Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Kürt sorunu milliyetçilik temelinde gelişiyor

  • 1.04.2013 00:00

 PKK ile masaya oturmak bile buna bir işarettir.

Bir insanın, soy-sop gibi doğuştan gelen, inanç gibi sonradan edinilen içsel aidiyetlerini, temel hak ve özgürlüklerini geliştirerek elde etmesi ile, milliyetçileşerek elde etmesi farklı şeylerdir ve farklı sonuçlar doğurur.

Birincisiyle AB dünyasının, ikincisiyle de Balkanlaşmanın kapılarına varılır.

Ben hanidir, bu ülkenin demokratikleşecek yerde iyice yoğunlaşan ırk, din ve mezhep söylemleriyle körüklenen ayrıksılıklarının öne çıkarıldığını ve bu ikincinin önünde durup o kapının zorlandığını düşünmeye başladığımı söyleyebilirim.

Meselâ, epeyi zamandır çatışan Türk ve Kürt milliyetçiliklerinin birbirleriyle yaptıkları mücadelelerini artık silahla değil de siyasetle sürdürmelerini önermek mi barışçıdır, yoksa temel hak ve özgürlükleri bütün sonuçlarıyla tanımak mı?

Silahla da olsa Türk-Kürt ayrımı, silahsız da olsa Türk-Kürt ayrımı, çözüm müdür?

Oysa uygarlığın ileri dünyalarında ırk din ve mezhep gibi aidiyetler, kişinin kendisine sıkı sıkıya bağlı haklarından sayılıp, diğer insanlara dayatıp sirayet ettiremeyeceği kendi özgürlük alanındaki özeli ve başkalarına taşıramayacağı mahremiyetleri kapsamındaki çok öznel değerleridir.

Günümüz saygıdeğer toplumlarından sayılmak bağlamında, artık bunlar tarihin derinliklerinde kalmış tasnif ve ayrışma biçimlerinin parametreleridir.

O yüzdendir ki, Batı’daki herhangi bir kimseye ırkı, milliyeti ve vicdanî inancı konularında soru sormak bile ayıp kaçar.

    


Bir milliyetçilik, diğer milliyetçiliği döverse kim haklı sayılır

Bizde ise herkes klânını aramaya çıkmış, şenlikler yapmaktadır.

Hâlbuki, Kürt kimliğinin milli bir bilince erişmesi dahi milliyetçi bir söylemdir.

Bu söylemlerle Türk milliyetçiliğinin karşısına çıkmak, Kürtleri de ideolojik bir milliyetçilik hastalığına sevk eder.

Türk milliyetçiliğinden iktisat yapılarak, Kürt milliyetçiliğine yer açılamaz.

Milliyetçi bir ideoloji, başka bir milliyetçi ideolojiyi eleştirirken; ortama mağdurluk dilinin o kendine has tütsüsü sindi diye masumiyet kazanmış olmaz.

Türk milliyetçiliği ancak milliyetçilik içermeyen bir ruh ve bilinçle sıygaya çekilirse, meşru olunur.

Bizim, Kürt sorunu gibi adlandırmalarımız bile milliyetçi bir dil alışkanlığımızdan gelmektedir.

Çünkü bütün bu sorunlar, insan haklarına dair meselelerdir.

Mazlumluktan kurtulmak isteyen milliyetçi bilinçle, zalimlik eden milliyetçi bilinç arasındaki yegâne fark, birinin diğerine imrenip özenmesinden ibarettir.

Türk milliyetçiliği ile mücadele için izlenecek en sağlıklı yol, insan hakları yolu olmalıdır.

Türk milliyetçiliği bir başka milliyetçiliğin gelişimi üzerinden hırpalanıyorsa, buradan bir çözüm üremez.

Milliyetçilikler, biri diğerine göre iyi ya da kötü, yahut haklı ya da haksız diyerek ele alınmazlar.

Türk milliyetçiliğinin baskıcı, horlayıcı ve asimilasyoncu kalıtlarının telâfisi, o zulümlere uğramış etnilerin de aynı tarzda serpilip gelişmeleriyle değil, insan haklarıyla ilintilendirilerek kurtulmalarıyla olmalıdır.

Türk milliyetçiliğinin ürettiği sayısız antidemokratik sorunu Kürt milliyetçiliği penceresinden bakarak değerlendirmek, sadece kadim yanılgının yeni bir versiyonuna hizmet etmeye yarar.

Kürt ulusalcılığının dürtüsüyle anadilde eğitim istemek ile bir insan hakkı olarak anadilde eğitim istemek, ne aynı şeydir, ne de aynı kapıya çıkar.

Türk ulusalcılığının dürtüsüyle anadilde eğitim vermemek ile bir insan hakkı olarak anadilde eğitim vermemek ise, aynı şeylerdir ve aynı kapıya çıkar.

İsviçre’nin eyaletlerine Almanca, Fransızca ve İtalyanca konuşulan kantonlar mı deriz; yoksa oranın ahalisine İsviçre’nin Almanları, Fransızları ve İtalyanları mı deriz?

Eğer onlara İsviçre’nin Almanları, Fransızları ve İtalyanları dersek; pekiyi, İsviçreliler kimlerdir o zaman?

Neden her şeyi açıkça konuşmuyoruz? Böyle yapınca görünmez olup, sorun kalkıyor mu ortadan?

AKP on bir yıllık iktidarında, doksan yıllık sorunlarımızın bütününde ve özellikle de 12 Eylül düzeninin tüm kurumları ve mevzuatları ölçeğinde; örneğin anayasada, partiler ve seçim kanunlarında, MGK’da, YÖK’te, çift başlı yargıda, diyanette, ordu reformunda, tüm temel hak ve özgürlüklerde nasıl bir yol izledi ise, Kürt sorununun çözümünde de benzer bir yolu izliyor.

Eğer çoğu yapılmayanlardan oluşan, not düşecek yer kalmamış bu listeyi beğeniyor iseniz, bu sizin bileceğiniz bir iştir.

Köklü değişimlerden mi, yoksa biraz ordan biraz burdan, ama asla demokratikmiş gibi gözükmeyen ve Doğu despotizmlerine öykünerek devşirilmiş Hakanlıklardan mı yanasınız; bu çıkacak ortaya.

Merak etmeyin hiçbir şey vermiyoruz, diyorlar,

Sorun da bu zaten:

Hiçbir şey vermemek!

Temel hak ve özgürlüklerini tanımazsanız herkesin, debelenmeyin boşuna. Ne yapsanız da çıkmaz burnunuz, o savaşın içinden.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar