Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Kandil gizlilik mizlilik sallamıyor

  • 8.03.2013 00:00

 Siz İmralı görüşme tutanaklarını basından ve kamuoyundan pürhiddet sakınırken, Kandil’e giden mektubun daha cevabı bile geri gelmeden, Murat Karayılan çıktı, ANF’ye verdiği demeçle dünyaya seslenerek, barış sürecinin açıklıkla yürütülmesinde size nazaran 1-0 öne geçti.


“Görüşme metninin sızdırılmış olması, öyle büyük bir facia değildir. Zaten sürecin başında herkes şeffaflıktan bahsediyordu. Her şey şeffaf gelişecek deniyordu. O zaman bu kadar sert eleştiriler niye? Önder Apo’nun çözüme dair görüşlerinin Türkiye kamuoyuna yansımasında bu kadar çok sakınca görülmemeliydi”
 diyerek açıklıktan yana tavır koyuyor.

Ne Öcalan’dan aldıkları mektubun, ne de ona verdikleri cevabın içeriğine giriyor; ama biz, anlatımındaki vurgulardan ne düşündüklerini çok net anlayabiliyoruz.

Diyor ki, “Kimse ham hayâl peşinde koşmasın. Kürt sorununun çözümü, Kürt halkının halk olmaktan kaynaklanan doğal haklarının iade edilmesiyle mümkündür.


Mektubun getirildiği gün hava saldırısı da yaşandı. Hem mektup gönderilmiş, gece yanımıza ulaşacak; hem de aynı gece kapsamlı bir hava saldırısı yapılıyor. Bu durumun ne anlama geldiğini kamuoyunun takdirine bırakıyorum.


Türk devletinin tutumu, demode olmuş havuç-kamçı politikası oluyor ki, bununla herhangi bir sonuç alınması mümkün değildir. Bizim şiddet karşısında hiçbir biçimde boyun eğmemiz ve geri adım atmamız söz konusu olamaz.”

    


CHP ve MHP’ye


“Siz daha ne istiyorsunuz? Savaşmak mı istiyorsunuz? Eğer savaşırsanız, biz de elli yıl daha savaşırız. Siz bizi bitiremezsiniz. PKK’yı ve Kürt halkını bitiremezsiniz. Hiç kimse 21. yy’da yirmi milyonluk Kürt halkını zorla başkalaştıramaz, kendi hakları için mücadele etmekten vazgeçiremez”
 diye sesleniyor.

Mektup için de, “Önderliğimiz, sorunu oldukça yaratıcı bir biçimde en uygun kavramlarla ifade ederek, en makûl bir çözüm çerçevesiyle ortaya koymaya çalışmıştır. Önderimiz, Türkiye’nin tamamen demokratik bir cumhuriyete kavuşması perspektifinden hareket ediyor. Çok derinlikli bir yaklaşım söz konusudur.


Ortada ne var? Ortada TC’nin doksan yıllık sorunu var. Bu sorunu çözmek için önder Apo’nun devlet heyetiyle yaptığı diyologlar sonucu, şimdi bir çözüm perspektifini netleştirme çabası var.


Bunun için bizlerden görüş istenmiştir. Türk devletinin ise netleşmiş bir projesi yoktur. Önder Apo, her iki tarafın yararına, sürecin çerçevesini çizmeye çalışmaktadır”
 şeklinde değerlendirmelerde bulunuyor.

İlâve ediyor, “Biz bu barış süreci için kendi açımızdan hazır olacağız.


AKP hükümetinin yaklaşımlarına ilişkin taşıdığımız kaygılar tümüyle giderilmiş değildir. 
‘Teröristle mücadele, uzantılarıyla müzakere’ çatışmayı besleyen bir politikadır.


İşte bahar geldi. İki hafta sonra gerillanın hareket olanakları oluşacak. Eğer o operasyonlar devam ederse, bu, çatışmaların da devam edeceği anlamına gelir.


Çift taraflı olmadan hiçbir şey yaşama geçmez. Çatışmasızlık olacaksa, çift taraflı olmalıdır.”


Çantada keklikmiş gibi durmuyor barış


“Önderliğimizin arkasındayız ama bizim karar almamız öyle kolay değildir. Bunun nedeni, Kürt özgürlük hareketinin ilk kez çok önemli olanakları yakalamış ve kendi özgür çözümünü zorlayacak başarıya giden koşullara sahip bir konjonktüre gelmiş olmasıdır.


Koşulların daha da uygun hâle geldiği bir zamanda birdenbire barışın gündeme girmesi ve PKK’nin buna karar vermesi kolay bir şey olmasa gerek.


PKK bir ilke hareketidir, hemen herkese angaje olmaz.


Bizim karar almamızda etkili olan şey, önderliğimizin çizdiği çerçeve ile analarımızın, şehit ailelerimizin ve halkımızın yüz yıllık rüyası ve beklentileridir.


Süreci, güvenip güvenmeme değil, 
‘köklü bir yenilenme’ olarak görmek gerekiyor.


Kesin ve net bir karar için, BDP’lilerin gidip gelmesi yetmez, Öcalan ile doğrudan ilişkiye de ihtiyaç vardır.”

Şimdi bu kendinden emin serinkanlılık karşısında, rast geldiğine köpüren bir Erdoğan tavrı doğru mudur?

Basını susturarak, hem kontrolü zor, hem de yanlış olan bir yolu seçmiştir, Sayın Başbakan.

Bırak, dileyen istediğini yazsın, söylesin.

Darbe süreçlerinin aydınlanmasında ve tasfiyesinde, herkes özgürce yazıp çizmedi mi?

Ne oldu, pekiyi?

Haklı ve doğru yoldaysan, kimse seni köstekleyemez.

Ben bu yazıyı gazeteme geçtiğimde, internet ortamı hariç, yazılı ve görsel medyada buna dair tek satır haber yoktu henüz.

Doğru bir şey mi şimdi, gelinen bu nokta?

Karayılan Kandil’de neler söylüyor; en ünlü televizyon kanalları kalkmış Ayasofya’nın altındaki gizemleri konuşuyorlar.

Ki 560 sene önce de, İstanbul’un aynı Ayasofya’sında “erkek meleklerin de dişilerinki gibi kanatları olur mu”yu tartışmışlardı, surlar dövülürken.

Demek bu, kaderinde var o mekânın.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar