvimleri parçalayası geliyor.


Sizi gidi...

Bütün bunlarla ve daha bir sürü şeyle, meselelerin çözülüp işlerin yoluna girmesinin sanki istenmediği ortaya konuyor. Devletin tüm pisliklerden arınıp çağdaş bir mekanizma olarak toplumun sadece hizmetkârlığına memur edilmesi, egemenlerin asla arzu etmedikleri bir şeymiş gibi duruyor.

Şu Balyoz Davası süreci boyunca, bu ülkenin on yıllardır kamburu olan darbe suçu olgusuna zerre kadar kulak asmayıp, kameraların ve herkesin gözleri önünde ayakkabılarını pervasızca Mehmetçiklere sildiren bir generalin niçin bırakılmadığıyla ilgilenerek, sadece ve sadece bunun mücadelesini verdiler.

Ayıptır, günahtır, zulümdür.

Hiç utanma da mı kalmadı kimsede?


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar