Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Paspastaki Atatürk

  • 18.03.2013 00:00

 Şu sıralarda birbirlerinin değer yargılarını yahut simgelerini ayaklar altına almak, biliyorsunuz kimileri için pek moda.

Bizim gazetenin yazarlarından Roni Margulies de geçen haftaki yazılarından birini, Atatürk resimli bir duvar halısını giriş kapısının önüne paspas yapan bir evin benzer şekildeki öyküsüne ayırmıştı.

Hattâ yetinmeyip bir de fotoğraf eklemiş, o paspasla ilgili sübjektif tahayyüllere fırsat da bırakmamıştı.

O yüzden, yapılanın bal gibi provokatif bir amaç taşıdığı açıkça belli oluyordu.

Zaten durumu bir şekilde öğrenen Atatürkçü Düşünce Derneği üyeleri de derhâl harekete geçmişler, soluğu o evin önünde almışlardı.

Bence artık burada önemli olan, tarafların sergiledikleri bu tür ilkel itiş kakışlar karşısında, şimdi bizim nasıl bir tavır alacak olduğumuzdur.

Ben, ilkokuldan sonra gittiğim Selimiye Askerî Ortaokulu, Kuleli ve Erzincan Askerî Liseleri, Kara Harp Okulu ve Piyade Okulu gibi, Kemalist ideolojinin en sıkı tezgâhlarından geçmiş bir adamım.

Hani bilirsiniz; okullardaki bayram ve anma törenlerinde Atatürkçü şiirleri kürsülere çıkıp hüngür hüngür ağlayarak okuyan edebiyat heveslilerindendim, bir de üstelik.

Mustafa Kemal’i herkeslerden önce duyumsayıp da seven, öğrenmek için onu anlatan kitaplara yumulan en erkencilerden birisiydim. Emsallerim çember çevirip uzuneşek oynarlarken, ben bir köşede Atatürk okuyordum.

Ne ki, bütün o doğru bildiklerim, bir sürü yanlışlar içeren resmî bir paradigmanın bilincimdeki çöküşüne kadar sürebilmişti ancak.

Çünkü tanıyıp sevdiğim o Mustafa Kemal, resmî ideolojinin dışına çıkıp da ilk gençliğimden itibaren yeniden sorgulamaya girişeceğim tarihin sayfaları arasında beliren bir başka Mustafa Kemal’le yer değiştirecek; yazık ki “o güzelim askersel kurtuluşu bize armağan etmesine karşın, devir teslim aldığı Anadolu’nun demokrasiye gebe fidesini sulamayı akıl edecek yerde, önder eksenli ve askersel sistemli bir modeli dayatarak, halkın içselliğinden doğup gelişecek demokratik sivil siyasal sürecin önünü tıkayan” bu yeni görüngüsüyle olumsuz bir figüre dönüşecektir.


Eleştirmek ve sövmek

O nedenle de, ne zaman bu ülkenin sistem analizini yapacak olsam, karşıma mutlaka Atatürk’ün çıkacak olduğunu iyi bilirim. İçim bir daüssıla hüznüyle cız etse de, onu eleştirmekten geri durmam ve kaçınmam.

Ama küfre ve hakarete gelince, orada biraz durun bakalım, derim.

Sadece Atatürk’e değil, bir toplumda her türdeki düşünce akımını temsil eden sembollere hakaret etmek, sövmek, onları alay konusu yapmak sapkınlık değilse, nedir Allah aşkına?

Erdemli birine yakışan bir tavır olabilir mi bu hiç? Hangi hastalıklı öfkenin dürtüsü bu denli saygısızlık noktasına getirir, bir adamı?

Eleştirmekle küfür etmek aynı kapıya mı çıkar?

Karşı oldukları düşüncelerini doğru dürüst anlatmak dururken, muhataplarını incitmek uğruna birbirlerinin değer verdiği sembolleri ayaklar altına alarak ifade etmeyi seçen insanların ülkesi olmaktan ne vakit vazgeçecek burası?

Bu tür insanların o çağdışı niyetlerini tasvip etmenin, böylelerine arka çıkmanın var mıdır iler tutar bir tarafı?

Kaldı ki bu yolu seçenler, hem işin ciddiyetini yok edip, hem de eleştirme hak ve meşruiyetini zedelemezler mi, ayrıca da?

Amaçtan uzaklaşan kışkırtıcı bir tavır, toplumdaki düşmanlaşmayı bileylemez de ne yapar?

Atatürk’ün portresini evinin dış kapısına paspas yapan bir meczup, ne denli adamdan sayılır, dersiniz?

Belli ki muarızlarının ritmiyle aynı dalga boyunda buluşan ruh hâlleriyle, Atatürk’e tapınç noktasında yaklaşan ADD üyeleri de, meseleyi ele alışları bakımından nasıl bir aklın ürünü sayılmalıdırlar?

Deliyle deli mi olunmalıdır?

Ben bu yazıyı Roni Margulies’e cevap olsun diye yazmadım. Zaten anlattığım da o olmadı. İşin hiç orasında durmuyorum.

İsteyen istediğini düşünür ve yazar, bana göre. Hiç kimse de keyfinin kâhyası değildir onun.

Ama aynı eleştirel alanda kalem oynatırken, birdenbire çok farklı yerlere doğru savrulmak sözkonusu olduğunda, buna açıklık getirmek de farzmış gibi gelir bana.

Bazen her koyun kendi bacağından asılmaz. Birinin söyledikleri, yanı başında benzer lâfları edenleri de etkiler.

Böyle hâllerde susar da şerh koymazsan, kendi bakımından zımni bir kabulün çukuruna düşme olasılığın vardır.

Kulağının dibinde söylenmiş sana aykırı gelen bir şeye duyarsız kalmak, duyarlı olduğun hususlardaki inandırıcılığını da zayıflatır.

Ben epeyi zamandan beridir Kemalist değilim. Ama ona sövülmesine de seyirci kalamam. Tepki gösteririm.

Buna yol açan Kemalist genlerimin galebe çalması değil, varsa eğer bir yudumcuk erdemli yanımdır sadece. İnsan yanımdır.

O kadar!


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • siraç biçkioğlu
    siraç biçkioğlu
    18.03.2013 11:34

    bir şahsın duruşunu yada düşüncesini,eylemlerini kabul etmeme özgürlüğü ve tercihi saygıya layıktır fakat hakaret ve aşağılama gayri insani ve gayri medeni bir tutumdur,düşmanım bile olsa bir kişi yada kurum asgari bir saygıyı hak eder,hakaret etmek zavallıların işi olsa gerek,saygılar sunarım sayın Namık Bey.

Resmi İlanlar