Namık ÇINAR
Namık ÇINAR

Gazete: Taraf GAZETESİ

Çok endişeliyim

  • 7.06.2013 00:00

 Hazır polisin gaz stokları azalmışken, şu Taksim Gezi’nin yolunu bari bir de ben tutayım, dedim kendime.

İyi ki gitmişim.

Benliğimi sınama olanağı buldum çünkü.

12 Mart’ta teğmenken çapulcunun tekiydim.

12 Eylül’de ise, eski bir çapulcu olarak erken davranmış, onlar atmadan bu sefer kendim ayrılmıştım.

N’apayım, elimde değil; can çıkmadan, besbelli ki huy da çıkmıyor.

Ne mutlu bana ki, artık yaşlanmış da olsam, meğer halâ bir çapulcu imişim; dün bunu bir kez daha görmüş oldum.

Çoğu artık benim çocuklarımdan bile küçük, binlerce binlerce gencecik kız ve oğlan, evcilik oynar gibidevrim yapıyorlar.

Polis giremesin diye Taksim’e çıkan yollar üzerine kurdukları barikatlarda, gömülmemiş cesetler gibi duran yanmış otobüslere, polis arabalarına ve ters çevrilmiş otomobillere bakarsanız, bunları onların yapmış olabileceğine dünyada inanamazsınız.

Zaten o çocukları, mevcut hayat felsefelerinizle değerlendirmeye kalkacaksanız, boşuna yorulmayın, anlayamazsınız.

Bir kere en önce, galiba biraz da değirmende öğüttüğünüz o ak saçlarınızı önünüze dökecek, bu olayı fırsat bilip o kafalarınızı değiştireceksiniz.

Devletin her boydan görevlisi onlardan o denli korkmuş ki, on gündür aralarına girmeye ve onları anlamaya cesaret eden bir kişi bile çıkmadı.

Oysa, altlarına tercihan diz kapakları yırtık birer kot çekip üstlerine de tişört geçirerek, “n’aber gençler” diye aralarına dalsalar, omuzlara alınıp hep beraber eğlenmezlerse, kör olayım!

Tabii, hepsinin üzerine sinmiş Erdoğan korkusunu da unutmamak gerekiyor. Çünkü Başbakan, kendi dükkânı olarak gördüğü devlet kapısına “seyahat nedeniyle kapalıyız” levhası asarak gittiği için, ne yapsın garipler, onlar da şimdi hükümet avlusunun duvarına sıra sıra çömelmiş, gurbet yolu bekler gibi, bekleşiyorlar.

Devletin ve toplumdaki erişkinlerin bu içler acısı durumunu henüz mamayla beslenen o gençlerin ortaya çıkarması, hem bize yeniliklere nereden başlayacağımızı ve gerçek yaratıcılar ile taşıyıcıların kimler olacağını işaret ediyor; hem de bir trajediyi komediye çevirerek, gerginliğe değil kendimizle eğlenmeye davet ediyor.

Bir kere silme neşeliler; somurtkan birini aramayın hiç, bulamazsınız. Acaba polis yok diye mi nedir; ortalıkta endişeli bir hava da sezilmiyor.

Aptal bir afişe de rastlayamazsınız; hödüklük, barikatların ötesinde tutulacak şekilde yasaklanmış âdetâ.

Guinness Rekorlar Kitabı’na girmek için, en uzun süren piknik yarışına kalkışmışlarcasına da, yorgunluk akıyor gözlerinden.

Ama olsun, mutlular.

O yüzden, kimileri çimenlerin üstünde, sere serpe yatıyorlar.

Yanlarından bakınarak geçtiğim, başını kız arkadaşının dizine koyup da uzanmış keyfine diyecek olmayan bir delikanlı, “Tayyip Amca böyle olunca değil, kız yaparsa hiddetleniyor” dedi usulca bana, gözlerimde soru var zannederek.

Sakın miskin oldukları falan geçmesin aklınızdan, ha! Tersine, müzesi, kütüphanesi, ne istersen bedavaya alabildiğin devrim marketi, hattâ dilek/adak yeri, şarkıları, türküleri ve halaylarıyla tam bir cümbüş, capcanlı bir panayır yeri burası.

Twitter’dan gelen çok hoş mesajları da bezlere kartonlara yazmışlar, zekâlarını sergiliyorlar.

Ne ki bu kokuşmuş düzen,140 harfli o twitlerden şimdi it gibi korkuyormuş.

Benim zamanımda da 141-142 ile korkarlardı, şu hâle bak!

Bu çocuklar Kandil gecesi mevlit okutuyorlar, ama AKP’li değiller.

Atatürk posteri taşıyorlar, ama CHP’li de değiller.

Zaten, canınıza bu kadar kolay okuyabilirler miydi, CHP’li olsalar?

Yeltenmesin kimseler bir taraflara çekmeye, zira benzemiyorlar hiç birinize.

Bu gençler, uygar bir ülkenin özgür bireyleri olmak istiyorlar sadece.

Tabii ki bir sürü eksikleri var; ama siz erişkinlerden ve tümü demode olmuş kurumlarınızdan her halükârda çok ama çok daha ilerdeler.


“Ancien regime”
in yerine demokrasi getireceğine söz veren Erdoğan, kendisine bunun için yetki veren halkı kandırmış, onun yerine kafasındaki dinsel içerikli düzeni uygulamaya koymuştur.

Yasaması yürütmesi yargısıyla, siyasi partileri bürokrasisi üniversiteleriyle, sendikaları baroları medyası ve iş dünyasıyla, kırk akıllının yapamadığını işte bu çocuklar yapmıştır.

Körpecik yavruların isteklerine kulak vermek ve anlamak yerine onları çapulculukla suçlamanın, kendi halkına sıçan diyen Kaddafi’den kalır yanı var mıdır, yok mudur; insan kendine dönüp sormaz mı hiç bunu?

İşin acı yanı, daha geçenlerde “vur de vuralım, öl de ölelim” diye slogan atan taraftarları yüzünden Bahçeli’ye demediğini bırakmayan Erdoğan, bugün kalkmış yandaşlarını meydanlara dökebileceğini ima edebiliyor.

Bu yazıyı bitirirken, televizyonda Başbakan’ın son beyanatını duyuyorum ve diyorum ki:

Ey izan, nerdesin ey izan?

Seni arıyorum endişeyle!


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar