Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Dünyanın ana caddelerinde olmak

  • 22.02.2013 00:00

 Dünyanın en değerli beş yüz markası açıklanmış, ama içlerinde Türkiye’den tek bir marka yok!

Her şeyin ilk beş yüzünde ne bir firmamız, ne bir üniversitemiz; yani kısaca, ne bilimde sanatta sporda veya herhangi bir alanda önde gelen bir meziyetimiz var doğru dürüst.

Alışkın olduğumuz bir şey bu, demek ki bizim.

Pekiyi, neden böyle?

Tarihsel kapitalizmin beş yüz yıllık ayak izlerini sürdüğümüzde, ilk beş yüz markanın ve bütün diğer ilk beşyüzlerin haritası da çıkıyor zaten.

Merkezde, yüzyılda bir el değiştiren hegemoniyi Amerika ve Batı Avrupa gibi Kuzey Atlantik menşeli bir liderin temsil ettiği; yarı çevrede, biraz Orta ve Doğu Avrupa’nın, çokça da Güney Asya’nın yer edindiği; çevrede de, ıssızlığın hüküm sürdüğü öteki coğrafyalardan müteşekkil bir dünya düzeni bu.

Kapitalizm denince tüyleri diken diken olan bir milletin çocuklarıyız. Kavramın mahiyetini anlamaya gerek dahi duymadan karşı çıkmanın maharet sayıldığı bir kültürden geliyoruz.

Oysa ticarileşme elinin değmediği, mal ve hizmetlerin dolanmadığı mübadele yoksunu trafikler, ne gelenin ne gidenin olduğu metruk ve harap yollara benziyor. Kapitalizm nereye uğramamışsa, orası yaşamın her anlamdaki çoraklığına tekabül ediyor.

Kaldı ki yeryüzünde kapitalistik ekonomik faaliyet göstermeyen bir tane bile ülke yok. Olmadı da.

Sosyalist, hattâ komünist olduklarını iddia edenler dahi kapitalisttiler. Ama değilmiş gibi yaparak, devlet kapitalizmi usulüyle topladıkları “artı değer”in karın tokluğu kadarını kendi halklarına bordro ile üleştirirlerken, salkımın büyüğünü de bürokratik oligarşilerinin hovardalığına tahsis ederlerdi.

O yüzden, örneğin Rusya’nın Leninizmi ile Türkiye’nin Kemalizmi, bu devletçi payda bakımından“amca çocukları” bile sayılabilirler.

    


Liberalizm mi, kapitalizm mi

Esasen insanları yıldıran şeyin “vahşi kapitalizm” olgusu olduğu ortada. Bir bakıma bu kaygılarında haklılar tabii.

Ama yaşamın içinde bir sürü kapitalizm vardır ve hâlâ da öyledir.

İşte bu kapitalizmler, “liberal değerler”den nasip aldıkları oranda vahşetten uzak, almadıkları oranda ise acımasızdırlar.

Yani sihirli sözcük kapitalizm değil, liberalizmdir. Dünyayı merkezdekileryarı çevreçevre ve hâttâ dış alandakiler diye kategorilere ayıran faktör, türlü coğrafyaların liberal değerleri tarih içinde ne ölçüde içselleştirdiğiyle ilgilidir.

Belki de bu durumda, kötü imgeler neşreden kapitalizmi, gerçek bir “Pazar Ekonomisi”nden ayırt ederek tanımlamak daha doğru olacaktır.

Zira uygarca olan, insanın ekonomide ve giderek her şeyde, “spekülasyonların ritmiyle değil, mübadele süreçlerinin nasıl cereyan edeceğini önceden bilebileceği saydamlıklar ve düzenlilikler içinde” takip ederek yaşıyor olmasıdır.

Bu hayat tarzına ise, ancak liberal demokrasilerin sunduğu hak ve özgürlüklerle varılabilmektedir.

İşte bunun içindir ki, Anglo-Sakson liberalizminin beş asırda biçimlendirip bugünlere taşımış olduğu, en değerli beş yüz markayı üretebilen o dünyaların ezici gelişmişliği, Orta ve Doğu Avrupa’nın ama en çok da Çarlık Rusya’sı ve Osmanlı tipi fiskalistik talancı emperyalizmlerin gezindikleri kolektivist yerlere zerre kadar benzemez.

Bu miras Cumhuriyet Türkiye’sine de intikâl edecek, Batı değerlerinin gerçek ışıklarını saçan liberalizm güneşi, Kemalist bulutların arkasında kalacaktır.

O kadar ki, meselâ aynı Batı’nın Marksizm’den aparıp da liberal demokrasiye bir seçenek olarak ürettiği“Sosyal Demokrat” kültürün dahi Türkiye’deki talihsizliği, beslenip serpileceği doğru adres zannetmek suretiyle bünyesinde yeşermeye kalktığı CHP’ye “gelin” giderek, parti otokrasisinin yanında “kuma” kalmak olacaktır.

İşte o yüzden hâlâ halledemediğimiz birliktelik sorunlarımızı ırk, din ya da mezhep gibi ilkel ölçütlerle tesis etmeye kalkışmamızın, aslında dünyanın mübadele trafiklerinin ana arterlerinde çağlardır yer alamamanın şişirdiği iç basınç nedeniyle bize musallat olduğunu artık görmek gerekir.

Önünden ne vakit geçsek, içeriden gelen patırtıların geçim sıkıntılarından kaynaklandığını her seferinde birbirimize göz ucuyla anlattığımız o yoksul eve benzemiyor mu, bu ülke de?

Son on yılda epeyi şeyin yapıldığını teslim edelim etmesine de; nerede olduğumuzun mukayesesini kendimize bakarak mı yapacağız, dünyanın nerede olduğuna bakarak mı?

Kendini kandırmada çok işe yarıyor, çünkü biri.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar