Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Kızgın damdaki mart paşaları

  • 11.03.2013 00:00

 Yarın 12 Mart.

Bizim generallerin, kendi halkı üzerine yürüyerek fütuhata giriştikleri seferlerden birinin daha yıldönümü.

Şaka maka, tam 42 yıl olmuş.

Esasında, bir başka cunta 9 Mart itibariyle darbe yapacakken, 27 Mayıs’tan beri sıkı birer ihtilâlci olan Kara ve Hava Kuvvetleri Komutanları Faruk Gürler ile Muhsin Batur’un onları son anda satışa getirerek bu berikilere katıldığı; o yüzden de filmin sonunu o ekibin değil de bu ekibin getirdiği; toplumun bağrında ittihatçı gelenekten derlenmiş tecrübelerle yaraların açıldığı ve o faşizmlerini sürdürmeyi daha düne kadar da meziyetten saydıkları, utanılacak bir Türkiye hikâyesidir bu, general sınıfının.

Ordudan atmak suretiyle, işte o cuntacı madrabazlıklarının ceremesini de bana ve benim gibi daha sütten yeni kesilmiş gencecik subaylara ödetmişlerdi, kendi rezilliklerini örtmenin bir yolu olarak.

Yeri gelmişken söylemeliyim ki, 22 yaşında cıva gibi bir teğmenken atılmış olan benim gibilerin travmatik hayatlarına kırk küsur yıl boyunca bir gün olsun oralı dahi olmayan; fakat şimdi, darbeciliğin general sınıfı bakımından devamlılık arz eden kurumsal bir sorun olduğunu görmek ve hazır enselenmişlerken bunun hesabını sormak yerine, birden bire duyarlı kesilerek Silivri’de yatan bugünün cuntacı paşalarına “istikbâlleri karartıldı” diye salya sümük ağıt yakanları şiddetle ama şiddetle kınıyorum.

Üstelik bunların en acı geleni de, daha on bir yaşındayken el ele tutuşup birlikte büyüdüğümüz, aynı karavanaya kaşık sallayıp aynı çatıya tüfek çattığımız sınıf arkadaşlarımızın, “size haksızlık yaptılar” lâfını bile bizden esirgemişlerken ve hattâ bazen karşılaştığımızda “aman başımıza bir hâl gelmesin” kaygısıyla kaldırım dahi değiştirmişlerken, şimdi kalkıp kendilerine böcek gibi davranan o generaller için paralanıp da yolunduklarına şahit olmaktır.

Eğer sağlıklı bir tarih bilinciniz yoksa, çıkışı olmayan yanlış duvarlara merdiven dayarsınız.

Onların başına gelen de budur.

    


Yazıktır, darbeci paşalar da insan nihayet

Lâkin bana sorarsanız, dramın büyüğü o paşalarınkidir gene de.

Bir sandık limon satmayı ekonomi, demokrasi arayanlardan birkaçını Taksim Meydanı’nda sallandırmayı hukuk, hamaset soslu nutuklar çekmeyi siyaset ve orduevlerinde tango yapmayı da ilericilik bellemiş bu darbeci cahil cühelâ taifesinin bir düşünsenize hâletiruhiyesini.


“Silahlı Kuvvetler memleketin idaresini ele almıştır”
 diye, her daim kulaklarında patlayarak yankılanan o tarihî anons...

Bütün atardamarlarını biteviye zonklatan kadim bir teamül...

Ve nöbet sırası tam kendilerine geldi mi, yokuş aşağı kaptırmış üstlerine yürüyen, dayanılmaz oligarşik bir Bizans baskısı...

Ama tabii, hoşnutluk duymayacakları lezzetler değildir bunlar. Konumları ve ileri yaşlarıyla mütenasip, mesleğin onlara bahşettiği dört dörtlük Rus havyarı gibi bir adrenalindir, keyfini çattıkları.

Kendilerini o denli kaptırmışlardır ki, “paşam sıra sizde” dense rakı veya briç masasında, kadeh tokuşturmayı yahut oynamayı değil de, ne vakit ihtilâl yapılacağının sorulduğunu anlıyorlardır, neredeyse.

    


Paşaların dinmek bilmeyen özlemi

Dönem dönem modalar değişiyor, hazlar değişiyor.

Yemesi içmesi, gezmesi tozması...

Kadınların saç modelleri, güzellik anlayışları...

Edaları, nazları, kaprisleri...

Dedikoduları, hevesleri değişiyor.

Erkeklerin boyları posları...

Saçları sakalları...

Giyimleri kuşamları...

Zamparalıkları değişiyor.

Türküler şarkılar, aşklar ayrılıklar...

Sevinçler hüzünler değişiyor.

Bre canına yandığım, nasıl bir motivasyonsa, bir tek bunların darbe yapma hevesi değişmiyor.

Kırk yıl öncekiler de, dünküler de, hep aynı arzuyla yanıp tutuşuyorlar.


“Eyvahlar olsun! Darbe yapamazsak bizi kaltaban sanacaklar”
 diye kıvranıp duruyorlar.

Tıpkı Keşanlı Ali’nin Zilha’sı gibi:


“Böyle mi geçecek ömrüm
Yetti be gaderin cevri
Bana günah değil mi
Neyim eksik
 (öncekilerden)
Çoğundan ince belim
Hepiciğinden ataşlıyım”
 tiradıyla sızlanıp yakınıyorlar.

Kendinizi koyun onların yerine. Dram ne kelime, trajedi değil mi şimdi bu?

Sen kalk, darbeci generallerin beğenisini kazanarak kışla subayları arasından özenle seçil ve harp akademisinde de oku.

Ardından, memleketin o karargâhı senin bu karargâhı benim, gittiğin her yerde toplumun nasıl tedip ve terbiye edileceğinin en ince ayrıntısına kadar plânlarını yap.

Badem bıyıklılardan tut da, başını bağlayanlara...

Gözünün üstünde kaşı olanlara...

Doğuştan ifrit olduğun karakalabalıklara kadar hepsini fişle.

Sonra kendin de general ol.

Böylece kırk sene geçsin. Ne o, sonra da gelsin emeklilik.

Masrafa yazık be!


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • Murat MADUNER
    Murat MADUNER
    16.03.2013 20:10

    MÜKEMMEL BUNDAN İYİ İFADE EDİLEMEZ;KALEMİNİZE SAĞLIK NAMIK BEY.ALLAH SİZE SAĞLIK SIHHAT VERSİN.

Resmi İlanlar