Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Esed’e çata çata, Esed’leşti sonunda

  • 3.06.2013 00:00

 Hani birleştirip bütünleştiriyormuş havalarında “Türk’üyle, Kürd’üyle, Lâz’ıyla, Çerkes’iyle, Arnavut’u Boşnak’ı Arab’ıyla, Sünni’si ve Alevi’siyle” diyerek, ama esasında ne denli paramparça atomize bir toplum olduğumuzu bize her dem kafamıza vura vura hatırlatmandan başka işe yaramayan, âdetâ ağza sakız yaptığın o lâkırdına nispet, herkes sana karşı birlik olmuş bir vaziyette kaç gündür otoriterliğini sarsalıyorlar; bilmem ki görebiliyor musun?

Son birkaç gün içinde şu yaptıklarına bir bak:

İçkiye yasaklar getirerek burayı da Suudi Arabistan’a çevirmeye kalktın. (Hâlbuki bu topraklardaki üzümün ve şarabın Baküs yahut Dionisos diye hususi Tanrısı vardı. İster misin bu başına gelenler onun hışmı yüzünden olsun! Tanrılara karşı gelmenin ne demek olduğunu, sanırım en iyi sen bilirsin.)

Nasıl Kürtler için Mustafa Muğlalı örneği varsa, Aleviler için de; yapacağın yeni köprüye onlara vahşet uygulamış bir figürün adını vermekte hiçbir sakınca görmedin.

Rantiye işadamlarının gözünü AVM’lerinle doyuramadın ama emekçilere gelince, 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nı onlara çok gördün.

Daha önce de, Beyoğlu esnafının dükkânları önüne koyduğu ne kadar masa sandalye varsa, kırmış dökmüş kaldırmıştın.

Emek Sineması’nı, gene bir AVM uğruna bir lâhzada yok ediverdin. Kur’an kursundan ve top kovalamaktan başka bir şey bilmediğin için sen gitmezdin, ama benim çocukluğum o sinemalarda geçmişti.

Yerle bir etmek üzere, şimdi de AKM’yi kolluyorsun. Sanata düşmansın, nasıl güvenelim sana? Meselâ şiirden anladığın, ya Necip Fazıl’dan olursadır, ya da Mehmet Akif’ten olursa; daha ötesi yoktur senin için.

İstanbul’da yeşil alan bırakmamaya sanki yeminli gibisin.

Bir ara Göztepe parkına da göz koymuştun.

Ataköy sahilini boydan boya betonculara satmıştın.

Hatırlıyorum, Ataköy’ün blokları arasındaki yeşil boşluklara bile dadandıydın da, elinden zor kurtarmıştık o bahçeleri.

Beşiktaş Meydanı’nı, baksana ne hâle çevirmişsin. Deniz Müzesi’ni yıkıp ortalığı ferahlatacak yerde, tıpkı Harbiye’deki Askerî Müze’ye benzer rezil yeni bir bina daha kondurarak, ama yetinmeyip halkın elinden aldığın iskeleyi de katmak suretiyle devasa bir yeni otel kitlesi de yaratarak, iyice okumuşsun canına oraların.

Şimdi de Taksim Gezi’ye kışla yapacağım diye tutturuyorsun.

Bu konudaki ısrarının sebebi, II. Meşrutiyet’te o kışlada dinsel nedenlerle ayaklanan Avcı Taburlarının isyanını bastırmak üzere Selânik’ten kopup gelen İttihatçı Hareket Ordusu’na tarihsel bir sembolizmle nazire yapmak mıdır, bilmem ki?

Allah’tan bu millet, öfkelerinde kundaklayarak büyütüp biriktirdiğin ve güç kazanınca uygulamaya sokacağın kin ve nefret kokan hırslarına alet olmayacağının tepkisini açıkça gösterdi sana.

İlkin Cumhurbaşkanı Sayın Gül, arkasından Arınç ve günlerdir ortalıkta görünmeyen Topbaş, nihayet erdemli birkaç lâf ettiler de, ortamı biraz olsun yumuşattılar.

Demokrasiye hasret yaşamış bu mazlum ve mahzun halk, derdine derman olacağını umarak kalkmış sana yetki vermiş; senin ise onlara şu yaptığına bak!

Bilinçaltına yerleşmiş o ketum devletçi hafızan mı depreşiyor da, onları yönetmeye kalkıyorsun zorla?

Halkı yönetmek için var değilsin sen!

Halk bıkmış, yüzyıllardır sürüymüş gibi güdülmekten.

Bırak, o bilir ne yapacağını, nasıl yaşayacağını.

Sen, sana teslim ettikleri, her an ısırmaya hazır ve nâzır, devlet bürokrasisi dedikleri çarkı çekip çevirecek ve yöneteceksin; onları değil.

Onlar özgür olacaklar.

Sen dâhil, burnunu sokmayacak hiç kimse, işlerine.

Yapacağın tek şey var; onların hayatını kolaylaştırmak, o kadar.

Yeşil alan mı istiyorlar, yeşil alan yapacaksın.

Sinemaları yıkılmasın mı istiyorlar, yıkılmasına engel olacaksın.

İçki mi içecekler, karışmayacaksın.

Başbakansan başbakanlığını bileceksin. Her şeye maydanoz olasın diye koymadılar seni oraya. Eğer dinsel misyonlar yüklenmek istiyorsan, bırakırsın siyaseti, diyanet sınavlarına girer, cami hocası olursun. Çıkar vaaz verirsin. Nasıl generallere “kendi işine bak” derken haklı idiysek, bunu senden isterken de haklıyız şimdi.

Sense faşizmin gazlı yollarında, kendini kaptırmış gidiyorsun.

Bu muydu geleceğin nokta?

Kum çakıl çimentoya doymamak!

Ve şehvetle ağaç kesmek!

Hoş, bütün o tepkiler, tabii ki sadece o kesilen ağaçlar yüzünden değil, elbet de.

O kadar çok girdin ki harîm-i ismetimize, kaç çocuk yapacağımızdan tut da, ne yiyip ne içeceğimize kadar karışmadığın yer kalmadı yaşama biçimimizde.

Her gün televizyonlara çıkıp, görevleri yalnızca seni alkışlamak olan adamlarının önünde, kendini o kadar çok, o kadar çok övdün ki, hepimize gına geldi.

Sonunda herkesi bıktırdın.

Dikkatini çekerim, yıpranan tek sen oldun; AKP değil. Çünkü bir tek sen varsın. Onlar da hepimiz gibi seni dinlemekten konuşmayı unuttular; onlar da hepimiz gibi mağdur oldular.

Bir de koca şehri tertemiz yaptım, demen yok mu!

Aman Allah’ım... bunu nasıl söylersin?

Bombalarınla gaz çıkara çıkara, sen değil misin İstanbul’u kokutan?


[email protected]

http://www.taraf.com.tr/namik-cinar/makale-esed-e-cata-cata-esed-lesti-sonunda.htm

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar