Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Öven mi aydındır, eleştiren mi

  • 12.04.2013 00:00

 Ben, penaltı kaçıran çoğu futbolcunun, kaleye şut çekerken topun gideceği yere değil de, kafasını yerden kaldırmadan sadece duran topa bakmakla yetinmesi yüzünden, başına bunun geldiğini çok gözlemlemişimdir.

Son zamanlarda kimi aydınların Erdoğan konusundaki tutumları da sanki biraz buna benziyor.

Hâlbuki olup biteni objektif bir şekilde görebilmeleri, resmin bütününe hâkim olacakları angajmansız bir mesafede durmalarına bağlı değil mi?

Ben şimdi, hiç değilse becerebildiğim kadarıyla bunu yapmaya çalışıyorum.

Çünkü onun, yeterince destekleyeni var, ama yeterince eleştireni yok.

Onun ordusuna bir de ben katılırsam, bu sefer o denetimi kim sağlayacak?

Unutmayınız ki, Erdoğan bir politikacı. On iki yıllık deneyimiyle şunu yakaladığı artık çok bellidir:

Militarist Kemalist vesayet sisteminden mustarip kitleler o kadar çoktular ve o kadar burunlarından soluyorlardı ki, uzun boylu gayretlere bile girişmeden kolaycacık iktidar olmuştu.

Kabına sığmayıp taşan bu gereksinim yüzünden büyüdüğünü; onu var eden ve ayakta tutan koşulların, tükenip gitmiş bu yüzyıllık “ancien régime” gerçeğine dayandığını erkenden kavramıştı.

O yüzden de, hiçbir zaman bu düzeni köktenci bir anlayışla değiştirme yoluna gitmeyecektir.

Erdoğan değişimciliğin değil, değişimci gibi görünmenin tadına varmış birisidir.

Onu canlı tutan ve yaşatan ihtiyacın giderilmesi değil, ona duyulan ihtiyacın sürmesidir.

O nedenle, hiçbir vakit gerçek bir icraat safhasına geçmemiş, daimi surette hep bir vaat safhasında kalmıştır.

Oysa bu on iki sene zarfında camdan promterlerden okuyarak neler söylemediydi bizlere, neler!

Ama artık bize düşen, o söyledikleri ile yaptıkları arasındaki oransızlığı esas alan bir muhasebe ile, bugüne kadarki siyasasının hesap çetelelerini çıkarıp önüne koymak değil midir şimdi? Üstelik yaptıklarından değil, yapmadıklarından giderek hem de.

Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kesintisiz hükümeti olmakla övündükleri bu süreç, böyle bir hakkın doğmasına yeterli sayılabilecek bir zaman dilimini de ihtiva etmiyor mu?

O ise bizle alay edercesine, on iki senedir ezici bir çoğunlukla Meclis’e, iktidara, hattâ yargıya dahi egemen olduğu hâlde, yerini hâlâ mağdurluk edebiyatı yapmak suretiyle muhafaza etmenin gayreti içindedir.

Düzeni değiştirmek ne kelime; ondan yararlanıp beslenmektedir.

Meselâ şimdi, Türkiye’nin temel sorunlarının başında gelen Kürt Meselesinin hâllini, demokratik reformların kendiliğinden gelişecek doğasına yaslayacağı yerde, PKK ile anlaşarak yapmayı tercih etti.

Eğer PKK ile yapılan görüşmeler, somut bir demokrasi projesine paralel yürütülen hamlelerden olsaydı, onu da anlardım. Öcalan’la yürütülen bu anlaşma, tek başına nedir ki?

Bir süreç lâfıdır gidiyor, ama yapılmak istenenlerin neleri içerdiğine dair kırıntı kadar olsun bilgi yok.

Müphem!

Belki böyle söylemek bile doğru değildir.

Zira, AKP’nin alenî bir plânı da yok zaten.

Plânı, plânsızlığı.

Gidişat hangi yönde gelişirse, ona göre hareket edileceği.

Yani içinde, kıvırmaktan tutun da, birtakım göstermelik haklara kadar her türlü pazarlığın daniskası var. Yöntem bu.

Hattâ o yüzden, caymak lâzım geldiğinde elinin altında sorumlu tutacağı bir cephe bulunsun diye, daha başından itibaren CHP ve MHP’nin muhalefet yalazalarına, sönmemesi için sık sık benzin döküyor.

Aynı şey PKK için de geçerli.

Onlar da net değiller. Kendilerini bağlamak yerine, belirsizlikten ne koparırlarsa kârdır gözüyle bakıyorlar.

Adım adım, KCK gibi Kürtlerin hiç de hak etmediği çağ dışı bir düzeni kurmanın azmi içindeler.

Tam şark bezirgânlığı.

Sürecin aktörleri bu kafadaki oyunculardan olunca, ortaya ne belli bir senaryo, ne de yazılı bir piyes çıkıyor; o zaman da meydana irticalen sergiledikleri bir ortaoyunu hâkim oluyor.

Sofistike hazlardan dem vuran kimi aydınların, böylesi yavan skeçlerden nasıl olup da beyinsel lezzetler aldıklarını, doğrusu anlamış değilim.

    


Yeni anayasa

Doğu despotizmi geleneğinden yorumlanarak türeyecek bir başkanlık modelini içermeyecekse, yeni anayasayı da, göreceksiniz yapmayacak.

Onun şu sıralar tek odaklandığı şey, ne pahasına olursa olsun, PKK’nın Kandil’e çekilmesi.

Bu elbet de kötü bir şey değil.

Ancak tek başına Kürt sorununu çözmeyecek.

Kaldı ki, AKP’nin Kürt haklarını lâyık-ı veçhile teslim etmek gibi bir derdi de yok zaten.

Onun bütün amacı, çekilmenin kamuoyunda yaratacağı olumlu rüzgârları arkasına alıp da, başkalık sistemini öngören yeni anayasayı referanduma götürerek kabul ettireceği bir atmosferi yakalamak!

Bu husus, onlar için zorunlu bir nokta.

Çünkü partinin A takımı, önümüzdeki seçimlerde tüzük gereği evlerinin yolunu tutuyor.

Bu durumda, başkanlık sistemi içermeyen yeni bir anayasayla Türkiye’nin değişen nizamını kim kuracak da, kim yönetecek?

Eğer kendisi başkan olmayacaksa, böyle bir düzen değişikliğine ne gerek var?

Siz onların başkanlık için olsa da olur, olmasa da olur, demelerine bakmayın.

Düğüm burada!

Sabah akşam, bununla yatıp, bununla kalkıyorlar.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar